“Ali Yolu“ / “Alevi İslam Toplumu“ ismiyle Avrupa Alevilerinin içinde örgütlenmeye çalışanlara dair…

 Tarih: 11-04-2019 11:57:45   Güncelleme: 11-04-2019 12:59:45
Editör: Haber merkezi Kaynak: Zeynep Aslan
İnsan-ı merkez alan Alevi anlayışı, öğretisini bir nevi “ruhban sınıfına“ bırakılmayacak kadar “Can anlayışı“ odaklıdır. Can’ın esas olduğu bir öğretide bir grubun ‘kendini salt soya bağlayarak oradan bir otorite sağlama umudunu‘ kabul etmez. Alevi öğretisi “rızalık“ ilkesinde, yoldaşlığı ve yarenliği arzeder. Alevi canlarının olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair herşey vardır. Çünkü Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir…

“Ali Yolu“ / “Alevi İslam Toplumu“ ismiyle Avrupa Alevilerinin içinde örgütlenmeye çalışan bir grup var. Bu yapı giderek güçlenen bir özgüvenle hareket sahasını genişletmeye ve topluma nüfuz etme oranını yükseltmeye çalışıyor. [İlk etapta göze çarpan ise şu ayrıntı oluyor: Bütün Alevi yapılanmalarının içinde sürekli aynı profiller öncülük ediyor ve ön sıralarda yerlerini alıyorlar. Bunlar bir kuramın stabil kalmasının ve statükoculuğun derinleşmesinin vede marjinalleşmenin önünü açmanın da aktörleridir aynı zamanda. Bu cümle, bütün Alevi kurumlarına ilişkin bir ifadedir.] 19.12.2018 tarihli “AABF Kuruluş Amacına Dönmeli“ çağrıları ve şu günlerde “Ali Yolu“ adı altında düzenledikleri toplantılar, bu hareketin arkasında “başka“ bir aklın olduğuna işaret ediyor. Bu yazımda konuyu bu tarafından irdeleyeceğim;

 

Belirttiğim çağrıda “Alevi kurumları içinde bulunup, Alevi inancını siyasî/ideolojik hedefleri ve çıkarları için kullananlar ve ‘İslam Dışı Alevilik‘ fitnesini Alevilerin arasında yaymaya çalışanlar bütün Alevi kurumlarını derhal terk etsinler“ cümlesini kullanmışlar. Buradan hareketle “İnançta Birlik“ çağrısında bulunuyorlar.

 

Biraz tarihe bakalım; Arap yarımadasında 8.yy’dan itibaren “Bâtıni Hareketler“ gelişmiştir. Bunlar köylü ve toprakla uğraşan “kul“/“teba“ zümresini oluşturanlar tarafından oluşturulmuşlardır. Kureyş kabilesinin üyeleri “İslam temsilcileri“ aristokratlar olarak bu zümrenin üzerinde egemen olan kesimi teşkil ediyordu. Feodal devlet sistemini yöneten bunlar otoriteyi sağlamak üzere halkın üzerinde çeşitli baskı araçlarını kuruyorlardı. Elbette, insanlık tarihi boyunca olduğu gibi, burada da muhalif (şu durumda bâtıni) hareketler gelişti.

 

Bâtıniler “İslam’ın sömürücü düzenine“ karşı ortaya çıkmışlardır. Bütün diğer sami ve semavi dinlerde de olduğu gibi İslam’da bir adalet, eşitlik ve özgürlük talebiyle ortaya çıktı fakat kurulan İslam devleti sınıfsal bir temele dayanıyordu (Efendiler/Yönetenler, Hür İnsanlar, Mevaliler, Köleler).[1] Kılıcın zoruyla yayılan İslam ve insan haklarının olmadığı bir dönemde, “onlar gibi görün ama gerçek bilgiyi aşıla“ şiyarıyla harket eden “bâtıni hareketler“in içeriği ile ilgili Bulut Sıhabeddin el Nuveyri’nin dönemin ‘Dendan‘ lakabıyla bilinen Muhammed bin Hüseyin bin Çahar Bextar’ın şu ifadesini alıntılıyor[2]

 

[…] O halde, Şii mezhebinden görünüp Ehl-i Beyt’i severmiş gibi yapacaksın! Ona ağıt yakıp, davasını güdüyormuş gibi davranacaksın! O zaman göreceksin ki, insanlar seni haklı bulacaklar. Sonra İslam’ın ne olduğunu Ehl-i Beyt’e yapılan zulümle özdeşleştirip, ‘İşte İslam budur!‘ demeye getireceksin! […].

 

İsmaililer bâtıniliğin radikal kolunu oluşturularken Şiilik daha ılımlı ve uzlaşmacı bir çizgide hareket ediyordu.[3] Dönemin koşullarında, gizlilik (zahir-bâtın) ve “takiye“ uygulamak can güvenliği açısından önemliydi. Halkların otantik inanışları ile harmanlanan İslam karşıtı bu hareketler, belli bir aristokrat ailenin (Kureyşler, Abbasiler, Emeviler) despoti devlet yönetimine karşıydı. Onlar, daha sonraki süreçlerde Karmati, Hurufi, Râfizi vs. gibi isimlerle yönetim tarafından ‘ötekileştirilenler‘ olarak varolmaya devam ettiler. Bu hareketlerin, uğruna mücadele verdikleri toplumsal yaşam ise eşitlikçi, adaletçi ve özgürlükçü bir yapıdaydı. Hasan Sabbah ve yoldaşlarının 10.yy‘da Alamut Kalesi‘nde örgütlenmesi, burada “Dai“lerin yetişmesi, ki bunlar insanın ve doğanın merkez alındığı bu anlayışı kitlelere yaymak üzere çalışan misyonlerlerdi, bu sürecin bir parçasıdır. Hünkar Bektaş Veli’nin benimsediği bilgide buraya dayanmaktadır ve bu denklemde okunduğu taktirde farklı pencereleri açmaktadır. Nitekim, daha sonra Osmanlı devletinin Balım Sultan ile geliştirdiği “Bektaşilik“ Hünkar’ın bilgisi ile özdeş olmaktan öte, merkezileşen devletin hüküm sahasını denetim ve kontrolü altına alma çabaları egseninde değerlendirilmelidir. Özellikle, devlet yönetimlerinin İslam içerikleriyle idare edildiğini düşünürsek, bu olgunun bir kez daha altı çizilmiş olacaktır. Örneğin, birçok araştırmacı gibi, Sosyolog Ahmet Taşğın’da İran ve Osmanlı devletlerinin arasındaki münasebetlerin siyasi ve iktisadi sebeplerinin olmasına karşın, politik dilleri ve örgütlemeleri din (Şii ve Sünni ortodoks) ile vukuvbuluyordu[4] Nitekim, Baba-i Ayaklanmaları (13. yy.), Kızılbaş Ayaklanmaları (15./16.yy), Celal-i Ayaklanmaları (17.yy.) çiftçi ayaklanmaları olarak sosyoekonomik ve sosyopolitik bir zeminde değerlendirilmelidir.

 

İslam bu dönemlerin devlet paradigmasının dili ve ideolojik çeperi olduğundan, egemen  yönetimlere karşı aynı minvalde cevaplar geliştiriliyordu. Yani İslam’ı direk hedef alan hareketler direk ölüm cezalarıyla karşılık buluyordu. Böylesi bir otoritenin karşısında, yine, Kızılbaş geleneği içinde büyümüş ve harmanlanmış Şah İsmail kendi iktidar sahasını oluşturuken, Osmanlı devletinin Sünni Ortodoks devletine karşı, Şii Ortodoks bir devleti siyaseten yerleştirdi.[5] Bugün Alevilerin kutsal kitabı kabul edilen “Buyruk“ (ki aslında Risalelerden oluşur) bu dönemde kurulan ‘İhtisası Mahsusa’nın bir ürünüdür. Amaç, Anadolu’da yaşayan toplulukları kendi iktidar ve hüküm sahasına dahil etmek üzere örgütlemekti.

 

Çok kısa ve kabaca ifade ettiğim bu bölümde gelmek istediğim nokta şudur: İslam tarihi de son derece siyaseti içinde barındıran bir karaktere sahiptir.

 

Özellikle 19.yy’dan itibaren İkinci Mahmut ile birlikte Osmanlı devlet otoritesini daha merkezi bir hale getirmek için, bir nevi “devlet içinde devlet“ olan Hünkar’ın bektaşiliğinden farklı bir bektaşiliği içeren Yeniçeri Ocağını lağvetmeyi gerekli görmüştür.[6] Bu dönemde „vatandaş“ profilini daraltılmış olarak “Türk-Sünni-İslam“ olarak tanımlayan devletin bu tanımlamasına sığmayanlar “Alevi“ (“güruh-ı Alevi ve refâfız“, “güruh-ı mekrûha“, “erbâb-ı rıfz ve ilhâd“ vs.) olarak tanımlandı. Kızılbaşlar ile şehirlerde devletin içinde yerlerini almış fakat süreç içinde ayrı bir otoriteyi geliştirmiş olan Bektaşileri “özdeşleştirerek“ merkezileşmek ve otoriteyi derinleştirmek isteyen devlet, bunu “Sünni-İslam etrafında öbeklenen bir ortodokslaşma“ (“Sünni endoktrinasyon“[7]) ile yapmak istedi. Dolayısıyla, “Alevi“ tanımlaması oldukça modern ve dışarıdan atfedilmiş bir tanımlamadır.

 

Yine hızlı bir geçiş yaparak, “İslam Aleviliği“ tanımının da Avusturya İslam Yasası kaynaklı yeni bir tanımlama olduğunun altını çizmek gerekir.

 

Bir yandan Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (CEM) minvalli Osmanlı devleti kökenli bir proje olan „Makbul Alevilik“ yaratma gayretleri günümüzde aynı biçimlerde devam ettiğini zaman içinde daha net görebiliyoruz. Sözü geçen çağrıda da kullanılan dil ve üslup son derece bu paradigma dahilindedir. Bu “Makbul Aleviliği“ kabul etmeyenleri “fitne“ yapmakla suçluyorlar. Alevi hareketlerini eleştirel ve tarihi kontekstlerde değerlendirmeyi doğru bulanlara “hakaret ettiklerini“, “iftira attıklarını“ söylüyorlar. Oysa ki Alevilikler, okumamış, araştırmamış, sorgulamamış, tarihi, felsefi ve sosyolojik bilgilerden yoksun olanlara bırakılmayacak kadar derin ve zengin bir mirasa sahiptir. Anlaşılıyor ki, bu çağrıyı kaleme alan “Dedeler“ Alevilerin kendilerini eğitmelerine, soru sormalarına, eleştirel duruşları geliştirmelerine, okumalarına, aydınlanmalarına karşıdırlar. Öyle görünüyor ki, bunlar ortodoksiyi yeğleyen bir boyutta seyretmeyi tercih ediyorlar. Oysaki, Alevi öğretisi bilimi, doğayı, yaşamı, dönüşüm ve değişimi esas alır. 

 

Dedelerin soy şecerelerinin de bir tarihi vardır. Özellikle 17.yy’a ait olan Osmanlı mühürleriyle bezenmiş bu şecerelerin tarihi kontekstleri de artık bilinmektedir. Alevi öğretisi İnsan-ı Kâmil olma yolunu anlatır. Bu yolda süreçlerden geçilir. Geçilen bu süreçlerde yola ikrar vermiş Talipler, Dedeler ve Analar (!) tarafından destek ve yoldaşlık görürler. Yolda bu yarenliği yapacak olan inanç önderleri “bilge insanlar“ olmalıdırlar. Daima kendilerini eğitmeli ve Taliplerin ve onların içinde bulundukları yaşam koşullarına daima cevaplar yaratabilmelidirler. Özellikle, yeni kuşaklar ‘kendisini soy endeksli gerekçelendiren tabî bir otoriteyle‘ ifade eden Dedeleri kabul etmiyorlar. 

 

İslam’ın günümüze dek domine ettiği bir coğrafyada daima mualif bir tarafta olan Alevi toplumları ve onların öğretisi neden bugün ısrarla İslam kalıbının içinde eritilmeye çalışılıyor? Tarihten de okuyabildiğimiz üzere “makbul vatandaş“ dedikleri, Sünni veya Şii vatandaş oluyordu ve Aleviler daima devletin ihtida politikalarıyla “sünnileştirilmeye“ veya “şiileştirilmeye“ (İran’da Kızılbaşlık yasaktır), yani devlet düzenini ve denetimini sağlamak üzere, “müslümanlaştırılmaya“ çalışılan bir grup olarak görülüyordu.

 

Tarihten okuduklarımızla baktığımız zaman, bu sürecin ve süreçlerin bir sonucu olarak meydana gelmiş bu “İslam Aleviliğini“ bir sosyolojik gerçeklik olarak kabul etmek durumundayız. Ancak bütün Alevilikleri buranın üzerinden İslam kalıbına yerleştirme ve orada eritme girişimlerine karşı gelmek, Alevi öğretisinin esas değerlerini korumak anlamına da gelmektedir. “Hak-Muhammed-Ali“ üçlemesi zâhirde tıkanarak İslam yöneticilerini kutsarken, takiyesi bâtında “Hak-Evren-İnsan“ üçlemesini kasteder ve kutsar. Alevilik salt 12 İmamların biyografik tarihlerine sıkıştırılamayacak kadar geniş bir yelpazeye sahip bir halk hareketidir. Bu hareket tekçi, ortodoks ve hiyerarşik anlayışlara karşı dururken, insanı ve yaşamı merkez alan bir dünya görüşü ile semavi dinler ile değil ortodokslaşmamış halk inanç sistemleriyle okunursa daha doğru cevapları beraberinde getirecektir. İnançlar geçişken, değişken ve gelişken olurlarken, din dediğimiz olgu sınıfsal bir zemine sahip, hiyerarşik, kutuplaştırıcı, ortodoks ve herşeyden önce dogmatiktir.[8] 

 

İnsan-ı merkez alan Alevi anlayışı, öğretisini bir nevi “ruhban sınıfına“ bırakılmayacak kadar “Can anlayışı“ odaklıdır. Can’ın esas olduğu bir öğretide bir grubun ‘kendini salt soya bağlayarak oradan bir otorite sağlama umudunu‘ kabul etmez. Alevi öğretisi “rızalık“ ilkesinde, yoldaşlığı ve yarenliği arzeder. Alevi canlarının olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair herşey vardır. Çünkü Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir. Mevcut kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan fakat oralara sığmayan Alevilikler özgün bir konumda ve yapıdadır. Problem de, denetim ve kontrol amaçlı tekleştiren devlet modellerinin bu özgünlüğü kabul edemeyişinde yatmaktadır. Egaliter (eşitlikçi) yapılar insanlık tarihi boyunca yok edilmeye mahkum kılınmıştır. Alevilikler ise günümüze dek direnmeyi başarabilmiştir. Kendisinin varoluşunu tehdit eden saldırılarda bu direniş gücüyle orantılıdır.    

 

Son olarak, arkasında ciddi bir devlet aklı olan “İslam Alevi“ yöneticilerinin gerekli olan kitle sayısını yaratma girişimlerinde olduğunu, Avusturya devlet yetkilileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerden biliyoruz. Aynı devlet yetkilileri, “madem öyle, İslam Alevilerine vermiş olduğumuz tanınmayı geri çekelim ve bu hakkı size verelim“ saçmalıklarına kendimizi yem etmeyecek kadar onurlu olduğumuzunda altını çizmek istiyorum. Her koşulda, Alevi topluluklarını birbirine karşı kutuplaştırma çabaları, ancak “fillerin“ işine yaramaktan öteye geçmeyecek olduğununda fevkalade bilincindeyiz…     

 

Zeynep Arslan

11.04.2019

 

[1] Bulut 2018 (4. Baskı): 30-33.

[2] A.g.e: 126.

[3] İsmaililer Musa-i Kazım’ın büyük kardeşi İsmaili İmam kabul etmişlerdir. İsmail’in bâtıni hareketlerle bağlantıları vardı. A.g.e. 81 ve 106.

[4] Taşğın 2004; 2009.

[5] Arslan 2016; Arslan 2018.

[6] Tulaşoğlu içinde Çakmak/Gürtaş 2015: 165-185.

[7] Tanımlama için bkz. A.g.e.

[8] “Din” ve “İnanç” arasındaki farklılık için bkz. Luhmann 2002.

Etiketler örgütünde
  Bu haber 28521 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

  FACEBOOK YORUM Yorum

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray4310--610
    2Beşiktaş4301--59
    3Kocaelispor4301--29
    4Trabzonspor4211--57
    5Gaziantep FK4211--27
    6Amed4211--27
    7Alanyaspor4211--17
    8Gençlerbirliği S.K.4211---37
    9Fenerbahçe4202--26
    10Kasımpaşa4130--16
    11Rizespor4202---16
    12Başakşehir4112--04
    13Samsunspor4112---14
    14Çorum FK4112---24
    15Erzurumspor FK4112---64
    16Eyüpspor4103---43
    17Göztepe4013---41
    18Konyaspor4004---50
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    BugünBeşiktaş20:00Erzurumspor FK
    12 Eylül, CumartesiEyüpspor17:00Rizespor
    12 Eylül, CumartesiSamsunspor17:00Çorum FK
    12 Eylül, CumartesiKonyaspor20:00Trabzonspor
    12 Eylül, CumartesiAlanyaspor20:00Göztepe
    13 Eylül, PazarGençlerbirliği S.K.17:00Kasımpaşa
    13 Eylül, PazarGalatasaray20:00Kocaelispor
    13 Eylül, PazarAmed20:00Başakşehir
    14 Eylül, PazartesiGaziantep FK20:00Fenerbahçe
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Batman Petrolspor6510--716
    2Bursaspor6501--815
    3Kayserispor6411--713
    4Mardin 19696330--612
    5Iğdır FK6402--412
    6Keçiörengücü6321--711
    7Sarıyer6312--110
    8Bandırmaspor6231--89
    9Muğlaspor6231--19
    10Manisa F.K.6222--18
    11Fatih Karagümrük6222---18
    12Pendikspor6222---38
    13Sivasspor6132---26
    14Antalyaspor6204---36
    15Vanspor FK6123---65
    16Bodrum FK6042---34
    17Esenler Erokspor6042---44
    18Ümraniyespor6033---33
    19İstanbulspor6024---92
    20Boluspor6006---160
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    BugünSarıyer20:00Bandırmaspor
    12 Eylül, CumartesiBoluspor17:00Pendikspor
    12 Eylül, CumartesiVanspor FK17:00Keçiörengücü
    12 Eylül, CumartesiÜmraniyespor20:00Antalyaspor
    12 Eylül, CumartesiBodrum FK20:00Batman Petrolspor
    13 Eylül, PazarSivasspor17:00Muğlaspor
    13 Eylül, PazarIğdır FK17:00Mardin 1969
    13 Eylül, PazarBursaspor20:00Esenler Erokspor
    13 Eylül, PazarFatih Karagümrük20:00Manisa F.K.
    14 Eylül, PazartesiKayserispor20:00İstanbulspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Çorluspor 19471100--53
    2Aliağa FAŞ1100--33
    3Elazığspor1100--23
    4İnegöl Kafkas Gençlik1100--23
    5Güzide Gebzespor1100--23
    6Şanlıurfaspor1100--13
    7Erbaaspor1010--01
    8Muş Sport Klübü1010--01
    968 Aksaray Belediyespor1010--01
    10Somaspor1010--01
    11Isparta 32 Spor1001---10
    12Ankaraspor1001---10
    13Menemen FK1001---20
    14Sebat Gençlikspor1001---20
    15Arnavutköy Belediyespor1001---30
    16Kastamonuspor1001---50
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kırşehir Belediyespor1100--43
    2Karaköprü Belediyespor1100--23
    3Mazıdağı Fosfatspor1100--23
    4Bitlis Özgüzelderespor1100--23
    5Niğde Belediyesispor1100--23
    6Osmaniyespor1100--13
    7Talasgücü Belediyespor1100--13
    8Yeşilyurt Belediyespor1100--13
    9Adana Adaletgucu1001---10
    10Ağrı 19701001---10
    11Diyarbekirspor1001---10
    12Kırıkkale Büyük Anadolu1001---20
    13Yeni Mersin Idmanyurdu1001---20
    14Adanaspor1001---20
    15Silifke Belediyespor1001---20
    16Yozgat Bld Bozokspor1001---40
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    12 Eylül, CumartesiKırşehir Belediyespor15:30Yeni Malatyaspor
    12 Eylül, CumartesiKaraman FK15:30Bitlis Özgüzelderespor
    12 Eylül, CumartesiTalasgücü Belediyespor15:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    12 Eylül, CumartesiAdana Adaletgucu15:30Adanaspor
    12 Eylül, CumartesiYeşilyurt Belediyespor19:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    12 Eylül, CumartesiNiğde Belediyesispor19:00Yozgat Bld Bozokspor
    13 Eylül, PazarKaraköprü Belediyespor15:30Osmaniyespor
    13 Eylül, PazarMazıdağı Fosfatspor15:30Diyarbekirspor
    13 Eylül, PazarSilifke Belediyespor15:30Ağrı 1970
    Son güncelleme: 11.09.2026 15:00:32