Boykota Destek Veren Öğrenciler Cezaevinde, Sanatçılar İşsiz: İktidar Tepki Gösteren Herkesi Cezalandırıyor
Tarih: 05-04-2025 08:54:32 Güncelleme: 05-04-2025 08:59:32WELG | İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik operasyonlara karşı yükselen halk tepkisi yalnızca miting alanlarında ya da sosyal medyada değil, artık cezaevi koğuşlarında ve sanat dünyasında da hissediliyor. 2 Nisan’da yapılan boykot çağrısının ardından rejimin başlattığı baskı dalgası, sadece sokağı değil üniversiteleri ve sahneyi de hedef aldı.
Bugün yüzlerce üniversite öğrencisi vize haftasına cezaevinde girerken, boykota destek veren sanatçılar da işlerinden ediliyor. Bu tablo, Türkiye’de “hak kullanımı”nın artık cezalandırıldığı bir olağanüstü hâl düzenini gözler önüne seriyor.
Cezaevinde Sınav Olmaz mı? 300'den Fazla Öğrenci Eğitimden Koparıldı
İBB’ye yönelik operasyonlara karşı düzenlenen protestolarda gözaltına alınan ve ardından tutuklanan 300'ü aşkın üniversite öğrencisi, yaklaşan vize sınavları öncesi eğitim hakkından tamamen mahrum bırakıldı. Cezaevlerinde sınavlara katılım için hiçbir düzenleme yapılmazken, bu durumun sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik işkence olduğu ifade ediliyor.
Avukat Ekin Baltaş’ın Cumhuriyet’e verdiği demeçte belirttiği gibi, öğrencilerin sınavlara girme hakkı hem Anayasa hem de AİHM kararları ile güvence altına alınmış durumda. Ancak cezaevleri bu sürece dair hiçbir adım atmıyor. Öğrenciler aynı kıyafetlerle günler geçiriyor, kantin alışverişi yapamıyor ve en temel insani ihtiyaçlara dahi ulaşamıyor.
“Bu gençlerin cezaevinde olması bir tercih değil, bir sindirme politikasıdır. Eğitimden uzak kalmaları pişman etmeye yönelik sistematik bir baskıdır.” – Av. Ekin Baltaş
Sanatçılar Hedefte: “Omurga Her Şeydir”
Rejimin baskı aracı yalnızca yargı değil, aynı zamanda medya ve kültür dünyası üzerinden de şekilleniyor. Tüketim boykotuna destek verdiği için TRT’nin “Muhabir” adlı dizisinden çıkarılan oyuncu Başak Gümülcinelioğlu, sosyal medyada yaptığı açıklamayla baskılara direndiğini gösterdi.
Sanatçı, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Omurga her şeydir. Kaybedilmemesi gereken en önemli şey ise karakterdir. Hakkımı savunmayı annemden öğrendim. Emekle kazandım, üç işte çalıştım. Gözüm kimsenin lokmasında olmadı ama ben kazandığım lokmanın bedelini çok iyi bilirim.”
TRT’nin kamu yayıncılığı sorumluluğunu rafa kaldırarak “rejime sadakat” çizgisine çekilmesi, artık kültürel üretimin bile doğrudan siyasi sadakat üzerinden değerlendirildiğini gösteriyor.
Rejimin Hesaplaşma Alanı: Direnişi Susturma Hamlesi
İBB operasyonları ve boykot protestoları rejim açısından bir kırılma anına dönüştü. Toplumun yalnızca meydanlarda değil, sosyal medyada, üniversite kampüslerinde, dizilerde ve şarkılarda itiraz yükseltmesi, rejimin tüm aygıtlarını harekete geçirdi.
Üniversiteliler fişleniyor ve tutuklanıyor,
Gazeteciler sokakta hedef alınıyor,
Oyuncular setlerden çıkarılıyor,
Sosyal medya hesapları kapatılıyor,
Cezaevlerinde temel haklara erişim engelleniyor.
Rejim, yalnızca siyasi rakiplerini değil, toplumu dönüştürmeye çalışan tüm aktörleri hedef tahtasına koymuş durumda.
Toplumsal Rıza Yerine Toptan Ceza
İktidarın bu uygulamaları artık tek bir şeye işaret ediyor: Toplumsal rıza bitti. Yerine ceza rejimi kuruldu. Anayasal haklara sahip çıkmak, iktidarın hoşuna gitmeyen bir gösteriye katılmak, bir tweet atmak ya da bir tiyatro oyununda oynamak artık birer suç delili olarak dosyalara ekleniyor.
Ama halk sustuğunda değil, konuştuğunda tehlike çanları çalıyor. Bu yüzden iktidar, halkın konuşmaması için tüm aygıtlarını seferber ediyor. Bu yüzden üniversiteli gençler koğuşlarda, oyuncular sete alınmıyor, gazeteciler hedef alınıyor. Ve bu yüzden, 2 Nisan boykotunun yankısı hâlâ sürüyor.
@welgmedya.com




























