Dr. Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Türkiye Gündemini TBMM’de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi

 Tarih: 25-02-2022 12:24:08
 Dr. Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Türkiye Gündemini TBMM’de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi
Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Gündemi TBMM'de düzenlediği basın toplantısında değerlendi.

 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ülkesindeki ekonomik krizi unutturmak için hamasete ve Ukrayna'yı işgal politikalarına sığınıyor.

 

WELG - Değerli basın mensupları dün sabah dehşet veren görüntülerle uyandık. Rusya Ukrayna'yı işgal ediyor! Ukrayna'daki iç karışıklıkları bahane edip Rusya Devlet Başkanı Putin Ukrayna'ya giriyor. Yüzlerce insanın öldüğü haberleri geliyor, çarpışma haberleri geliyor, kan, ölüm ve gözyaşı haberleri geliyor. Biz insan hakları savunucuları olarak bu işgale karşıyız ve dünyanın tüm ülkeleri de bu işgale kınıyor, ülkemizde de iktidarı ve muhalefeti ile bu işgal kınanıyor ve kesinlikle kabul edilecek bir hal olmadığını görüyoruz. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin niye böyle bir işgal harekâtına girişti çünkü bizim ülkemizde olduğu gibi baskıcı yöneticilerin bir metodu vardır, ülkesindeki sorunları unutturmak, ekonomik krizleri unutturmak için hamasete sığınırlar ve işgal politikalarına sığınırlar. Sonuçta işte Putin'in de yaptığı budur ve ülkesindeki sorunları sümenaltı etmek için Ukrayna'ya yönelik bir işgal girişimi başlatmıştır. Bu apaçık bir işgaldir. Başka bir anlamı yoktur! Uluslararası anlaşmalar kesinlikle böyle bir duruma izin vermemelidir. Dünya ülkeleri buna tepki göstermektedir, Allah korusun bir 3. Dünya Savaşı'nın başlangıcı olabilir, bu tür girişimler son derece tehlikeli, insanlık adına son derece olumsuz gelişmeler olarak görüyoruz.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı görevini yapmıyor.

Gündemimizde ağır hak ihlalleri var bunları neden her hafta gündem ediyorum çünkü Bakanlıklar görevini yapmıyor, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı görevlerini yapmıyor. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı da görevini yapmıyor. İş bizim gibi insan hakları savunuculuğu üzerine siyaset yapan siyasilere düşüyor ve yoğun bir şekilde hak ihlallerini gündem ederek Bakanlıklar üzerinde bir baskı oluşturuyoruz, komisyonlar üzerine baskı oluşturarak hak talebinde bulunuyoruz. Bunu neden yapıyoruz? Kamu adına yapıyoruz! Millet adına yapıyoruz ve yapmamız gerekiyor çünkü bizim görevimiz milletvekilliği, milletin adına buradayız. Bu başvuruları yerde bırakacak bir insan değiliz.

Güngör Arslan gazetesindeki odasında bir tetikçi tarafından vurularak öldürüldü. O tetikçinin arkasında kimler var?

Değerli basın mensupları geçtiğimiz hafta Kocaeli'nde dehşet veren bir cinayet işlendi. Ses Kocaeli Gazetesi sahibi Güngör Arslan katledildi. Yılların gazetecisi, Kocaeli'nin en deneyimli gazetecilerinden, iktidara muhalif, sol demokrat fikriyata sahip bir insandı, Güngör Arslan gazetesindeki odasında bir tetikçi tarafından vurularak öldürüldü. Herkes biliyor ki; o tetikçinin husumeti değildi bu! O tetikçinin arkasında kimler var? İşte bu aydınlatılmalı! İçişleri Bakanlığı'nı, Kocaeli Valiliği'ni, Kocaeli Emniyet Müdürlüğü'nü göreve davet ediyorum. İktidara muhalif, iktidarın yolsuzluklarını, yağmalarını, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin talanlarını, ihale usulsüzlüklerini net bir şekilde korkmadan, yürekli bir şekilde gazetesinde yazan bir gazeteciydi Güngör Arslan. Çok kişinin dokunamadığı şeyleri yazabilen bir gazeteciydi. Güngör Arslan 3 kurşunla vuruldu ve tüm müdahalelere rağmen Kocaeli Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti! Güngör Arslan vuruldu ama bu olayın, bu cinayetin arkasındaki mesele aydınlatılmadan biz susmayacağız! Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu olarak bu cinayeti çok ciddi, arkasında çok önemli meselelerin olabileceği bir cinayet olarak görüyorum ve bir insan hakları savunucusu olarak ciddiyetle yoğun bir şekilde titizlikle takip edeceğimi de buradan herkese ilan ediyorum. Bilirsiniz ki biz hiçbir şeyi o günde bırakmayız, sonuna kadar takip ederiz, hiç kimse birtakım şeylerin üstünü örtbas edilebileceğini düşünmesin. Şu anda 2 kişinin tutuklandığını biliyoruz. Dosyada gizlilik kararı var ve tetikçi dışında kimin tutuklandığı açıklanmıyor, bir an evvel açıklansın. Ne oluyor? Ne bitiyor? Yakından takip etmek istiyoruz. Nedir bu gizlilik kararı? Neden? Bu konularda şeffaf bir şekilde soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'na da buradan yakinen hatırlatıyorum.

Yusuf Bekmezci'nin ismini hiçbir şekilde unutmayacağım Adalet Bakanlığına da unutturmayacağım, Halime Gülsu, Muzaffer Özcengiz, Nesrin Gençosman, Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümlerini unutmadığımız gibi.

Geçtiğimiz hafta göz göre göre gelen bir cinayet yaşandı. Bu bir hasta mahpusun İzmir Yeşilyurt Hastanesi Yoğun Bakımında hayatını kaybetmesi ile vuku bulan bir ölümdü ama bu sıradan bir ölüm değildi. Konuyu aylardır takip eden bir insan hakları savunucusu siyasetçi olarak bunun resmen zalimce, vicdansızca bir cinayet olduğunu düşünüyorum. Neden bu mahpusa zalimlik yapıldı? Neden bu mahpusun yakınlarına zalimlik ve vicdansızlık yapıldı? İşte bunu belgeleri ile dün Genel Kurul'da da açıkladım, şimdi de açıklama ihtiyacı hissediyorum çünkü bunlar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu iktidarın zalimlikleri olarak unutulmaması gereken vakalardır, hiçbir şekilde unutmayacağız. Yusuf Bekmezci'nin ismini hiçbir şekilde unutmayacağım, Halime Gülsu, Muzaffer Özcengiz, Nesrin Gençosman, Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümlerini unutmadığımız gibi. Turgay Deniz'in ölümünü unutmadığımız gibi ve daha nice binlerce hasta mahpusun gariban bir şekilde hastane köşelerinde son nefeslerini verirken uğradıkları haksızlıkları bildiğimiz için susmayacağız, unutmayacağız, unutturmayacağız herkes bunu çok iyi bilsin. Yusuf Bekmezci ne yaşamıştı; Yusuz Bekmezci 1 yıl 1 aydır cezaevindeydi, ağır bir ceza almıştı fakat çok haksız, hukuksuz bir yargılamaya geçilmişti çünkü Alzheimer hastasıydı, kalp, hipertansiyon, diyabet her hastalık vardı kendisinde en önemlisi Alzheimer vardı, mahkemede: "Şu soruma cevap ver." Diyen hakime dönüp "Ben niye bu mahkeme salonundayım? Niye buradayım?" diye soran bilinç yetileri adeta kaybolmuş bir insanın ağır bir şekilde cezalandırdılar ve bu ağır cezaya paralel bir şekilde cezaevinde de her hakkını, hukukunu ayaklar altına aldılar. İnfaz erteleme alamadı, İstanbul ATK'ya gidemedi, Adli Tıp'a gidemedi sonunda ne mi oldu? Çok ağır bir hastaydı, bir basit operasyonda hemencecik yoğun bakımlık oldu! Kalbi durdu, bir katarakt ameliyatında kalbi durdu ve yoğun bakımlık oldu. Dediklerimiz gerçekleşiyordu, ağır hastayı tahliye etmedikleri için çok basit bir nedenden dolayı yoğun bakımlık olmuştu, bir hekim olarak durumu yakından takip ettim, hastaneye yetkilileri ile görüştüm, Bakanlık yetkililerine ulaşmaya çalıştım, bu zalimliğin bir an evvel bitmesi gerektiğini söyledim. Yoğun bakımlık olmuşsa en azından bir an evvel tahliye edilmesi infaz erteleme alması gerekiyordu ve torunu olan avukat konuyu takip etti, İzmir 2. A.C.M. hastanenin kişinin yoğun bakımda olduğu ve hayatından umut kesildiğine dair yazılarını nazar-ı itibare almadı, dikkate almadı ve illa "İstanbul ATK'dan rapor getirilsin." Dedi. Ya hu mahkum değil ki hasta niye İstanbul ATK'dan haber bekliyorsun! Hastanenin raporu ortada İzmir 2. A.C.M. hakimi, biz bu işleri bilmiyor muyuz? Senin yaptığın iş nedir? Vicdanın rahat mıdır? Sonunda öldü bu adam! Nedir bu iş? Nedir bu rezalet? "İlla bana İstanbul ATK'dan rapor gelecek." Mahkum mu bu adam? Tutuklu halen! Hükümözlü! Niye böyle bir rapor istiyorsun ısrarla? Yoğun bakımlık entübe hasta, ölümünü bekleyen bir hasta, başında jandarmalar bekliyor, yakınları yanına gidip bir dua bile edemiyorlar. Israrla, inatla tahliye etmedi, edebilirdi. Bu yetkisi vardı ve sonunda İstanbul ATK bile vicdana geldi, insafa geldi ve dedi ki "3 aylık infaz erteleme verdik." 45. Gün infaz erteleme kararı verildi ve artık Yusuf Bekmezci dayanamıyordu, tüm hayati fonksiyonları dibe vurmuştu, biz infaz erteleme alındığını duyduğumuzda sevindik, en azından yakınları başındayken hayatına veda ederler. En azından yakınlarının onunla vedalaşma hakkı oluşmuş olur diye düşündük ama buna da izin vermediler. Çok zalimdiler, çok önyargılılar, çok vicdansızdılar. Torunu olan avukat şu gördüğünüz İstanbul ATK raporunu gönderdi. İzmir 2. A.C.M.'ye. Bakın bu da İzmir 2. A.C.M.'nin kararı, hepsini çok yakından takip ettim, İstanbul ATK 3 ay infaz erteleme vermesine rağmen İzmir 2. A.C.M.'si diyor ki: "Tutukluluğuna yoğun bakımda devam etsin." Kardeşim zaten yoğun bakımdan çıkacak bir hali yok ki! Biz diyoruz ki Jandarmalar başından gitsin, tahliyesini verin en azından yakınları yoğun bakımda onunla vedalaşabilsin, başında bir Kur-an okusun vedalaşma hakkı denen bir hak vardır buna riayet edin. Zaten öleceği belli, 3 ay sonra tekrar tahliye durumunu kararlaştırmak üzere tutukluluğunun devamına karar verin. Şu zalimliğe bakın; ne 3 ayı adam ölüyor! 2 gün sonra öldü zaten! 48. Gün de öldü ve biz bunu eleştirdik, Yusuf Bekmezci'nin şu cinayet gibi ölümünü eleştirdik, bakın yüzlerinde hiçbir kızarma da yok! Hiç mi utanmıyorsun? Hiç mi yüzün kızarmıyor Sayın Bekir Bozdağ, Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri, Sayın Cezaevi Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yetkilileri hiç mi utanmıyorsunuz? Ben bütün meseleyi biliyorum, bütün ayrıntıları biliyorum, hiç mi utanmıyorsunuz yüzünüz kızarmıyor, bir açıklama yapmışlar bakın ne diyorlar? Sanki biz böyle bir şey söylüyoruz; benim söylediklerim belli. Yoğun bakımda yatan bir hasta İstanbul ATK raporuna göre tahliye edilmeliydi diyorum. Diyor ki hiç utanmadan bir acıkama yapmışlar: "Kişinin ceza infaz kurumunda vefat ettiği haberleri algı oluşturmaya yöneliktir ve yalandır." Ey utanmaz yetkililer hiç yüzü kızarmayan bakanlık, Sn. Bekir Bozdağ biz öyle mi dedik sana. Cezaevinde mi öldü dedik! Ya hu insan bir döner benim dediklerime bakar ya! Benim söylediğimi yalanlarken bile yalan atıyorsunuz! Böyle bir utanmazlık dünyanın tarihinde hangi iktidar mensuplarında görüldü! Zaten kahredici işler yapıyorsunuz, biz açıklıyoruz tüm gerçeği belgelerle, beni yalanlamaya kalkarken de bir de üstüne söylemediğim sözü söyleyip yalan atıyorsunuz ve "Yalancı, algıcı" olduğumu söylemeye çalışıyorsunuz. Utanmazlığın bu kadarına da pes diyorum! Fakat bu yaptıklarınız yanınıza kar kalmayacak! Ulusal ve uluslararası düzeyde ben Yusuf Bekmezci'nin hakkını hukukunu her yerde söyleyeceğim. İşkenceyi Önleme Komitesi'ne de ileteceğiz. Adeta bir işkencedir mahpusa ve yakınlarına başka bir şey değildir! Sn. Bekir Bozdağ sizin anneniz babanız yok mu? Şu zalimlik karşısında hiç utanmadan nasıl yalana başvuruyorsun? Sen mi bu yalana başvuruyorsun senin bürokratların mı yalana başvuruyor? Annen baban yok mu senin? Senin baban vefat etse başında bulunamasan sen nasıl bir duygu halinde bulunursun? Yalan üstüne yalan atıyorsun, yeni Bakanlığa başladın selefinden de farklı değilsin. Onun da işi gücü her şeyi örtbas etmekti, yalan dolan atmaktı, iftira atmaktı, benim gibi Adalet Bakanlığı'nın tüm kirli çamaşırlarını ortaya seren bir vekile iftira, hakaret, yalandan başka bir şekilde cevap vermezdi Abdulhamit Gül. Yeni Bakan sen de mi aynı huyla devam edeceksin! Yok öyle, biz konuları çok yakından takip ediyoruz. Daha dur bu değil onlarca yalanınızı kirli çamaşırınızı açıklayacağım bugün! Daha durun! Biz konuları bilen insanlarız, afaki konuşan insanlar değiliz bunu çok iyi bilin.

Nusret Muğla'nın elleri kelepçeli zor yürüyen fotoğrafı insanlık tarihine utanç vesikası olarak geçti!

Bakın bir başka rezaletiniz! Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en vahim görüntülerinden birisi! 86 yaşında bir adam Nusret Muğla! Abuk sabuk gerekçelerle tutuklanmış, cezaevinde daha sonra mahkum olmuş, bir daha çıkıp tekrar girmiş cezaevine ve hasta, yaşlı, cezaevinde duramayacak bir mahpus ve sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bu kişi de cezaevinde hastalanıp hayatını kaybediyor! Göz göre göre bakın! Geçen hafta 2 tane 80 yaşını aşmış mahpus hayatını kaybetti! Orada durmamaları gerekiyordu, şu hali görüyor musunuz? Şu fotoğrafın üstüne benim zaten bir şey anlatmama ihtiyaç yok. Bir zavallı ihtiyar, iki büklüm ve bu ihtiyar cezaevinde o zindanda, o zor koşullarda ve beklenen sonuç ölüm! Peki hesap veren kimse var mı? Hayır yok! Bakanlık yetkilileri ne yapıyor? İşte Yusuf Bekmezci de olduğu gibi yalan dolan! At, tut! Başka bir şey bilmiyorlar! Biz susmayacağız. Bakın bizi cezaevlerine attınız, vekilliğimizi düşürdünüz, iftiralarınızı birilerinin iftiralarının çıplak arama ile ilgili bana yönelik hakaretlerin yalan olduğunu çok iyi bildiğini halde bütün bunları alkışladınız. Bizi zindanlara attınız ama çıktık o zindanlardan yine konuşuyoruz! İstediğinizi yapın! Umurumda değil! Ben bu dünyadan ziyade öte dünyada vereceğim hesaba bakıyorum Sn. Bekir Bozdağ bunu çok iyi bil. Şu anda kendi iktidarının tepelerindekilerine yaranmaya çalışabilirsin ama bil ki hepimiz öleceğiz! Hepimizin öleceği çok nettir! Allah'tan korkun ya! Yüzünüz kızarmıyorsa Allah'tan korkun, öte dünyadan korkun. Bu ne utanmazlıktır! Biz bunları affetmeyiz ve sözümüzü de esirgemeyiz bunu da çok iyi bilin! Selefine de bunu çok iyi sorabilirsin.

Hak ihlallerine devam ediyoruz! Yoğun hak ihlalleri geliyor, cezaevleri felaket halde! Bakın Düzce T Tipi Cezaevi'nden mahpus Ömer Sevinç ile ilgili bir şikayet. Eşi diyor ki: "Koğuşlar zaten çok kalabalık Covid-19 riski var, zaten istiapın üzerinde insanlar var ve doldurdukça dolduruyorlar. Covid riski var ama koğuşları üst üste, yerde yatanlar. Cezaevinde koğuşlar karıştırılıyor ve daha da kalabalık hale getirilip sağlıkları riske atılıyor. 8-10 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyor." Sn. Adalet Bakanı bunlara cevap ver! 8-10 kişilik koğuşta Düzce'de 25 kişi kalıyor hadi buna cevap ver!

Tarsus 3 No'lu Cezaevi'nde Mehmet Zahir Bayar. Mahpus 20 dakika görüşüyor, siyasi mahpus olduğu için 10 dakikaya düşürülmüş. Adli mahpuslara görüntülü görüşme hakkı var, siyasi mahpus olduğu için Mehmet Zahir Bayar ve binlerce siyasi mahpus görüntülü görüşemiyor, hem mahpusa hem yakınlarına büyük bir zulüm! Ailesi anlatıyor diyor ki: "Az önce abimin görüşüne gittik Tarsus Cezaevi T3 A-5 Koğuşu'nda abim Mehmet Zahir Bayar'ın görüşüne gittik. X-Ray cihazından annem geçerken öttü gardiyanlar anneme dedi "Git içeri iç çamaşırını çıkar." Bende annemin perişan halini görünce anneme tekrar geç dedim, tekrar geldi içeri girdi yine öttü yine dedi "Git iç çamaşırlarını çıkar kardeşim biz kabul etmiyoruz."" Bir anne ya yaşlı başlı bir anne ne yapacak bu anne. Aile de kızmış görüşe girmemiş, bakın yaşanan bu. Vicdanınız el veriyor mu?

Mardin Kızıltepe ile ilgili bir bilgi vermek istiyorum. Mardin Kızıltepe'de büyük bir skandal yaşanıyor. Koca ilçe bakın sanırım Mardin Merkez'den daha çok nüfusu var. Kızıltepe'de 7 gündür su kesintisi yaşanıyor. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor, su yani su en temel ihtiyacımız, hepimiz biliyoruz vücudumuzun %80'i su, temel ihtiyaçlarınız su üzerinedir. 2021 yılındayız, teknoloji çağındayız halimiz bu arkadaşlar! Hiç kimse konuşmasın!

Erzurum Cezaevi'nden de yine hasta mahpuslar ile ilgili çok şikayetler geliyor. Ünal Güneş tek kişilik hücrede kalıyor, ağır hasta, hipertansiyon, şeker, kalp hastalığı, iki kez anjiyo oldu, dilekçe vermesine rağmen ne tutuksuz yargılanıyor ne de tek kişilik hücreden alınıp normal koğuşa veriliyor. Tek kişilik hücrede adam ölse kimsenin haberi olmayacak, bir sürü hastalığı var, böyle bir sürü vaka anlattım, hala tek kişilik koğuşta tutmaya devam ediyorlar.

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi'nden Emirhan Karalar kardeşine ait telefon ile konuşurken konferans yoluyla annesiyle eşi tarafından görüştürüldüğü için disiplin soruşturması açılmış. Denetimli serbestlik süresi de dolmak üzere halen bir tahliye gelmemiş!

Tokat T Tipi Cezaevi'nden de yine çok şikayetler alıyoruz. Çıplak arama, kadınlar ne diyor biliyor musunuz mahpus eşleri; "Açık görüşe gidiyoruz zaten yarım saat, yan yana oturmamıza müsaade etmiyorlar, karşılıklı oturuyoruz, sarılmak yasak, açık görüşe girerken çıplak arama yapıyorlar. Affedersiniz pedlere bile bakıyorlar. Bu kadar bizi böyle aşağılayan bir arama biçimiyle karşılaşıyoruz. Sırf görüşe gireceğiz, yarım saat görüş yapacağız diye çıtımız çıkmıyor." Şu hale bakın! Peki bu kadar ince aramadan bir şey çıkıyor mu? Hiçbir şey de çıkmıyor! Hiçbir şey de çıktığını duymuyorum ama nedir? Zulmetsinler!

Ramazan Durlanık KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiş. Yargılanıyor ve daha sonra branşı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışmaya müsaitmiş orada çalışmaya başlamış. Milli Eğitim'den bir yazı gelmiş. İşten çıkarılması istenmiş Milli Eğitim tarafından. Pandemi nedeniyle işten çıkarmalar yasakmış ama buna rağmen çıkarılmış. İşsizlik maaşı için İşkur'a başvurmuş, işsizlik maaşı vermişler ama sonra faiziyle geri istemişler, bu da el mecbur ödemiş. "Bilgisayarda sende Kod 37 görünüyor." Demişler. "Kod 37 tehlikeli mahlukatsın, sen bir işe giremezsin, sen Nazi muamelesi yapılmaya müstahak bir adamsın." Demek isteniyor! 21. Y.Y.'da bakın bir devlet, hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devlet vatandaşını uyduruk gerekçelerle KHK ile ihraç etmiş, özelde çalışmaya gayret ediyor. "Orada çalışamazsın." Diyor Milli Eğitim pandemi olmasına rağmen çıkarıyor, işsizlik maaşı veriliyor "Onu da geri vereceksin." Ne yapsın ölsün mü bu adam? Sürenerek mi ölsün? "Yurtdışına da çıkamazsın, seni süründürerek öldüreceğim." Diyor, vicdansızlığın bu kadarı! Ben bunlar karşısında susarsam ben de Ömer Faruk Gergerlioğlu değilim! Nasıl susabiliriz bunların karşısında? Böylesine vicdansızlık ve zalimliklerin karşısında susmamız mümkün mü?

Remzi Bayram o da yine uzun süredir cezaevinde, Siverek Cezaevi'nden Maraş Türkoğlu'na sevk edilmiş ve orada da devletin haline bakın; disiplin cezaları yok bu kişinin fakat Maraş Türkoğlu cezaevi ki bizim açımızdan sabıkalı bir yer, çok ağır baskıcı uygulamaları nedeniyle disiplin cezası olmamasına rağmen koğuşa alınması gerektiği halde kişiyi Adalet Bakanlığı'ndan gelen sözel bir telefonla tek kişilik hücreye koymuşlar. Müdür doğru konuşmuyor, disiplin cezası var. Dosyasına bak disiplin cezası yok! Bize kardeşi başvurmuş diyor ki: "Can güvenliğinden endişe ediyoruz tek kişilik hücrede bundan ötürü ortada var olan bu hukuksuzluğa karşı Bakanlığın sözlü talimatına dayanan yöneticilerin uygulamasının çözülmesi için sizlerin desteğine ihtiyacımız var ve kamuoyuna lütfen bildirin." Biz de görevimizi yapıyoruz.

Kıbrıs'taki bir Kürt vatandaşımız ile ilgili bir şikayet. Kıbrıs'ta Fırat Algun isimli bir öğrenci arama esnasında bir kitap ile yakalanmış ve 5 yıldır Kıbrıs Devleti'de onu Türkiye'ye göndermiyormuş, Fırat Algun son derece perişan, hukuksuz bir uygulama olduğunu söylüyor ve arkadaşları da bize başvurmuş. Diyorlar ki: "Toplamda 6-7 sene Kıbrıs adasında dışarı çıkamıyor ailesi ve kendisi mağdur. Suçsuz olmasına rağmen suçunu kabul etmesi ve para cezası verilip bu olayın bitirilmesi bekleniyor tabi hep böyle olmuyor son ana kadar yukarıdan gelen bir karar tüm dengeleri değiştiriyor, Kürt öğrencilerine rağbet görülen bu durum arkadaşlarımız hukuksuzca bu üstü kapalı olaylar yüzünden alınıp tutuklanıyor. Bir öğrenci kitlesi desteği olmasa bu sebepten dolayı cezaevine bile atılabiliyor. Çok trajikomik  6-7 sene bir cezaevinde yatarsın suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışırsın." Diyor bize başvuranlar.

Vahim bir başvuruyu bir yaşlı anneden aldık. Uzun süredir gündeme getirdiğimiz anne baba tutuklulukla ilgili vahim bir durum hakkında Mehmet Meleş Çorum Cezaevi'nde annesi İzmir'de 82 yaşında yaşlı bir kadın: "Yıllardır gidip Çorum'da oğlumu göremiyorum, gelinim de cezaevinde. Gelinim ve oğlum mahpuslar, çocuklara biz bakıyoruz, perişan durumdayız. En azından yakın bir cezaevine gelsin de oğlumu göreyim." Diyor fakat biz bunu defalarca gündeme getirdik hala bu nakil isteği yapılmıyor! Gelini Şakran Cezaevi'nde. Bu ailenin 3 tane çocuğu var, perişan durumdalar. Manisa'da ikamet ediyorlar. Siz Manisa'dasınız, çocukların annesi Şakran'da, babaları Çorum Cezaevi'nde, gidemiyorlar. Çocuklar perişan, Mehmet Meleş'in annesi perişan, "2015'ten beri oğlum tutuklu. Yasal hakkı olan sevkini yapmıyorlar, ben hem eşine, hem annesine hem çocuklarına uzak, hiç kimse gidemiyor. Ben çok yaşlıyım, çocuklar küçük, anneleri de hapsedildi, çok çaresizim ölmeden oğlumun nakli yapılsın İzmir'e. Size 3. Kez yazıyorum ama sevkimiz kasıtlı olarak yapılmıyor, üstelik hukuksuz olarak oğlum yıllardır hücrede tutuluyor. Belki 82 yaşında bir annenin son sözleri bunlar. Ben sizden razıyım Ömer bey ama bu zulmedenler huzur-u mahşerde hesabını versinler." Diyor son sözleri ile o anne. Biz bu annelerin, gariban Anadolu evlatlarının haklarını yerde bırakmayacağız. Bu hukuksuz zalimlikleri buralardan ifşa etmeye devam edeceğiz.

Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Kapalı Cezaevi'nin hukuksuz uygulamaları yüzünden 12 kişiye çıktı açlık grevi yapanlar. Çok vahim gelişmeler yaşanıyor, bize olan başvuruda Hüseyin Karadaş 6 yıldır tutuklu. Şiddete maruz kalıyor ve hastane hakları gasp ediliyor.

Bir başka anne baba tutukluluk; yüreklerimizi yakıyor! Tuba Tuncer ve Mahmut Tuncer çifti yıllardır hapishanede! Mahmut Tuncer Salihli Cezaevi'nde, Tuba Tuncer Samsun Bafra Cezaevi'nde çocuklar perişan ve aile diyor ki; "Çocuklar perişan halde birtakım davranış bozuklukları oluşuyor çocukları zapt etmekte zorlanıyoruz. Kızımın ciğerleri hasta tedavisi kesilirse vereme dönüşme ihtimali var ve cezaevi şartları buna çok müsait değil damadım da tansiyon ve şeker hastalığı var. Çocuklara eşim, ben ve kızım bakıyoruz fakat eşim ve ben 58 yaşındayız şeker kalp hastasıyız kızım 26 yaşında ve damadımın dosyası Yargıtay'da." en azından Yargıtay'da işlem görsün onaylansa bile çıkar ve çocukların başında en azından baba olur. Yargıtay'a böyle binlerce dosyayı hatırlatıyoruz ama inatla bakmıyorlar! Sonuç; boş yere cezaevlerinde yatan insanlar. Bir kısmı karı koca tutuklular, çocuklar perişan durumda. Ben nasıl olur bunları gündeme getirmem! Bu toplumun en büyük ve gizli yarası bu! Binlerce çocuk ortalıkta kimsesiz kalmış anne baba tutuklu perişan aileler, bozulan aileler, bütün bunlardan dolayı uyuşturucuya, alkole alışmış çocuklar, gençler, bu büyük bir toplumsal felaketi gösteriyor! Her gün böyle bir sürü vaka geliyor bize!

Silivri 2 No'lu Cezaevi'nden şikayet var. Yeterli su verilmiyor, kantin yetersiz, muz ve portakal dışında meyve yok. Harp okulu öğrencilerine görüşme süreleri daha da aza indirilmiş ve yüz yüze telefonla görüşme hakkı harp okulu öğrencilerine yok! Buradan harp okulu öğrencilerinin mağduriyetini bildiriyorum, harp okulu öğrencilerinin anne babaları, kardeşleri ile birlikte olduğumu bu zulme karşı sonuna kadar mücadele edeceğime de tekrar ifade ediyorum.

Sebahattin Gürbüz Bolvadin T Tipi Cezaevi'nde yatmakta ve denetimli serbestlik hakkı verilmemekte. Hala yatıyor, denetimli serbestlikler çok haksız hukuksuz bir şekilde verilmiyor yakinen takip ediyoruz bunları da gündeme getirmeye devam edeceğiz!

Hak ihlalleri bitmiyor! Hasta mahpus Aysel Tuğluk ileri derecede bilişsel bozukluk olmasına rağmen hala Kandıra Cezaevi'nde tutuluyor. İnsanlar buna isyan ediyor, basın açıklamaları yapıyor, yasaya uygun basın açıklamaları ile tepkilerini dile getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Mersin'de bir basın açıklaması yapıldı, Mersin Barosu avukatları yaptı ve polisin büyük bir şiddeti ile karşılandılar, darp edildiler, gözlerine biber gazı sıkıldı her türlü hakarete ve küfre uğradılar. Yazıktır, insaf diyoruz bu ne vicdansızlıktır. Hasta mahpusu cezaevinden çıkarma sırf siyasi kimliğinden dolayı ve bu arada bir sürü hasta mahpus ölsün son 2 ayda 13 hasta mahpus öldü! Bütün bunları protesto etmek için Mersin Barosu avukatları yasal hakları olan bir basın açıklaması yapmaya kalksın uğramadıkları darp, yemedikleri hakaret küfür kalmasın! Bu ne rezalettir İçişleri Bakanı? Bütün bunların yanınıza kalacağını mı, hukuk önünde hesabının sorulmayacağını mı sanıyorsunuz? Bunların mutlaka hesabı hukuk önünde sorulacak şeylerdir! Yarın öbür gün hukuk gelecek!

Hatay Cezaevi'nde koğuşların buz gibi olduğu bilgisini söylemiştim, bizi ilk önce yalanladılar, biz konuyu yakından takip ediyoruz, mahpus yakınlarından haber aldık. Bizim açıklamalarımızdan sonra paçaları tutuşmuş, cezaevindeki bu buz gibi hali değiştirmek için ısıyı yükseltmişler. Bu da yaptığımız çalışmaların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yalanlasalar da doğru söylediğimizi çok iyi biliyorlar. Biliyorum bu yalanlamaların nasıl olduğunu: "Ömer bey bir açıklama yapmış arkadaşlar hemen kafadan yalanlayın. Bakalım duruma yine de." Deniliyor ama gereği bazen yapılıyor bazen yapılmıyor! Bakın biz yapıldığı zaman da söyleriz! Yapılmadığı zaman da bunun takibini de yaparız, hiçbir şekilde de bırakmayız, unutmayız Adalet Bakanı bunu bil, ben unutmam sonuna kadar takip ederim, o yüzden öyle karşınızdaki kişinin kim olduğunu bilerek hareket edin!

Tekirdağ Cezaevi'nde Gökhan Yıldırım'ın açlık grevi devam ediyor. Sibel Balaç'ın açlık grevi devam ediyor. 2 mahpus da önemli isteklerle açlık grevlerine devam ediyorlar. Erkan Yıldırım ile görüştüm, kardeşi Gökhan Yıldırım'ın daha önceden uyuşturucu kullandığı ve daha sonra bundan kurtulup uyuşturucu ile mücadele etmesine rağmen ideolojik hüviyeti nedeniyle zulmen tutuklanıp cezaevinde her türlü haksızlığa uğradığını söyledi ve önemli istekler ileri sürerek açlık grevine başlamış. Biz açlık grevlerini tasvip etmeyiz ama açlık grevi yapan bir insana karşı da duyarsız kalmayız, onun feryadının kamuoyu tarafından duyulmasını isteriz.

Biz Garibe Gezer meselesini unutmadık, belki herkes unuttu ama ben unutmuyorum. Garibe Gezer vefat etmeden önce hakkında soru önergeleri vermiştim, cevaplanmadı. Vefat ettikten sonra da verdiğim soru önergeme; 65 gündür cevap verilmiyor! Zaten bir skandal sonucu köşeye sıkıştırma sonucu intihar etti bu kadıncağız. İntihar ettikten sonra durumu soruyoruz, yine görevinizi yapmıyorsunuz! "Kem, küm gerekenler yapılacak." Denmişti eski Bakan'da. Yeni Bakan da aynı yola gidiyor. "Gerekenler yapılacak. Açıklama yapılacak." Diyorsunuz 65 gündür soru önergesi verdim kardeşim niye açıklama yapmıyorsunuz? Ne oldu? Ne bitti? Garibe Gezer'in başına neler geldi? Peşini bırakmıyoruz bunu çok iyi bilin!

Gümüşhane Cezaevi'nde Mustafa Kabakçıoğlu plastik beyaz bir sandalyede cenazesi bulundu, skandal bir ölümdü. 534 gündür bir açıklama yapılmıyor. Suç duyurusuna takipsizlik verildi! Sümenaltı edilmeye çalışıldı, o kadar takip ediyor Sn. Avukat Çiğdem Koç konuyu takip ediyor, ben Meclis'te takip ediyorum Adalet Bakanlığı da sümenaltı etmeye çalışıyor. Son hal bu! Avukat mahkemelerde takipte, biz Meclis'te takipte, Adalet Bakanlığı da dosyaların en altına atıyor son hal bu! Çok net bir özet ama biz işin peşini bırakmıyoruz!

Nesrin Gençosman 30 yaşındaydı, Kur-an Kursu öğretmeniydi, uyduruk gerekçelerle cezaevindeydi ve sıradan bir zatürre hastalığı zamanında teşhis edilip tedavisi yapılmadığı için ağırlaştı, hastaneye kaldırıldı, ve çok gecikmişti, yoğun bakımda kurtarılamadı. Gencecik bu insan, yaşlı da değil, kronik hastalığı da yoktu. Bu insan nasıl ölür? Biz bunu sorduk. Ne yaptınız? Niye geciktiniz? 1323 gündür cevap yok! Milletvekilliğime ilk başladığım zaman, ilk verdiğim soru önergesidir, benim için bu yüzden de unutulmazdır ve halen düşünün şunu tüm dünya tüm Türkiye görsün bir hak savunucusu milletvekilinin 1323 gündür verdiği skandal bir ölüm hakkında Adalet Bakanlığı cevap vermiyor, verecek bir cevabının olmadığını da biliyorum en azından ne yaptığınızı vicdanınız sızlayarak bir anlatın ya hu!

Ankara Barosu ya hu kendi insan hakları merkezinin oluşturduğu Ankara Emniyeti'ndeki işkenceler ile ilgili raporu açıklamamakta inat ediyor. Bunun da peşini bırakmam, karşınızdaki benim hiçbir şeyin peşini bırakmadım, o çıplak aramaların peşini bırakmadığım için tüm kamuoyu biliyor ki Türkiye'de çıplak arama var bunun bedeli vekillik düşürülme, cezaevine atılma olsun, önemli olan hakikatin ortaya çıkması. Ankara Emniyeti'nde işkence var mı Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi var diyor, ağır işkence raporu okudum kamuoyuna yansımadı ama hakikaten ağır bir durum var, işkence, küfür, hakaret, darp hepsi var peki Ankara Baro Başkanı niye açıklamıyorsun? Bunun burada kalacağını mı sanıyorsunuz? Ben bu işi burada bırakacağımı mı sanıyorsunuz? "Sümenaltı ettik, başımıza iş açmayalım, falancaları koruduğumuz düşünülür." Diye mi düşünüyorsun Ankara Barosu Başkanlığı, yeri geldiği zaman işkence en ağır insanlık suçudur, işkenceye tolerans yoktur lafları ediyorsun değil mi? Hem sen ediyorsun hem de iktidar söylüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. O zaman işkence hakkında tek kelime etme Sn. Ankara Baro Başkanı, tek kelimeni duymayayım. Takip edeceğim. Kendi insan hakları merkezinin raporunu açıklamayan Ankara Baro Başkanı işkence hakkında kamuoyunda yaptığı ilk açıklamada beni karşısında bulacak! Falanca yerdeki işkence hakkında şunu desin bakalım karşısında biz ona çifte standardını hatırlatacağız! Yok öyle şey!

Şu belgeler skandal belgeler. Dün genel kurulda da açıkladım ama sadece genel kurul yetmiyor, inanın ki ülkenin son 6 yılı skandallarla dolu. OHAL Türkiye'de 2 yıl sürdü ama bitmeyen bir OHAL ile karşı karşıyayız. OHAL uygulamaları bitmiyor, bakın bütün bu yaptığınız gayri ahlaki, hukuksuzluklarınızın bir yerlerde saklı kalacağınızı mı zannettiniz ey Türkiye iktidarı? Hayır çıkıyor işte! Bakın gizli belge çıkmış! Üstünde gizli damgaları olan bir belge elimize geçti. Apaçık gerçek bir belge! Milli Savunma Bakanlığı'nın Personel Genel Müdürü Nizamettin Ekici'nin imzası var, kayıt evrak girişleri var. Burada iki askerlik şubesinde çalışan kadın memur, biri Of'ta, biri Soma Askerlik Şubesi'nde çalışıyormuş. İhraç edilmişler, gizli belgede ihraç nedeni olarak eşinin ihraç olması yazıyor. Eşinden dolayı ihraç edilmişler, bir suçları günahları yok. Eşi ihraç edildiği için ihraç ediliyorlar. Hangi anayasada var eşinden dolayı bir insanın mağdur edilmesi hangi hukukta var nerede bu rezalet? Bu belgelerin ortaya çıkmayacağını mı düşündünüz? Çıkar bu belgeler! Bakın böyle bir sürü belge var! Kişi daha sonra Trabzon Valiliği'ne başvurmuş OHAL Komisyon işlemleri sürüyor ama sadece bir değil ki!

Bir astsubay hava pilot piyade astsubay kıdemli çavuş Yavuz Çetin bize göndermiş, ihraç edilmiş, ihraç gerekçesi onun da babası ihraç edilmiş, şahıs hakkında elde edilen bilgilerde. Yavuz Çetin bize gönderdi ihraç nedeni; babasının ihraç edilmesi. Kendisi bunu trajikomik bir şekilde anlatıyor, bunun normal bir şekilde anlatılması mümkün değil zaten, böyle rezaletler Türkiye'de yaşandı arkadaşlar!

Biz bütün bunların peşini bırakmayacağız, bunlar soykırım uygulamalarıdır. Gördükleriniz belgeler soykırım uygulamalarıdır. Türkiye soykırım belgeleridir. En az 137 böyle belge var. Soykırım metodu var! Devletin vatandaşına uyguladığı, imha etme metotları var başka bir şey değil, böyle bir şeyi siz kabul edebilir misiniz? Binlerce belge var elimizde. Kimse cevap veremeyecek, bugün sorgulanmıyor bunlar ama yarın öbür gün tüm bu belgeler elimizde bunu yapanlar öyle rahat uyumasınlar, yarın öbür gün hukuk önünde bunların hesabı sorulacak!

Her hafta hatırlattığımız bir kayıp vakası Gülistan Doku 2 yılı geçti annesi babası Meclis'e geldi, Meclis'te grubumuzda Aygül Doku konuştu, çok hüzünlü, içten bir konuşmaydı, kendileri ile konuştum. Aygül Doku anne ve babası bana da teşekkür etti, her hafta Gülistan Doku'yu gündeme getirdiğim için. "Ömer bey lütfen her hafta gündeme getirin, lütfen size ihtiyacımız var." Dedi ve tüm kamuoyunu duyarlılığa çağırdı ve biz de onların yanındayız. Kendileri grup toplantımızda konuştuktan sonra Adalet Bakanlığı önünde Bakan ile görüşmek için beklediler, yaşlı bir anne, baba. Gözleri yaşlı, gözyaşları 2 yıldır bitmeyen anne baba bunlar! "Kızımın cenazesini bulayım, mezarının başında bir Fatiha okuyayım, başka bir şey istemiyorum." Dedi bu anne bana, sadece bunu dedi! Ağlayarak bunu dedi! Bütün her şey durur, tüm dünya durur bunun karşısında, bu anne gidip Adalet Bakanı ile görüşmek istedi, o soğuk katı buz gibi devlet duvarlarına değmeye çalıştı, değdirmediler! Bakan görüşmek istemedi ve darp edilerek gözaltına alındı dün! Bu skandallar da yaşandı! Bu ülkede hak aramak da suç olmuş, çocuğunu, kardeşini aramakta suç olmuş arkadaşlar! Adalet Bakanı'na diyorum sen hangi gerekçeyle görüşmedin bu anne babayla, el insaf. Sadece bir görüş! Niye kapıdan gözaltına aldırıyorsunuz? Ayıptır günahtır, boşuna mı o makamlarda oturuyorsunuz? Vatandaş gelmiş kapına boşuna mı gelmiş Dersim'den buraya. Gözü yaşlı insanlar bunlar!

Skandallar bitmiyor! Bir gözaltında 5. Günde çıkan kızarıklığa eski kaza denildi! Biz bir soru önergesi sormuşuz, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ise cevabında; Trabzon'a Cezaevi'ne sevk sırasında yaşananlar yerine, darp edilerek götürülen insanı soruyoruz. 2018 yılında Urfa'da tutuklandığı sırada yapılan işkence iddialarına yanıt vermiş. İçişleri Bakanlığı'na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nden talep edilen yazı da Urfa TEM Şube tarafından tutulan Araştırma Tutanağı gönderilmiş. Kardeşim her tarafınız zaten elimizde kalıyor, tutsan her tarafı elimde kalıyor! Ben sana bunu sormadım ki! Ben sana Trabzon'a sevk edilirken yaşadıklarını sordum! Gözaltında 5. Günde vücudunda kızarıklık çıkmış, herkes anlar bunun ne olduğunu doktor olmanıza gerek yok. "Efendim eski kaza." Denilmiş! El insaf diyorum ve takibi bırakmayacağımı ve bu uyduruk cevaplar karşısında susmayacağımı da söylüyorum.

T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın Bey'e bir destek verdim! Kendileri gazetecidir, nitelikli bir gazetecidir, ciddi habercilik yapmaya çalışır ve yaptığı haberlerle ilgili Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün kamusal gücü yargı sopası haline getirilen o güçler tepelerinde bir demokrasi kılıcı gibi dolaştırılıyor! "Niye hakkımızda bir haber yaptın? Seni sürüm sürüm süründüreceğiz, hakkında davalar açacağız!" yeri geldi mi medya özgürlüğü derler, hakkında bir medya haber yapıldı mı kıyameti koparıp yapmadığını bırakmaz ve burada önemli olan evet isteyen suç duyurusunda bulunur dava açar ama kamusal gücünü kullanarak birilerini susturmaya çalışmak gibi bir büyük sıkıntı var burada.

21 Şubat'ın ana dil olması için yasa teklifi verdik arkadaşlar! Bakın bu ülkede anadil konusunda çok yoğun sorunlar yaşanıyor. Kürt vatandaşlar 20-25 Milyon Kürt vatandaşımız var ve hangisine sorsanız, hangi partiden hangisine sorsanız hepsi dilleri ile ilgili sorunlar yaşadıklarını her zaman söylerler! Sosyal hayatta engellemeler ile karşılaştıklarını eğitim hayatında engellemeler ile karşılaştıklarını, cezaevine gittiklerinde engellemeler ile karşılaştıklarını söylerler. Biz 21 Şubat'ın ana dil günü ilan edilmesi için yasa teklifi verdik ve hodri meydan diyoruz! Hadi bakalım AK Parti yetkilileri! "Kürt meselesinde mesafe kat ettik, ey HDP ne konuşup duruyorsun." Diyorsun peki o zaman buyur yasa teklifimiz yasalaşsın. Biz getirdik bakalım yasa teklifimiz burada.

Bir başka vahim vaka; Sivas'ta yaşandı. Bir vatandaş KHK ile ihraç edilmiş bir polis memuru işsiz güçsüz kalmış, hiçbir yerde çalıştırılmıyor, gitmiş bir okulun servis şöförlüğünü yapmaya çalışmış. Servis şöförlüğü! Adam ekmek yiyecek, evine ekmek götürecek! Milli Eğitim: "Sen KHK ile ihraç edildin. Sana şöförlükte yaptırmayız." Diyerek şoförlükten attırmış!

Av. Figen Albuga Çalıkuşu Karar Gazetesi yazarı diyor ki: "Anayasa Mahkemesi "iltisak" ile insanların suçlanmasında bir Anayasal kusur görmedi ve dedi ki Anayasa Mahkemesi: "Efendim bu ihraç edilenler özel sektörde iş bulabiliyor o yüzden iltisakta ihraçta bir sıkıntı yoktur."" Figen hanım çok iyi bulmuş, bakın "Al işte polis memuru ihraç edilmiş, gidip bir şoförlük yapacak, polislik falan başka bir şey yapmayı da bir şoförlük yapacak onu da yaptırmıyorlar." Ey Anayasa Mahkemesi sen görmüyor musun bunları? İltisaktır, irtibattır uyduruk uyduruk nedenlerle ihraç edilenlerin durumunu Anayasa'ya uygun buluyorsun! Doğru kararlarını taktir ederiz ama yanlış kararları eleştiririz Anayasa Mahkemesi. Senin gerekçene nitelikli sıkı bir eleştiri var burada, apaçık da bir gerçek var siz de görüyorsunuz! Özel de iş bulabilir, ihraca uygundur diyorsun al sana özelde iş bulamayan bir insan. Biz belgelerle konuşuruz. Bu kişi hakkında da soru önergesi verdik. Milli Eğitim Bakanlığı cevap veriyor mu? Verebiliyor mu? Hayır. Anayasa Mahkemesi bunu da duy!

İHD. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan son derece mağdur ediliyor. Geçtiğimiz gün duruşmasındaydık. Gare konusunda yıllardır örgüt tarafından tutulan askerlerin sağ salim serbest bırakılması, evlerine dönmesi konusunda bir İnsan Hakları Derneği olarak elinden geleni yapmaya çalıştı. Her taraf ile görüşmeye çalıştı ve sonunda bu askerler bir operasyonda hayatı kaybedilmiş olarak bulundu. Bundan sonra bir açıklama yaptı İHD Başkanı; biz bu konuda elimizden geleni yapmıştık, çok üzgünüz dedi. Ne var bunda? Yıllarca zaten bu konuda muhatap alınmışlar devlet tarafından. Bir şey demedi! Bu kişilerin ölümünden dolayı çok üzgünüz, ondan sonra Öztürk Türkdoğan başına gelmeyen kalmadı! "Vay efendim sen cezaevlerinde tecrit var diyorsun. Sen bir televizyon programcısına telefonda demişsin ki: "Şu programa çıkacağım." Demişsin." Abuk sabuk gerekçelerle yargılanıyor, bir an evvel beraat etmesi lazım. Trajikomiktir, mahkemeye gittik duruşma salonunda Türkiye ve dünyanın dört bir tarafından insan hakları savunucuları vardı, insan hakları savunucuları insan hakları savunucusu arkadaşlarını yalnız bırakmaz. Hepimiz oradaydık ve bu gülünç orta oyununu orada izledik, bir an evvel beraat etmesi gerektiğinin tekrar altını çiziyorum.

Tramvay Kafe skandalı devam ediyor. Biz bu konuyu burada bırakmayacağımızı ısrarlı ve inatçı olduğumuzu söylemiştik, Tramvay Kafe'deki usulsüzlükler, hukuksuzluklar, sahibinin kim olduğunun bilinmemesi, sözleşmeye riayet edilmemesi, ortakların bir Aydın Ünlü bir Şaban Çakmak olarak ilan edilmesi, kapalı alanın sözleşmeye uygun olmayan bir şekilde her geçen gün 400 metre kareye kadar büyütülmesi var mı böyle bir şey? İhale ve sözleşmede bir hukuksuzluk var apaçık bunları söylüyoruz! Belediye bir açıklama yapıyor saçma sapan siyasi bir açıklama. Kardeşim ben senden siyasi görüşlerle partimize yönelik hasmane tavrını merak etmiyorum. Tramva Kafe hakkındaki sözleşmedeki hususlara niye riayet etmiyorsun Tahir Büyükakın bana bunu açıkla! Tribünlere hitap eden açıklama gönderme bana! Bak hakkınızda bu hafta bir suç duyurusunda da bulunduk! Öyle yaptıklarınız hamaset ile giderilecek şeyler değil bunu net bir şekilde söyleyeyim, bu işin peşindeyiz, suç duyurusunun peşindeyiz, sonuna kadar da peşindeyiz eğer ki siyasi gücünüzle bu suç duyurusuna müdahil olursanız itirazlarımız da hazırdır, tüm Kocaeli halkı ve Türkiye'de bilsin. Biz herkesin bildiği kral çıplaktır diyemediği hususta konuşuyoruz! Tramvay Kafe usulsüzlükleri hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz! Hadi buyrun, hodri meydan biz buradayız, açıklamalar bekliyoruz suç duyurusu hakkında hukuki sonuçlar ve yargısal süreçler bekliyoruz.

Bakın belediyeler MHP'li yönetimlere çalışıyor Kocaeli'nde. MHP Kocaeli İl Sekreteri olan Coşkun Kaya'nın bir oğlunu Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne diğer oğlunu da Derince Belediyesi'ne yerleşmiş! Maşallah ortaklık devam ediyor! Cumhur İttifakı mutlulukla, çıkarla çok güzel devam ediyor bunu da görüyorsunuz ama buna halkta razı değil, Hakta razı değil!

Cumhur Zulüm İttifakı'nın bu hukuksuz uygulamalarından dolayı bir anket araştırma sonucu açıklıyorum. Gençlerin %73'ü yurt dışında yaşamak istiyor böyle bir tablo oluşturdunuz Cumhur Zulüm İttifakı. Gençlerin %73'ü yurt dışında yaşamaya çalışıyor neden? İnsanı, doğayı mahvettiniz! Kartepe'de Yıldızlar Holding'e bağlı Yıldızlar Demir Çelik Anonim Şirketi yeni bir haddehane, çelikhane kurmaya çalışıyor oraya hurda demirleri getirecekler ithal, 1200 derecede eritecek o CURUF'un pisliği Kartepe'yi kaplayacak, isi, kokusu, buharı, dumanı Yıldızlar Holding bol bol para kazanacak Kartepe halkı da kanser olacak, astım olacak. Bir hekim olarak bir insan hakları savunucusu olarak şu anda ilerideki tabloyu çok iyi görüyorum bu girişim dursun diyorum. Biz Körfez ilçemize bağlı Yukarı Hereke mahallemizde, yapılmak istenen çöp tesisi konusunda da müdahil olmuştuk ve bu tesisin yapımı şu anda durduruldu! Baskımız sonucu durduruldu, Kartepe'de Yıldızlar Holding haddehanesi konusunda da baskı yapıyoruz her iki konuda da soru önergelerimizi verdik, bunları durduracağız! Halkın sağlığına aykırı işlere fırsat vermeyeceğiz.

Kocaeli'nde Farplas işçilerimizi parti yönetimiz olarak ziyaret ettik, desteğe ihtiyaçları var. Kocaeli Farplas işçilerinin yanındayım, Türkiye'de 65 yerde grevler devam ediyor. Direnenler kazanıyor. Migros işçileri direndi kazandı, tebrik ediyorum kendileri ile konuştum ÖFG TV programımda, Gülabi Aksu ile ilk ben konuşmuştum daha sonra Türkiye çapında sesi duyuldu bu direnen işçi ama biz işçi direnişlerine duyarlı olduğumuz için daha kamuoyu Gülabi Aksu'yu tanımadan önce biz kendi programımıza onu konuk etmiştik. Bunu böyle hamaset yapan tüm kesimler çok iyi bilsin, biz işçi haklarının yanındayız. İş cinayetlerine karşı yasa teklifleri, araştırma önergeleri vermiş ve kamuoyunu bilgilendirmiş bununla ilgili günler olması konusunda yoğun bir lobi çalışması ve yasama çalışması yapmış olan bir milletvekiliyim. Biz hamaset üretmiyoruz, biz iş üretiyoruz. Ben ve arkadaşlarım gece gündüz büyük bir samimiyetle ciddiyetle kahramanlıkla çalışıyor ve gayret ediyor. Halkın sağlığına hukukuna uygun işler yapmaya çalışıyoruz!  

Bakın şu konuyu kaç kez hatırlattık! Kocaeli Körfez İlimtepe yolunda kamyonlar cirit atıyor! Bu kamyonların freninin patlayıp daha sonra evlere binalara girmesi çok mümkün! Böyle bir felaket olmadan önce uyarıyoruz, defalarca uyardık bu sıkıntılı görüntü devam ediyor illa bir felaket olsun öyle mi aklınız başınıza gelecek Körfez Belediyesi ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi.

Az evvel bahsetmiştim Gülabi Aksu programıma konuk almıştım. Belgesi burada. Gülabi Aksu'yu hiç kimse tanımadan bu konuda hamaset üretenler de tanımadan biz onu tanımış ve Migros direnişine destek olmuştuk, sonuna kadar yanlarındaydık. Gülabi Aksu o direnirken kimse yanında yokken, medya tarafından tanınmazken bizim programımıza katılmıştı ve biz onu tüm o dramatik halini gündeme getirmiştik, çok da haysiyetli bir insan, kendisinin işe iadesini değil 256 arkadaşının iadesi olmadan adım atmayacağını teklifleri kabul etmeyeceğini söylemişti. Otobüste gözaltına alındığı andaki kelepçeli eliyle gözyaşlarını sildiği görüntüler, Türkiye işçi mücadelesi emek mücadelesinin unutulmaz anlarındandır! Sonunda Migros işçileri de kazandı ve biz bundan dolayı çok mutlu olduk, bu direnişe öncesinde de verdiğimiz tüm destekler için de soru önergelerimiz için de çok mutlu olduk.

Melek Çetinkaya'yı tebrik ediyorum, öncesinde de gündem etmiştim. Zeynep Köyden ile eşi cezaevinde Melek Çetinkaya bu anne baba tutuklu çocukları, hem annesinin yanına Bünyan Cezaevi'ne hem de babasının yanına Çankırı Cezaevi'ne götürdü bu da çok güzel bir insanlık. Melek gibi bir davranıştır tebrik ediyorum.

Biz bunları gündem ediyoruz kimse bizim duyulmadığımızı sanmasın! Bakın 2 İspanyol yetkili İşkenceyi Önleme ile ilgili çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu üyesi ve Dünya İşkenceye Karşı Organizasyonu üyeleri, İHD MYK Üyesi Osman İşçi bizi ziyaretimize geldi. Sn. Miguel Martin Zumalacárregui ve Sn. Anais Franquesa ziyaretimize geldiler, Türkiye'deki işkence ile ilgili biz onlara bilgi verdik.

Yine EN Avrupa Parlamentosu Hollanda'lı Parlementeri Göç meseleleri ile yoğun bir şekilde ilgilenen Sn. Tineke Strik vekil ziyaretimize geldiler. Biz de onları konuk edip Türkiye insan hakları ihlalleri konusunda şurada anlattıklarımızı uluslararası alana taşıdık. Kimse bizim sesimizin buralarda kaldığını sanmasın, bizim sesimiz dünyaya yayılıyor herkes bunu çok iyi bilsin!

RTÜK'e yönelik bir eleştirim var. Sabah ya da Hürriyet'ten neden lisans istemediklerine dair bir sorum var. RTÜK bunu lütfen cevaplasın!

Geçtiğimiz günlerde Darıca'da ilçe kongremizi yaptık. Yeni yönetimimize başarılar diliyoruz. Kocaeli'nin 3. Büyük ilçesi Darıca İlçe Yönetim Kurulumuzdan çok büyük işler bekliyoruz.

Leman Dergisi'ne de teşekkür ediyorum. Nusret Muğla'nın bu vahim tarihi fotoğrafını dergiye taşımışlar. Çok önemli bir görsel eleştiri yapmışlar tebrik ediyorum.

Osman Kavala 5 yıla yakın zulmen tutuklu. Hakkını, hukukunu sonuna kadar soracağız.

Şerif Mesutoğlu'nun Anayasa Mahkemesi kararının bir an evvel açıklanması ve özgürlüğe kavuşmasını bekliyoruz.

Selçuk Kozağaçlı zulmen tutuklu bir mahpus Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı.

Şenyaşar Ailesinin dramı devam ediyor. Urfa Adliyesi'nin önündeler. Bu gözü yaşlı anneyi hiçbir zaman unutmayacağız ve sürekli yanında olduğumu söyleyeceğiz.

Yusuf Bilge Tunç 2.5 yıldır kayıp kaçırılmış bir insan herkese şunu hatırlatıyorum; her kayba karşı aynı duyarlılıkla yaklaşın! Birisine karşı bir duyarlılık gösterip öbür kayba karşı duyarlılık göstermezseniz sizin samimiyetinizden şüphe edilir bunu da Yusuf Bilge Tunç konusunda hatırlatıyorum. 2.5 yıldan fazladır tüm devlet imkanları ile üstü örtülmeye çalışılan kayıp kaçırılma öyküsüdür. Kesinlikle Yusuf Bilge Tunç'un dramını unutmayacağız, unutturmayacağız!

Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen kaçırılarak cezaevinde halen tutulan fakat kaçırıldıkları zaman işkence gördüklerini söyleyen mahpuslar.

Gülistan Doku 2 yılı aşkın bir şekilde kayıp kaçırılmış bir an evvel bulunması gerektiğini söylüyoruz. Anne, baba ve kız kardeşi Aygül hanımın yanındayız.

Hürmüz Diril. Eşi Şimoni Diril'in cesedi bulunmuştu kendisi 2 yıldan fazladır bulunmuyor ve Vali, Savcı ve Hakim'in bir araya gelmesinden sonra iddianamenin iptal edildiği haberini aldık, çok vahim birtakım yargısal sıkıntılar ile ilgili haberler alıyoruz.

@welgmedya.com

 

 

  Bu haber 1411 defa okunmuştur.   Editör: welg medya   Kaynak: Welg medya haber

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

  FACEBOOK YORUM Yorum

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım