İzzettin Doğan ve Cem Vakfı: Kızılbaş Aleviliği Asimilasyon ve İhanet Süreci
Tarih: 27-07-2024 09:21:53Cem Vakfı'nın Kuruluşu
WELG – ÖZEL - Cem Vakfı, 1995 yılında İzzettin Doğan ve 47 yol arkadaşı tarafından kuruldu. Doğan, Yurt gazetesine 2 Ocak 2017’de verdiği röportajda, vakfın kuruluş sürecinde izledikleri yöntemleri ve kimlerle iş birliği yaptıklarını detaylı bir şekilde anlatıyor. Doğan'ın açıklamaları, vakfın kuruluş amacının ve faaliyetlerinin Alevi inancının özgün değerlerini korumaktan çok, devletin ve Sünni din adamlarının etkisi altında bir yapı oluşturmak olduğunu gözler önüne seriyor.
Sünni Din Adamları ve Müftülerle İş Birliği
Doğan, vakfın kuruluş sürecinde Sünni din adamları ve müftülerle sıkı bir iş birliği yaptıklarını belirtiyor: "Türkiye’nin her tarafında binlerce toplantı yaptık. Bu toplantılarımıza Sünni kesimden ulemalar da katıldı. Eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan Lütfi Doğan ve Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk gibi isimler yanımızda durdular. İslam’da bir tek Sünni yorumunun olmadığını, Anadolu İslam’ının özünde Alevi kültürünün olduğunu söylediler."
Müftülerin Desteği ve İlk Bağışlar
Doğan, Erzincan, Malatya ve Sivas gibi şehirlerde müftülerin desteğini aldıklarını ve ilk bağışları müftülerin yaptığını açıklıyor: "Sünni aydın kesimden destekler oldu. Sivas ve Erzincan’da vakfın ve cemevlerimizin temellerini attığımızda ilk bağışları müftüler yaptı. Bu kadar uzun süreli bir mücadeleyi, 25-30 milyon insanın düşünce ve inanç özgürlüğünü, kendi iç dünyasının bağımsızlığa ulaşması hareketini büyük emeklerle ama hiç kimsenin burnunu kanatmadan, ihtilafa meydan vermeden yürüttük," derken aslında iktidar sahiplerinin kendine verdiği görevi nasıl yerine getirdiğini anlatıyor. Burada Süleyman Demirel’in girişimiyle kurulduğunu ve süreç içindeki tüm iktidar sahiplerine hizmet etmekten geri durmadığını ve bunun sayesinde büyük bir servet sahibi olduğunu belirtiyor.
Devletle İş Birliği ve Asimilasyon
Resmi ideoloji, gelişen teknoloji ve şehirleşen Alevilerin kendi özlerini koruyacağını öngördüğü için İzzettin Doğan’ı seçmiştir. Doğan’ın Aile geçmişine bakarak devlete olan bağlılığı, Alevi değimiyle "Kınalı Keklik" olan Doğan, halkına ihanet eden bir kişilik olduğu için seçilmiştir. Doğan, halkını kendi çıkarı için pazarlamaktan geri durmamış, devletle yaptığı iş birliğiyle Alevi toplumuna zarar vermiştir.
Asimilasyon ve Alevi İnancının Tehdit Altında Olması
İzzettin Doğan’ın bu açıklamaları, Cem Vakfı’nın kuruluş sürecinde egemen güçlerle iş birliği yaparak Kızılbaş Aleviliğine zarar verdiği yönündeki eleştirileri doğrular nitelikte. Alevi toplumu, bu tür iş birliklerinin inançlarına ve kültürlerine yönelik bir tehdit oluşturduğunu ifade ediyor. Alevi inancının ritüellerine uygun olmayan uygulamaların yaygınlaştırılması, Alevi kültürünün ve inancının yok sayılması olarak değerlendiriliyor.
Alevi Asimilasyonunun Tarihsel Arka Planı
Türkiye’de Alevi toplumunun tarih boyunca maruz kaldığı baskı ve asimilasyon politikaları, Cem Vakfı’nın kuruluş sürecinde yapılan iş birliğiyle daha da belirgin hale geldi. Alevi inancının ve kültürünün yok sayılması, Alevi toplumunun kimlik mücadelesinde önemli bir engel olarak görüldü. Doğan’ın açıklamaları, bu asimilasyon sürecinin bilinçli bir şekilde sürdürüldüğünü ve devletin Alevi toplumunu kontrol altında tutma çabalarının bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.
Alevi Toplumunun Kimlik Mücadelesi
Alevi toplumunun kimlik mücadelesi, tarih boyunca karşılaştığı baskı ve asimilasyon politikalarına karşı direnişle şekillendi. Cem Vakfı’nın kuruluş sürecinde yapılan iş birliği, bu direnişi zayıflatma ve Alevi toplumunu devletin kontrolü altına alma girişimi olarak değerlendiriliyor. Alevi inancının özgün ritüellerinin ve kültürel değerlerinin korunması, bu kimlik mücadelesinin temelini oluşturuyor.
Sonuç
İzzettin Doğan’ın Cem Vakfı’nın kuruluş sürecinde devletle ve Sünni din adamlarıyla yaptığı iş birliği, Alevi inancına zarar veren bir asimilasyon girişimi olarak değerlendiriliyor. Doğan’ın açıklamaları, vakfın kuruluş amacının ve faaliyetlerinin Alevi toplumunun özgün değerlerini korumaktan çok, devletin ve egemen güçlerin etkisi altında bir yapı oluşturmak olduğunu gözler önüne seriyor. Alevi toplumunun kimlik mücadelesi, bu tür asimilasyon girişimlerine karşı direnişle devam ediyor.
@welgmedya
























