|
Fransız seçimleri, Avrupa'da milliyetçi sağın iktidara ne kadar yakınlaştığını bir kez daha gösterdi. Le Pen, seçmenin neredeyse dörtte birinin oyunu alarak, bugüne kadarki en yüksek oranına ulaştı. Ondan da radikal olan sağcı partinin yüzde 7 oyu da eklenirse, Fransa'da her üç seçmenden birinin aşırı sağa, popülist söyleme, yabancı düşmanlığına oy verdiği söylenebilir. "Önce Amerika" diyerek Batı ittifakını sallayan Trump'tan sonra "Önce Fransa" diyen Le Pen'in muhtemel iktidarı, Avrupa Birliği'ni darmadağın edebilir.
Seçim sonuçları kadar önemli bir veri, seçime katılım oranı... Fransızların yüzde 26'sı sandığa gitmedi. Bu, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir rekor... Nedeni sorulduğunda seçmenlerin çoğu, "Adaylar arasında bir fark görmüyorum" ya da "İçlerinde benim benimsediğim bir aday yok" cevabını verdi. Laikliğin ve cumhuriyet değerlerinin kalesi kabul edilen Fransa'da halkın önemli bir bölümü siyasete küsmüş gibi görünüyor. 24 Nisan'daki ikinci turda bu küskünlük sürerse Macron'un işi zorlaşabilir.
Avrupa, daha Fransa şokunu atlatmadan, Almanya'dan benzer bir araştırma geldi. Amerika'nın Sesi'nde yayınlanan araştırmaya göre Almanların neredeyse üçte biri "sahte bir demokraside" yaşadığını düşünüyor; "Alman siyasetinin belirlenmesinde bizim sözümüz yok" diyor. Ankete katılanların yüzde 28'i, mevcut sistemin temelden değiştirilmesi gerektiğine inanıyor. Neden?
Araştırmacılara göre halk arasında, demokrasi karşıtı, aşırı sağcı görüş ve tutumlar yükseliyor, komplo teorileri yaygınlaşıyor. Corona kısıtlamaları ve aşı zorunluluğu ile bu eğilim hepten artmışa benziyor. Kamuoyunda demokrasi inancı ve siyasetçilere güven zayıflıyor.
Avrupa Birliği'ni terk eden İngiltere...
Halkın üçte birinin demokrasi karşıtı olduğu Almanya...
Ve halkın üçte birinin aşırı sağa yöneldiği Fransa...
Yaşlı kıta, Ukrayna savaşı nedeniyle gözlerini Rusya'ya çevirmişken, asıl yıkıcı bomba, kendi içinde patlıyor.
|