|
Bazen medya-iktidar ilişkisini, lunaparklardaki tokmak oyununa benzetiyorum. Hani elinde tokmak tutan biri, önündeki kutunun deliklerden çıkan köstebeklerin kafasına vurup onları avlamaya çalışır ya... Bizler de elde tokmakla bizi sindirmeye çalışan Erdoğan'a karşı benzer bir mücadele veriyoruz. Giderek sayısı çoğalan köstebekler bir delikten çıktığında iktidar hemen oraya saldırıyor; biz o arada çoktan bir başka delikten kafamızı uzatmış bağırıyor oluyoruz. Sonunda Erdoğan ya bütün delikleri tıkayacak ya da süresi dolup çıldıracak.
İktidarın kirli çamaşırlarını sergilemeye başlayan Sedat Peker'in video çekmesini engellediler, tweet atmaya başladı. Tweet'leri engellediler, saklamaya çalıştıklarını Erk Acarer detaylarıyla yazdı. Erk'in üzerine adamlarını saldılar, bu kez sürgündeki bir başka gazeteci, Metin Cihan elinde belgelerle ortaya çıktı.
Cihan'ın belgelerinden de yargıya, orduya, polise atanacak isimler için Erdoğan'ın oğluna ait vakfın referansıyla nasıl fişleme yaptıklarını, devlet içinde nasıl kadrolaştıklarını gayet net gördük. Tahmin edildiği gibi, Gülen'le bozuşunca sadece Cemaat mensuplarının mallarını yağmalamakla kalmamışlar, daha önce onlara açtıkları kadrolara da çökmüşler. Mali destek raporlarını inceleyince TÜGVA'nın kamu kaynaklarından beslendiği de çıkıyor ortaya... Devlet öğrencisine yurt yapamazken, aile vakfı, halkın parasıyla semirmiş. Hepsi, açıkça "paralel devlet yapılanması"... Yani AKP'nin Cemaat'i yargıladığı suçun aynısı...
Metin Cihan, belgeleri yayınlarken, "Bugün torpiliyle mutlu olanlar, yarın zor zamanlar geçirebilir" diye yazdı. Öyle olacağı kesin... Ama dileyelim de her gelenin daha öncekilerin kadrolarının yerine kendi kadrolarını doldurma alışkanlığı, yerini her mevkii liyakat sahiplerine emanet etme geleneğine bıraksın. Yoksa bürokrasinin bu "doldur boşalt" alışkanlığı da, iktidarın elde tokmak köstebek avcılığı da sürer gider böyle...
|