|
Peker'i merak edenlere, anlamaya çalışanlara tarif ederken diyorum ki: "Amerika'da Al Capone'un anılarını yazdığını düşünün ya da Sicilya Mafyası'nın rüşvet defterini ele geçirdiğinizi... Peker'in ifşaatları o kadar önemli..."
Elbette ifşaatlar Türkiye'de olduğu kadar olmasa da Batı'nın ilgili çevrelerinde de takip ediliyor. Birkaç noktanın altını çizmek gerek:
Özellikle Rıza Zarraf'ın itirafçı olmasından ve Sezgin Baran Korkmaz'ın ABD'ye iadesinden sonra Washington'un, bizden fazla bilgiye sahip olduğunu tahmin etmek zor değil. Ancak bunları kamuoyuyla paylaşmıyorlar; büyük ihtimalle Saray'ı belli konularda tavize zorlamak üzere koz olarak ellerinde tutuyorlar.
Avrupa'da ise başka bir sorun var: O da şaşırmama, kanıksama... Türkiye Yolsuzluk Algı Endeksi'nde diplere düştüğü ve artık Azerbaycan, Yemen, Venezuela, Somali kategorisinde görüldüğü için, ne duysalar "Eh normal, olur tabii" diyerek burun kıvırıyorlar.
Biliyorsunuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne bağlı Mali Eylem Görev Gücü, geçen yıl, Türkiye'yi kara para aklama ve terörün finansmanını önlemede gerekli adımları atmadığı için "riskli ülkeler" arasına dâhil edip "gri liste"ye almıştı. Bunun üzerine Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye raporuna, hükümetin yolsuzlukla mücadele iradesinin olmadığı teşhisini eklemişti. Deutsche Welle Türkçe'den Değer Akal'ın haberine göre Mali Eylem Görev Gücü, son skandallardan sonra Türkiye'yi "kara liste"ye alabilir. Bu, mali yaptırımları tetikleyip ekonomiyi daha da çıkmaza sürükleyebilir.
Elbette batılı hükümetler, Ukrayna krizi sırasında ve enerji kriziyle geçecek kış ayları öncesinde, Moskova ile temastaki Erdoğan'ı karşılarına almamaya özen gösteriyorlar. Ancak Peker'in açtığı dosyalarla ortaya dökülen yolsuzlukları, yargının kayıtsızlığını, Türk ekonomisinin çöküşe sürüklenişini ve Türkiye'den Batı'ya göçün hızlanışını daha fazla görmezden gelemeyecekleri de ortada...
Özetle Peker'in Türkiye'de yarattığı tufanın etkileri, Batı'da da ciddi ciddi hissediliyor.
|