|
Sedat Peker'in Saray'dan iki kelle koparmasının ardından susturma çabaları zirveye çıktı: Önce Birleşik Arap Emirlikleri nezdinde diplomatik baskı artırıldı; Peker'e video kaydından sonra Tweet yasağı da getirildi. Başka bir hesaptan da olsa tweet atmaması rica edildi. Bu, tam anlamıyla bir dijital tecritti. Bir anda "Deli Çavuş" hesabındaki paylaşımlar durdu. Ardından Murat Ağırel, Sedat Peker'in kellesi için ödül konulduğunu uluslararası suç örgütlerine suikastı karşılığı ödül vaat edildiğini duyurdu. Erk Acarer, Peker'e suikast için önerilen paranın 5 milyondan 25 milyona çıkarıldığını yazdı. Son olarak da Peker'in Beykoz'daki evi silahlı saldırıya uğradı, evi korumakla görevli Yılmaz Günay 3 kurşunla yaralandı.
Bütün bu gelişmeler, iki şeyi gösteriyor:
Bir: Erdoğan hükümetinin, cumhuriyeti tam bir mafya devletine dönüştürdüğünü... Baksanıza, kişilerin başına ödül koymak, mallarına çöküp yakınlarına saldırmak, bir mafya yöntemi iken hükümet politikası oldu.
İki: Peker'in verdiği bilgilerle canı yanan Erdoğan, seçim öncesi açıklayacağı yeni skandalları önleme çabasına girişti. Saray, panik halinde bir yandan diplomasiyi devreye sokarken öte yandan mafyayı harekete geçirdi.
Şimdi Peker'in ne yapacağı önemli... Önünde üç seçenek var:
Bu tecride, baskılara, başına ödül verilmesine, evine el konulup yakınlarının hedef alınmasına direnemeyip suskunluğa bürünebilir.
Bütün gemileri yakıp kendisiyle birlikte bütün yakınlarını da tehlikeye atarak intikamını arşiviyle alabilir.
Veya "bekle gör" politikasına geçebilir.
Elbette kamu çıkarı açısından en iyisi, elindeki arşivin açılması, Saray'ın bütün pisliğinin ortaya çıkmasıdır. Ancak bu olmasa da biz göreceğimizi gördük, öğreneceğimizi öğrendik. Saray'ı yöneten mafyanın, Peker'in başına koyduğu parayla kendisine bir kaçış planı yapması daha akıllıca olur.
|