|
İYİ Parti lideri Meral Akşener'in, Cumhurbaşkanlığına değil başbakanlığa aday olduğunu söylemesi, Ankara kulislerinde dönen birçok kulisin akışını değiştirdi. Bugüne dek yarışın Erdoğan'la Millet İttifakı'nın ortak adayı arasında olacağı öngörülüyordu. Yine öyle olacak, ancak Akşener, bu yarışın bir adım ötesini işaret eden bir vizyon sergiledi.
Bu, sadece kişisel siyasi hedefleri açısından değil, Türkiye'nin siyasi geleceği açısından da önemli...
"Yüzüklerin Efendisi" filminden örnek vereceğim:
Filmde yüzük, iktidarın simgesidir. Kimin parmağına takılırsa onu ele geçirir. Ona sahip olmanın hırsıyla en düzgün karakterler bile bir anda canavarlaşır. Yüzüğün sahibi de onu kaybetmemek için her kötülüğü göze alır. O yüzden film, yüzüğün el değiştirmesinin ya da iyi niyetli birinin eline geçmesinin bu hırsları dizginlemeye yetmeyeceği mesajını verir. Yapılması gereken, yüzüğün bir yanardağın lavları arasında eritilmesi ve sonsuza kadar yok edilmesidir.
Başkanlık sistemi, Türkiye siyasetinin belalı yüzüğü... O yüzüğün Erdoğan'dan alınıp daha iyi niyetli birine takılması, sonucu pek değiştirmeyecektir. Çünkü Başkanlık yüzüğünün sağladığı güç, kendisini takan parmağı ele geçirebilecek kadar büyük... O yüzden mesele, yüzüğün el değiştirmesi değil, yok edilmesi...
Bu yaklaşım, Başkanlık koltuğuna kimin oturacağı meselesini ikinci plana atıyor. Erdoğan'ın yerini alacak olan her kim olursa olsun, yapacağı ilk ve aslında tek şey, oturduğu koltuğu imha etmek olmalıdır. Vakit alacak bu süreç içinde Türkiye hızla parlamenter sisteme dönüşün koşullarını hazırlayacak ve ya bir anayasa değişikliği ya da bir referendumla ve geniş katılımlı bir törenle yüzük lavlara atılacaktır.
Sonra?
Sonra yetki ve sorumluluk yeniden, eski sistemin 1 numarası olan Başbakan'a devredilecektir. Akşener, işte bu vizyonu koyuyor ortaya... Ve "Ben yüzüklerin hanfendisiyim" diyor.
|