Erdoğan ÇINAR

ALEVİ AŞIKLIK/ZAKİRLİK GELENEĞİNİN BAŞLADIĞI YER; EBLA UYGARLIĞI (MÖ. 3000 - MÖ. 1600)

Erdoğan ÇINAR
  10-09-2021 12:11:00

Roma Üniversitesinden genç arkeolog Paulo Matthiae tarafından 1964 yılında Halep'in 53 km kuzeybatısında Tel Mardikh (Mardikh Tepesi) nde başlatılan kazılar, 1974 yılına gelindiğinde olağanüstü bir keşifle taçlandı. Paulo Matthiae yönetimindeki kazı ekibi 1974-1975 yılları yirmi bin kadar kil tabletten oluşan Ebla Krallığının saray arşivine ulaştı. MÖ.2350 yıllarında, kırk beş yıllık bir zaman aralığına tarihlenen tabletler, Sümer çivi yazısı ile Sümer dilinde ve Eblait adı verilen, yerel Ebla dilinde yazılmışlardı.Tabletlerin arasında Sümerce-Eblait sözlük de vardı. Sümerce-Eblait sözlük ve tabletlerin çift dilli yazılmış olmaları, tabletlerin okumalarını kolaylaştırdı.Tabletler Roma Üniversitesinden profesör Giovanni Pettinato tarafından okundu.

Ebla kraliyet arşivi bulununcaya kadar tarihçiler ve arkeologlar başta olmak üzere, tüm akademik disiplinler, erken bronz çağda sadece iki büyük uygarlığın (Sümer ve Mısır) varlığından haberdardılar. Ebla kraliyet arşivinin bulunması ile birlikte erken bronz çağın 4500 yıl toprak altında kalmış bir büyük uygarlık daha varlık sahasına çıkmış oldu. Kimi tarihçilere göre Ebla Kırallığı; dünyanın ilk süper gücüydü.

Ebla Krallığı MÖ.3000-1600 yılları arasında hüküm sürdü. Pek az krallığa nasip olmuş bin dört yüz yıllık uzun ömrü boyunca MÖ.2300 ve MÖ.2000'li yıllarda iki kez kesintiye uğratılıp, iki kez yeniden hayat bulduktan sonra MÖ.1600 yılında Hitit kralı I. Murşili tarafından yıkılarak ortadan kaldırıldı ancak Ebla uygarlığının etkileri binlerce yıl boyunca Kuzey Suriye ve Anadolu'da devam etti.

Ebla; 4500 yıl boyunca varlığından haberdar olunmamayı hak etmeyecek kadar büyük bir imparatorluktu. Ebla İmparatorluğu, her dereceden binlerce memurun istihdam edildiği, bir merkezi bürokrasi ile idare ediliyordu .

Ebla'lılar,altın, gümüş, bakır, kalay, kurşun gibi çağın en önemli madenlerini işliyorlar,tekstil başta olmak üzere, zeytinyağı, şarap ve bira üretiyorlardı. Tekstil ürünleri Ebla ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu. Ebla ekonomisinde ticaret önemliydi. Eblalılar, kendi ürettikleri malların yanı sıra Anadolu'dan, Kıbrıs'tan,İran'dan aldıkları malları, Mısır'a, Sümer ülkesine hatta Afganistan'a kadar geniş bir coğrafyaya ihraç ediyorlardı.

EBLA'DA ve ALEVİ ERKANINDA MÜZİK ve AŞIKLIK GELENEĞİ: l

Ebla'da müzik, sosyal hayatın ve ibadetin ayrılmaz parçasıydı. Ebla'da çalan ve söyleyen çoğu zaman da kendi eserlerini seslendiren aşıklara, 'nar' adı veriliyordu. Usta narlara 'nar-mah', ustanın yanında müziğe yeni başlayan genç narlara 'nar-tur', ender olarak da 'nar-gibil' deniliyordu. Ebla'da kadın aşıklar da vardı, kadın aşıklar 'nar-mi' ya da 'du-mi-nar' adlları ile anılıyorlardı.

Ebla'lı aşıkların çaldıkları müzik aletinin genel adı 'balag' idi. Balag ahşap tekneli ve ahşap kollu, telli bir müzik aletiydi. 'Balag'lar boylarına göre iki sınıfa ayrılmıştı; 'balag-mah'(büyük balag) ve 'gis-balag-tur'(küçük balag). Ebla'lı aşıklar, çağlarının fenomen gezginleriydiler, omuzlarına astıkları 'balag'larıyla çok geniş bir coğrafyada sürekli dolaşırlar uğradıkları yerlerde coşku ile karşılanırlar, büyük saygı görürler ve saygı ile ağırlanırlardı.

Aşıklık, Ebla'da çoğu zaman bir aile geleneği olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyordu bu nedenle aşıklar belli ailelerde ve belli bölgelerde yoğunlaşıyordu. Ebla arşiv metinlerinde 'Dabardum' adı ile anılan bölgeden Ebla'ya gelen yirmi kadın ve yirmi erkekten oluşan kırk kişilik bir aşıklar topluluğundan söz ediliyor. Ebla arşivlerinde, Ebla'lı aşıklar ve aşıklık geleneği hakkında oldukça doyurucu bilgiler kayda geçmiş olmasına rağmen, arşiv belgelerinde, aşıkların repertuarlarına ilişkin herhangi bir kayıt bulunamadı. Ebla'lı aşıklar, zengin repertuarlarını sözlü gelenek içinde kuşaktan kuşağa aktarmış, irticalen çalıp söylemiş, kendi ürettikleri eserleri de zengin sözlü geleneğe katmış olmalıydılar.

Ebla'da müzik dini etkinliklerin olmazsa olmazıydı. Ebla'da müzik ibadetin içinde girdiği andan itibaren büyük bir saygınlık ve kutsiyet kazanıyor, ancak saygın kişiler dini törenlerde müzik icra edebiliyorlardı. Dini ayinlerde balag çalıp söyleyenler kraliyet ailesine mensup kutsiyet atfedilmiş önemli kişilerdi bunlara 'balag-di' deniyordu. Danscılara 'ne-di' adı verilirken,dini törenlerde dans edenlerin özel bir ismi vardı; dini törenlerde dans ritüelini 'Hub' adı verilen danscılar yerine getiriyorlardı.

Alevi müziği ile Ebla müziği arasında asla göz ardı edilemeyecek çok sayıda ortak nokta bulunur.Ebla müziği ile Alevi müziği arasındaki ilk benzerlik, her iki kültürde de aynı müzik aletinin müzik geleneği içindeki, ayrıcalıklı ve saygın konumu ile başlar.

-Sümer ve Akad kayıtlarında tam bir tanımını bulamadığımız, ancak varlığından haberdar olduğumuz müzik aleti 'balag', Ebla'da, formunu ve niteliklerini tam olarak belirleyebileceğimiz bir tanıma kavuşur. Ebla'da 'balag' ahşap tekneli ve ahşap kollu telli bir müzik aletidir, Alevi müziğinin vazgeçilmez aleti 'bağlama'yı da ahşap tekneli ve ahşap kollu telli bir müzik aletidir.

( Sümer'de ve Ebla'da balag adını alan bu müzik aleti Akad'da balaggu adını alıyordu. Balaggu, balag ve bağlama arasında dikkati çeken bir ses benzerliği olduğu muhakkak. Bağlama sözcüğünün Türkçede, müzik alanında bir anlamının olmamasını da dikkate aldığımızda;.bağlama sözcüğünün, balağ/balaggu sözcüklerinin Türkçe fonetiğine uyarlanmış söylenişi olduğunu öne sürebiliriz.)

-Ebla'lada 'balag'ları kol ve tekne büyüklüklerine göre değişik isimlerle (balag-mah, balag-tur ) anıyorlardı Alevi müzik geleneği içinde bu böyledir. Alevi müziğinde bağlamalar da tekne ve kol büyüklüklerine göre meydan sazı, cura gibi isimler alırlar.

-Ebla'da olduğu gibi, Alevi dünyasında da aşıklık sözlü gelenektir. Zengin sözlü miras her iki kültürde de kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılır.

- Her iki kültür de de, Aşıklığın okulu da yoktur. Ebla'da, 'nar-mah' ve 'nar-tur' sözcükleri ile ifade edilen, usta ve genç aşık ayırımı Alevi aşıklık geleneğinde de vardır. Alevi aşıklar bu gelenek içinde yetişirler. Yakın geçmişe kadar,her usta aşığın yanında onunla beraber seyahat eden bir genç aşık bulunur ve ustasından aşıklık geleneğini öğrenir, ustasından icazet aldıktan sonra bağımsız olarak aşıklık icra etmeye başlardı.

-Ebla'lı ozana sosyal yaşamda 'nar' adı verilirken dini etkinliklerde müzik icra eden Ebla'lı ozan farklı bir isimle 'balag-di' adı ile anılıyordu. Alevi erkanında da sosyal hayatta aşık adı ile anılan ozan Ayin-i Cem'de 'zakir' adını alır.

-Alevi Ayin-i Cem'inde semah dönenlerin de Ebla dini törenlerinde dans edenlerde olduğu gibi kendilerine has isimleri vardır; Ayin-i Cem'de de dans edenlerin kendilerine has ismi vardır. Ayin-i Cem'de dans edenlere/semah dönenlere pervane denilir.

-Ebla'da olduğu gibi Alevi dünyasında da aşıklık, Muharrem Ertaş-Neşet Ertaş ya da Nesimi Çimen- Mazlum Çimen örneklerinde olduğu gibi, çoğu kez bir aile geleneği olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.

-Ebla'nın aşıkları ile ünlü bölgesi 'Dabardum' gibi Alevi dünyasında da Çamşıhı, Kantarma gibi aşıkları ile ünlü merkezler vardır.

-Alevi aşıklar da Ebla'lı aşıklar gibi fenomen gezgindirler, dört bin beş yüz yıl önceki öncülleri gibi misafir edildikleri köylerde ilgi ve hürmetle ağırlanırlar.

Alevi aşıklık geleneğinin son fenomen gezgini Aşık Davut Sulari'dir(1925-1985)..Kureyşan ocağı dedesi ve ünlü bir Alevi aşığı olan Davut Sulari tüm ömrü boyunca omuzuna astığı bağlaması ile Leyla adını verdiği beyaz atının üzerinde köyden köye, şehirden şehire, ülkeden ülkeye diyar diyar dolaşmıştır. Seksenli yılların başında Erzincan/Tercan'daki köyünden yola çıkıp, at sırtında dört buçuk ay süren yolculuktan sonra İstanbul'a ulaşan Davut Sulari'nin yolculuğun amacını soran gazeteciye şunları söyler.

'' Tam dört buçuk ay kar gibi beyaz atımla yola çıktım. Erzincan'dan buraya gelene kadar sekiz il, elli iki ilçe ve yüz elli köyden geçtim. her köyde durup atımı yemledim, sazımı çaldım. Biryöreden aldığım duygu ve düşünceleri aşıklık geleneğine uyarak ilden ile, köyden köye taşıdım. Erzincan'dan buraya at sırtında gelmemin nedeni bir geleneğin sürdürülmesinden başka bir amaç taşımıyor''

Davut sulari'nin bu uzun zahmetli ve anlamlı yolculuğu gezgin aşıklar geleneğinin sürdürülmesine yeterli olamadı.O büyük ustadan ödünç aldığımız bir cümle ile ifade edecek olursak: 'O güzel insanlar o güzel atlara binip, gittiler'.

EBLA ÜLKESİNİN SINIRLARI ve ELBİSTAN:

Ebla hakkındaki tüm bilgilerimizi, birinci hanedan döneminin son yıllarına doğru sadece kırk beş yıl süre ile tutulan arşive borçluyuz.Bin dört yüz yıl, hüküm sürmüş, devasa bir imparatorluğun sınırlarını kırk beş yıllık zaman aralığına sıkışmış metinlere dayanarak tespit etmek pek mümkün değildir. Literatürde yer alan, Ebla Krallığının sınırlarını gösteren haritalar, Ebla ülkesinin, Kuzey Lübnan'dan, Güneydoğu Anadolu'da Urshu'yu (bugünkü Gaziantep) içine alacak kadar Anadolu eşiğine uzandığını, doğu batı yönünde ise, Fırat nehrinden Akdeniz'e kadar olan dar bölgede sıkıştığını gösteriyor.

Ebla İmparatorluğunun yarısı doğrudan merkeze bağlı valiler tarafından yönetiliyor,İmparatorluğun diğer yarısı Ebla'ya vergi veren , işgücü ve asker temin eden altmış otonom krallık tarafından idere ediliyordu. Kuzey Lübnan-Gaziantep ile, Akdeniz-Fırat Nehri arasında kalan ve Ebla ülkesi olarak tanımlanan bölgenin yüzölçümü 90 000 kilometre kadardır.Bu alanın merkeze bağlı valiler tarafından doğrudan yönetilen bölümü çıktıktan sonra kalan yarısına altmış kent devletinin yerleşmesi pek mümkün görünmüyor. Ebla ülkesinin sınırları muhtemelen, bugüne kadar tespiti yapılandan çok daha geniş bir coğrafyaya yayılıyordu.

Tel Mardikh'den başka bir Ebla yerleşiminde henüz kayda değer bir kazı yapılmadı Güneydoğu Anadolu'da Ebla uygarlığının izlerini taşıma ihtimali bulunan el değmemiş onlarca höyük var. Ebla'nın sınırlarını tam olarak belirleyecek arkeolojik verilere sahip değiliz ancak, bizi ana akım bilgilerin uzağına götürerek, çok yeni bir tez öne sürmemize vesile olacak ilginç bir ipucu var elimizde: Elbistan

Macaristan, Gürcistan, Yunanistan ve benzeri ülke isimlerinin sonunda görmeye aşina olduğumuz, 'stan' eki, sonuna geldiği kelimeye 'ülkesi' anlamını yükler.Bu son ek,, Hint-Avrupa dillerinde 'durulan yer' anlamına gelir. İngilizce ayakta durmayı belirten 'stand' sözcüğü bu ailedendir.Stan eki, sonuna geldiği kelime bir sesiz harf ile bitiyorsa, 'i' sesli harfi ile önündeki kelimeye bağlanır.Hind(i)stan, Arab(i)stan gibi.Stan eki ile biten coğrafya ve ülke adları,sınırları dar, küçük yerleşim birimlerini tanımlamazlar. Stan ile biten yer adları, içinde çok sayıda yerleşim yerlerinin nehirlerin dağların ovaların yer aldığı, Türkistan, Moğolistan ve benzeri, geniş ülkeleri ve coğrafyaları ifade ederler. Bunun Türkçede sadece tek bir istisnası vardır: Elbistan. Elbistan sözcüğü, Maraş iline bağlı bir ilçe adı olarak karşımıza çıksa da, ismin sonundaki 'stan' eki, bu sözcüğün uzak geçmişte çok geniş toprakları tanımlayan bir ülke adı olduğuna işaret ediyor. Elbistan'ın Bizans kaynaklarında adı 'Eplastania' idi.Bu sözcüğün sonundaki Grekçeye uyarlama eki 'ia' yı kaldırdığımızda Epla/Ebla ülkesi anlamına gelen 'Eplastan' sözcüğü ile baş başa kalırız. Osmanlı İmparatorluğunun yükselme döneminin sonlarına kadar olan kaynaklara bu yerin adı, Osmanlıların kullandığı Arap alfabesi ile 'ﺍﺒﻠﺳﺘﺎﻥ' şeklinde; Elif-be -lam - sin - ta - nun, harfleri ile yazıldı. Bu yazım bir kaç türlü okunabilse de kelimenin köküne en uygun okunuşu; 'Eblastan'dir. Kelimeyi kök ile ekini birbirinden kopararak 'Ebla-stan' olarak yazdığımızda anlamı belirginleşir; Ebla ülkesi. Zaman içinde bir ilçe ye dönüştürülerek anlamı da sınırları da daraltılan 'Eblastan' Bizans ve Osmanlı kaynaklarında tek bir yerleşimin adı olarak değil; Yukarı Fırat Havzası, Maraş, Adıyaman, Malatya, Kadirli, Saimbeyli ile Kapadokya'nın önemli bir bölümünü içine alan geniş bir coğrafyanın adı olarak zikredilmiştir .

Bizans ve Osmanlı kaynaklarında , 'Eblastan'ın küçük bir ilçe merkezi olarak değil bir geniş ülke olarak tanımlanması, elbette önemlidir ve kıymetlidir ancak, Osmanlı ve Bizans kaynaklarında çerçevesi verilen sınırlar nihayetinde idari sınırlardır. Ebla kültürünün Anadolu'da etkili olduğu alanların tespiti, Ebla krallığının Anadolu'daki idari sınırlarının tespitinden çok daha önemlidir.Ebla ülkesinin sınırları Ebla kültürünün sınırlarıdır.Ebla krallığının idari sınırları içinde olsun ya da olmasın; Bizans ve Osmanlı kayıtlarınsa, 'Eblastan' sınırları içinde gösterilen Yukarı Fırat Havzası, Maraş, Adıyaman, Malatya, Kadirli, Saimbeyli ile Kapadokya Aleviliğin kadimden bu yana boy verdiği merkezlerdir. Enki/Hızır/Haydar kültü dört bin beş yüz yıl önceki tazeliği ile bu bölgede yaşatılmaya devam ediyor.

Erdoğan ÇINAR

 

  Bu yazı 4391 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım