Feridun Hayati ÜNÜVAR

HALKLARI ÜZEN, TEKELCİ DÜZEN..!

Feridun Hayati ÜNÜVAR
  23-09-2024 08:48:00

Küresel sermayenin güdümündeki ülkelerin egemen rejimleri, kurup ayarladıkları finans-kapital sömürücü sermaye düzeniyle vatandaşlarını yönetiyor. Tekerlerine çomak sokan bir güç olmayınca, kurdukları düzen tıkır tıkır işliyor...

Peki bu garabetten kurtulmak için yerelde ve dünya genelinde;

  • Var mı bir karşı direniş ve oluşum?
  • Varsa; bunlar neler, hangi parti ve örgütler?
  • Yoksa; ne yapmalı, nasıl yapmalı ve bu düzenden nasıl kurtulmalı?

Küresel çapta dünyanın her yerinde savaşa, sömürüye, açlığa, sefalete, zulme, şiddete, eşitsizliğe, ayrımcılığa, haksızlıklara ve yolsuzluklara karşı; işyerlerinde patrona, sokaklarda polise direnen ve yaşam hakları için gösteri yapanları her gün görüyoruz. Bu düzenden şikayetçi mağdurlar da, mağdurları kurtaracağını söyleyen siyasetçiler de bu sorunları çok iyi biliyorlar.

İyi hoş da, hem bu düzenden şikayet etmek hem de bu düzeni değiştirememek neyin nesi oluyor?

Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de, lafazanlıktan başka, bu düzeni değiştirmek için ne bir siyasi parti, ne bir sivil toplum örgütü, ne de bir siyasi oluşum, birlik veya ittifak gücü var. Küresel tekelci sermayenin ise sayısız örgüt ve kurumları var. Örneğin:

  • Uluslararası Para Fonu (IMF)
  • Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)
  • Avrupa Birliği (AB/EU)
  • Birleşmiş Milletler (BM/UN)
  • Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA)
  • Avrupa Patent Ofisi (EPO)
  • Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)
  • Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA)
  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)
  • Dünya Bankası (World Bank)
  • Dünya Ticaret Örgütü (WTO)

Gibi ve benzeri sayısız örgütle dünyayı avuçlarının içine almış, böylesine organizeli, gaddar ve sömürücü bir kapitalist düzen var.

Peki bu sömürü düzenine karşı mücadele edecek ve bu sistemi değiştirecek neden ciddi bir siyasi güç yok ortada? Varsa, nerede ve ne yapıyor?

Dünya ülkelerini bir tarafa bırakıp Türkiye'deki siyasete ve kurumlara bakacak olursak, durum tahmin ettiğimizden de vahim ve düşündürücü. Zira vatandaşı emperyalist tekelci canilere ezdirmeden refah içinde yaşatmak için ve bu sömürü düzenini değiştirmek için yola çıkmış birçok siyasi parti var. Bugün Türkiye'de resmen kurulmuş, tam 151 tane kayıtlı siyasi parti mevcut! Bunların her birinin adı, kuruluş yılı, tüzüğü, amblemi, adresi vs. tam ve eksiksiz olup aktif görünümde. Çoğunun varlığından birçok vatandaşın haberi dahi olmadığı bir gerçek.

Peki, bu tuhaflığın ve bu kaosun sebebi ne? Hangi ülkede bu kadar çok siyasi parti var? Görünen o ki, tekelci sermaye boş durmuyor. Dünyanın her yerinde ve her alanında ekonomik, siyasi ve askeri örgütleriyle şebekesini tam olarak kuruyor. Sömürü çarkını döndürmek ve düzenini sürdürmek için ülkeleri bölüp, parçalayıp işgal ettiği yetmezmiş gibi, bir de siyasi kurumlarına el atıyor. Yandaş ve kullanacağı partileri kurdurması bir yana, halkı bölüp parçalayarak yüzlerce parti kurulmasının da zeminini hazırlıyor... Bunlardan hangisinin işbirlikçi olduğunu, uyutulan halkın anlaması ve tavır koyması ise yıllar sürüyor ki, o zamana kadar da atını alan Üsküdar'ı geçmiş oluyor!

İşin tuhaf bir yanı da, bu sömürü düzenine karşıymış gibi duran ve kendilerini kurtarıcı olarak gösteren siyasi partilerin durumları. Biliyoruz ki Türkiye'de, hedeflerine, programlarına, tüzüklerine ve tabelalarına sosyalist/komünist yazan birçok siyasi parti var. Bunların tüzüklerindeki hedeflerinde, sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz, eşitlikçi bir toplumsal düzen olan sosyalizme ulaşma mücadelesi yazılı. Fakat, pratikteki eylemleri ve siyasi söylemleri yazdıkları hedeflerle hiç örtüşmüyor. 'Biz sosyalist partiyiz' veya 'biz komünist partiyiz' demeye bile çekiniyorlar ve bu kelimeleri ağızlarına bile almıyorlar! Sol yelpazedeki bu partilerin, Türkiye'deki gerçek sosyalist/komünistlere, sempatizanlarına ve sosyalizme inanıp ilgi duyanlara ne kadar zarar verdiği açık ve ortada. Bu çakma partiler, bir taraftan sosyalistlerin kafasını karıştırıyor, bölüyor/parçalıyor; diğer taraftan da uluslararası tekelci sermaye ve yerli işbirlikçilerine yardım edercesine mevcut ekonomik ve siyasal sistemi ayakta tutuyor. Ama kapitalizme karşı mücadele ettiklerini ve edeceklerini hiç durmadan söylüyorlar. Bunlara, "Hadi be oradan!" deyip, kimlerce ve nasıl kurdurulduklarını ve kimlere hizmet ettiklerini sormak gerekmiyor mu?

Siyasi sol yelpazede bu sosyalizm istismarcılarının dışında ve bunlara alternatifmiş gibi duran, kurulan ve kurdurulan daha birçok siyasi partinin olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bunların hedefleri de kısmen belli. Kimi Türkçü, kimi Kürtçü, kimi mezhepçi ve İslamcı partiler... Her biri demokrasiyi ve antiemperyalist olduklarını dillerinden düşürmüyor. Toplumdaki eşitsizliğe, adaletsizliğe ve yoksulluğa karşı söylemlerini hamaset yaparak riyakarca dile getiriyorlar. Laflarıyla, kafataslarıyla ve icraatlarıyla; yerli ve milli olduğu kadar, şovenist, etnik kimlikçi, ulusalcı, dinci, gerici olduklarını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bunların da ortak özelliği, kendilerini kurtarıcı olarak görmeleri, lafazanlıkları ve ayakta tuttukları düzenleridir.

Demokratik bir toplum vaadiyle son 50 yıldır Türk/Kürt etnik kimlik siyaseti güdenler de, tüzük ve programlarında sosyalist/komünist yazıp sosyalizm ile dalga geçenler de, dinin müeyyidelerine göre teokratik bir düzen kuracağız diyenler de, küresel tekelci sermaye ve işbirlikçileriyle açık-seçik mücadele etmiyorlar, edemiyorlar. Kendilerini kurtarıcı olarak gösteren partilerden hangisini ele alsak, hiçbiri gelecek vadetmiyor. Yarattıkları yapay gündemlerle halkı oyalıyorlar, aldatıyorlar ve uyutuyorlar. Dincilik, mezhepçilik, milliyetçilik, ayrımcılık, aşiretçilik ve kabilecilik almış başını gidiyor. Bunları yaşatan ve feodalizme karşı çıkmayan siyasetçiler ve kurumları, maalesef aşiret reislerini partilerine kazanmak için canhıraş birbirleriyle yarışıyor!

Feodalizm'i, kapitalizmi ve bu yolsuzluk, yoksulluk düzenini yaşatanların siyaset kurumları olduğu gün gibi ortadayken, Türkiye'deki kadın/çocuk istismar ve taciz olaylarının, cinayetlerin, iş kazalarının, işsizliğin, yoksulluğun ve yolsuzluğun esas kaynağının neden feodal toplumsal yapıda, kapitalist sistemde ve düzenekte aranmadığını sormak gerekiyor.

Bireyi yok sayan, cemaatler-tarikatlar ve etnik gruplar yaratarak sınıfsal mücadeleden koparan egemenler, halkı kapitalizme karşı örgütsüz bırakıyor.

Yapılması gerekenleri söylemek pek kolay olmasa da, bu düzene ve işbirlikçisi siyasetçilere karşı örgütlü mücadele etmenin kaçınılmaz olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Bu amaçla, yerel ve küresel tüm proleterleri emek-sermaye çatışmasında sınıf bilinciyle bilinçlendirmek ve birleştirmek, kapitalizme karşı örgütlemek ve mücadeleyi sürekli hale getirmek, eşitlikçi bir toplumsal düzen olan sosyalizm için kaçınılmaz görünüyor.

Kalın sağlıcakla, anti-emperyalist sınıf bilinci ve mücadelesiyle, sevgi ve dostlukla.

Feridun Hayati Ünüvar

22 eylül 2024, Muğla.

  Bu yazı 1735 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım