Heybet AKDOĞAN

DEVLET ve MİLLİYETÇİLİK

Heybet AKDOĞAN
  19-08-2020 17:15:00

 İnsanların yarattığı fakat daha sonra yarattıkları gücü anlamak için yüzyıllar boyunca uğraştıkları karmaşık bir kavramdır devlet.

Devletin uğradığı değişikliklerden, tahakküm araçlarına kadar bütün boyutlarının tartışıldığı, hakkında sayısız teorilerin üretildiği devlet, bilinçlerde yer edinmiş hiper bir gerçekliktir.

Bu nedenle devletin tekrarlanan bir şekilde sorgulanması ve devlet söyleminin yeniden türetilmesi, lineer bir çizgiyi takip etmekten ziyade, sürekli dönen bir döngü karmaşasını ortaya çıkarmaktadır. Devletin ortaya çıkışı ile, bir ideoloji olarak varlığını sergileyen milliyetçiliğin başlangıcı, devletin her zaman lehine işleyen bir süreçtir.

Milliyetçiliğin devlet otoritesi için bir öncelik olması, devletin ve yarattığı ulusun tarihsel dönüm noktasıdır. Milliyetçiliğin tarihsel süreçte kutsi oluşumunu incelediğimizde, İbn-i Haldun'un "asabiye" kelimesi, incelemek istediğimiz milliyetçiliğin, duygusal boyutunu birey ve toplum açısından çok iyi karakterize etmektedir.

Milliyetçiliğin din ile pekiştirdiği ilahi ilişkinin, metafiziksel olarak kutsallıkla kaynaşması ve ölümsüzlük inancını aşarak fetihçi bir karaktere bürünmesi milliyetçiliğin; iktidarın sonsuzluk nesnesini miras olarak alan bir ideoloji olduğunu açıklamaktadır. Gerek öznenin kaybetmekten ve ölümden kaçısı, gerek devletin ve milliyetçiliğin sahip olma dürtüsü, toplumsal olan psiko- sosyal ilişkileri çok iyi yorumlamaktadır.

Keza, devletin ulusal ideolojiyle hem dünyayı hemde ahireti temsil etmesi bu yüzdendir. Uygarlık tarihimizden günümüze, devletin ve milliyetçiliğin ruhsal analizini yaptığımızda öz olarak bu sonuca varmamız kaçınılmazdır. Milliyetçiliğin genel anlamda dinden farklı yanı, seküler ve ideolojik yapısı olduğu iddia edilsede bu düşünce yanlıştır. Çünkü dinin hedefide tıpkı milliyeçilik gibi, fetih ruhuyla evrenselleşmektir. İdeolojik olarak din ve milliyetçiliğin bu şekilde aynı noktada birleştiği açıkça ortadadır. Devletin ise milliyetçiliğin bu amçalarına varması için bir çatı görevi görmesi; devlet ve milliyetçiliğin birbirlerini koruyan ve birbirlerine bağımlı iki olgu olduğunu açığa çıkan bir gerçekliktir.

Aynı zamanda yazının ve paranın icadıyla birlikte birey ve toplum zihninin ürünü olan devlet ve milliyetçiliğin pratikleri rekabetçi toplumsal hayatın bir diyalektiğidir. Sermaye ve sınıfsal odaklı kurumların geliştirdiği milliyetçilik ideolojisi, katı metacılığın ve manevi içerikli devletin içselleşmesinden oluşan bir hegemonya gücüdür. Devletin ve milliyetçiliğin toplumlar nezdinde bir ayrıcalık inancının oluşmasını sağlaması, toplumları devlet ve millet inancı içerisinde, içe dönük olarak gelişen bir korunma refleksinin doğmasına neden olmuştur.

Bu nedenle uluslararası savaşın, ideolojik düzlemde meşruluk kazanması, hukuksal bir boyuta sahip olmuştur. Nitekim, uluslararası hukukun karşısında, dünya ülkelerinin evrensel hukuka ihtiyaç duymaları; devlet ve milliyetçiliğin çelişkilerini gözler önüne seren açıklıktadır.

Devletin ve milliyetçiliğin bu gerçekliklerinde burjuva ekonomik modeli yatmaktadır. Burjuva üretim ilişkilerinde sahiplik ilişkisinin vazgeçilmez olması, devlet ve milliyetçiliğide vazgeçilmez kılan iki önemli sosyo-ekonomik unsur olarak yasalaştırmaktadır. Devlet ve milliyetçiliğin sözde savunuşu olan halk egemenliği ilkesi, toplumsal doğallığı değiştirmek ve bu sayede halkı dünyevi sorumluluğu üstlenmiş, devletin ve milliyetçiliğin egemenliğine bırakmak için uygulanan, devlet ve milliyetçilik hükümranlığının bir siyaset yöntemidir.

 Devlet ve devleti var eden milliyetçilikle, halkın üzerinde bir üst kimlik yaratmak, milliyetçi ideolojinin temel koşuludur. Kapitalist ekonominin gereklilikleri doğrultusunda, milliyetçiliğin faşizmi bütünleyen bir devlet şekli ortaya çıkarması, halkların mensubu olduğu devlete adaptasyonunu ve motivasyonunu gerektiren kanunları üretmektedir. Milliyetçiliğe dayanan devlet modellerinin seçilmiş olma yanılsamasını örtbas etmesi, hem içsel hem de dışsal bir ikna ve meşrulaştırma araçlarını daymaktadır. Böylelikle, dünya ulus devletlerinin kurgulanmış birer devlet ve yönetim modeli olduğu kendini doğrulamaktadır.

Devlet ve milliyetçiliğin insanların seçmiş olduğu bir toplum düzeni olması, her milliyetin, kendi devlet sınırları içinde çoğulculuğu kabul etmeyen, tek bloklu bir yaşam modelini izah etmektedir.

 Farklılıkları ve insancıl zenginlikleri ulusal yapısından dolayı bloke eden, devlet ve milliyetçilik düzeni her ne kadar parlementer bir demokratik yapı olduklarını iddia etselerde, ideolojik gerçeklikleri yüzünden dışlayıcı ve dayatmacı anlayışlarından kurtulamazlar. Devlet ve milliyetçilik sistemi içinde insanların kendilerine yabancılaşmları ve ötekileşmeleri, birey ve toplum anlamında insanın her eylemini politikleştiren ve insan doğasını baskıcı rejimlerle kısıtlayan bir yönetim biçimine dönüşmektedir. Bu yüzden insanların yarattığı bir olgu olan devlet ve onun güç mekanizması olan milliyetçilik, toplumsal aklın üstünde, toplumsal düşüncenin özgürlüğünü baskılayan ideolojik bir aygıttır.

(Heybet Akdoğan)

  Bu yazı 1274 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım