ETNİSİTE ve ETNİK KÖKENİN ELEŞTİRİSİ
Heybet AKDOĞANYunancada halk anlamına gelen "ethnos" kelimesinden türetilen etnisite, atalara ait ortak maddi ve manevi değerleri içeren ırksal bir tarihi ifade eder. Sınıflı toplumlarda; klan, aşiret ve kan bağına dayanan toplum biçimini ifade eden etnisite, sınıflı tarihle birlikte özel mülkiyetin biçimledirmiş olduğu sosyolojik bir olgudur. Etnisitenin köken tanımlamasının literatürlerdeki karşılığı, kan ve ırk birlikteliğini belirtsede; sınıflı toplumlarla birlikte insanlık hayatında özel bir konum kazanan etnik köken ve etnisite uygarlık tarihi boyunca özünde, özel mülkiyetli insan ilişkilerinin üretmiş olduğu sınıfsal bir gerçeklik ve sorundur. Bilimsel sosyalizmin tahlil etmiş olduğu evrensel ve sınıfsal olan bu konu; toplumlar tarafından yeterli çoğunlukta anlaşılmadığı için, dünya halklarının ortak bir problemi olarak güncelliğini korumaktadır.
Kuramsal olarak etnisiteye "primordial" ve "araçsal" olarak iki açıdan yaklaşılmaktadır.
"Primordial yaklaşım," etnisiteyi doğuştan edinilen, doğduğu yerden akrabalık ilişkilerini ele alan; dil, din, gelenek gibi değiştirilmesini imkânsız gördüğü bir bağlılık duygusu içinde sosyal bir nitelik olarak ele almaktadır. "Araçsal yaklaşım" ise, etnisitenin sosyo-politik bir yapı olduğunu ve elit grupların siyasal amaçlarına ulaşmak için var olan bir toplumu ortak değerleriyle, bir kitle gücüne dönüştürüp, bu kitleyi sosyo-politik çıkarlar uğruna kullanması olarak değerlendirir. Etnisiteyi ve etnik kökeni ele alan iki yaklaşımı incelediğimizde, etnisitenin ve etnik kökenin toplumsallaşmanın, 'maddi zemini' hazırlayan koşullardan yola çıkılarak oluştuğunu görmekteyiz. Çünkü, insanlık tarihinde oluşan her toplumsallaşma, bireylerin yaşamak için oluşturmaları gereken güç birliğinden dolayı olduğunu tarihi kaynaklardan net bir şekilde anlamaktayız. Etnik kökenler arasındaki çatışmaları irdelediğimizde, etnik kimliğin oluşumunu güçlendiren özel mülkiyetin,
toplumlar arası çatışmada temel neden olmasının bir tesadüf olmadığı, materyalist bilimin ışığında aydınlanmaktadır. İnsanlık hayatında etnisitenin ve etnik kimliklerin yasal güvence altına alınması temel ve demokratik bir hak olduğu kadar, ulus devletlerin oluşumunda sınıfsal sorunların ve sınıfsal yapının tek koşulu olan özel mülkiyetinde yasal güvence altına alınması birbirlerinden bağımsız düşünülemeyecek iki önemli paradigmadır. Nitekim, etnisiteye ve etnik kökene dayalı bütün toplumsal çoğunluğun, modern devletlerde ulusal bir yapı oluşturması; iki olgunun sinerjik bağlantısını göstermektedir. Böylelikle uygar (sınıflı) toplumlarda, emek- sermaye çelişkisini hukuksal bir güvence altına alan bürokrasininde doğuşu, iki olguyla paralel gelişen sınıf kökenli siyasetin bir ürünüdür. Medeniyetler tarihiyle birlikte etnisiteye bağlı olarak etnik sorunların siyasal gelişmelerle birlikte ortaya çıkışı, sınıflı devletler içerisinde
genelde üç şekilde ortaya çıkar; sistem düzeyinde, ulusal düzeyde ve algısal düzeyde. Sistem düzeyinde ortaya çıkan etnik problemler, hâkim ulus devlet yapılanmasının tek bir ırkı, baskıcı güç olarak devlet yapısında, devamlı olarak iktidar gücü kılmasıdır. Ulusal düzeyde ortaya çıkan problemler, yine egemen ulus devletin dayatmacı bir güç olarak kendi ulusunun toprak bütünlüğünü, işgal ettiği ve ezdiği etnisite mahâlline ve etnik ırka karşı ele geçirmesinden dolayı zuhur etmektedir. Algısal düzeyde ortaya çıkan etnik problemler, ezen ulus devletinin, ezdiği ulusa yönelik şiddet uygulamasından kaynaklı, ezilen etnik toplumların yaşadıkları barbar saldırılara karşı milis güç olarak örgütlenmeleriyle ortaya çıkan sorunlardır. Bütün toplumlarda etnik kimlik yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiği andan itibaren, toplumsal reaksiyonların cereyan etmesi kaçınılmazdır. Modern dünyanın toplumlar tarihine göz
attığımızda, etnik toplumların belirli bir siyasal güce kavuşmasıyla siyasi amaçlarının ana temalarını oluşturan; ekonomi, sömürü ve toprak meseleleri, sınıflı dünya düzenininde, emek-sermaye çelişkisinin yaratmış olduğu, özel mülkiyetten kaynaklı sorunlar ve siyasi stratejilerdir. Bu siyasi sorunların ve stratejilerinin özel mülkiyet sisteminden kaynaklı olduğunı materyalist bilimin sorgulamalarından yola çıkarak ispatlayabiliyoruz.
Zira, tarihte yazının icadıyla birlikte, toplumsal hafızanın mitolojilerden süzlürek yazılı metinler hâline dönüşümü; toplum hayatında var olan inançların yazılı bir biçimde toplum hafızasının üstünde kutsallaşarak metinleşmesini gerçekleştirmiştir. Birey ve toplum yaratılışının Adem ile Havva öncülüğünde kabullenilmesi ve Adem ile Havva'nın Cennet'ten sürgün edilmeleri mitolojisi, tarihte toplumsal hayatın sınıflı bir yapıya ulaşarak etnisite ve etnik kökenli toplumsal yaşamın
biçimlenmesinin bilimsel gerçeğidir. Antik tarihten günümüze, etnik kökenin ve etnisitenin varlığı hakikat olduğu kadar, toplumların etnik kökeni ve sahip oldukları etnisite sınırları içinde bağımsız ve özgür yaşamalarıda bir o kadar insan ve doğa hakikatinin çürütelemez yaşam kaynaklarından bir kaçıdır. Bu yüzden özgürlük kavramının asıl konusunu teşkil eden bu iki olgu, toplumların tam bağımsızlığı gerçekleşmediği müddetçe çözülemeyecek büyük bir insanlık problemidir. Evrensel dünya ve evrensel insanlık dediğimiz, emekçi halkların kurtuluşu olan sömürülmeden yaşamanın kavgası; bir çok toplumsal problemlerle birlikte, etnisite ve etnik köken dediğimiz gerçekliklerin maddi zemininin anlaşılmasıyla insanlık hayatına bir çözüm sunabilir. Emperyalist sermayenin sömürüsüyle küreselleşerek toplumları kimliksizleştiren yeni dünya düzenine karşı verilecek anlam ve özgürlük savaşı, insanların
bilimsel sosyalizmi anlamasıyla güçlenir.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













