GARÊ SALDIRISI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Heybet AKDOĞANToplumsal yıkımların en şiddetli aracı olan savaş, insanlık hayatının bütün insancıl değerlerini kaybetmesi için, emperyalistler tarafından uygulanan hegemonya politikasının kalıcı araçlarından bir tanesidir. Militarist güçlerin devletler tarafından harekete geçirilerek, toplumları ve ait oldukları toprakları işgal amaçlı yürütülen savaşlar, günümüz dünyasının en barbar yöntemidir. Çağın ve teknolojinin ilerleyişiyle gelişen dünyamız; maalesef emperyalist amaçların pençesinde dönmeye devam ediyor.
Özellikle küresel saldırganlığın ciddi bir hedefi olan Kürdistan toprakları, emperyalist paylaşım politikalarının hâlâ sonu gelmemiş bir çatışması olmaya devam etmektedir. Bu nedenle Kürdistan toprakları ve bu toprakların sahibi olan Kürtler modern yüzyılımızda katledilmeye ve sömürülmeye devam etmektedirler. Son günlerde TC'nin yoğun saldırıları sonucu bombardıman altına tutulan Kürdistan coğrafyası, Garê bölgesinde yine bir direnişin sahibi oldu. Kürt gerillasına ve yıllardır gerilla
tarafından rehin tutulan Türk kolluk güçlerine karşı uygulanan savaş, Türkiye'nin Kürt düşmanlığıyla kendi savunma güçlerine karşı ne kadar acımasız olduğunu kanıtladı.
Türk ordusu tarafından yapılan saldırının başarısız olmasıyla neticelenen Garê saldırısı, şimdi bütün Kürt halkı tarafından ve dünyanın bir çok yerinde kutlanmaya devam ederken, "vicdani ret" bakımından bu kutlamalar esnasında, ölen rehin askerlerin yakınlarının, özellikle şu an yaşadıkları acıları; zafer sevinçlerinin kalabalığı arasında hissetmeyi ve fark etmeyi insani duruşun önemli bir iradesi olarak görüyorum. Malûmünüz, Öcalan'ın İmralı süreci, Kürdistan'dan vazgeçme ve Türkiye'lileşme olarak yeni paradigmaların açılımları oldu. Aynı zamanda demokratikleşme açılımları demek olan bu olgulara göre, PKK'nin savaş esirlerini her ne kadar, TC'nin ilgisizliği karşısında; salt demokratikleşme adına, rehineleri ailelerine kendi teslim etmesi gerekmez miydi? Yapılması gereken bu tavır demokrasinin somut bir tercihi olamaz mıydı? Savaş yasaları gereği o rehinelerin yıllarca serbest bırakılmaması neyin/
nelerin beklentisiydi? Yoksa o rehinelerle mi barış sağlanacaktı? Bunları yazarken aklıma Stalin'in temellerini ördüğü Berlin Duvarı geliyor. Duvar yıkıldı sonuçta ne oldu? Duvar Batı ve Doğu Almanya'nın ezilenlerinin üstüne yığıldı. Bunu şimdiki Almanya gerçekliğinde görmek çok açık.
Realist ve neorealist sorgulamaların trajedisi; ölen ve şehit olanlar(rehineler ve gerillalar) ezilen halkların evlatları olarak güncelliğini koruyacaktır. Netice, uluslararası devletlerin ezilen halklar üzerindeki yeni hegemonya politikalarının planları olacak. Ve Garê zaferi devam ederken, Türk devleti, vatan bütünlüğü için Kürtleri öldürmeye ve Kürdistan'ı işgal etmeye devam edecek. Birileri ağlıyor, birileri gülüyor. Kürdüm hâlâ devletsiz olmanın bedellerini öderken; hem devletsizlikten vazgeçtiği için gülüyor; hem de devletsiz olduğu için ağlıyor. İmralı'da ise demokratik cumhuriyetin sembolü olacak Türkiye için yeni teoriler geliştirilmeye devam ediyor. HDP ise siyasi tabanına Kemalistleri yerleştirerek, Kürt halkını çağdaş medeniyetler seviyesine, Türkiye
Cumhuriyeti ile ulaştırmayı amaçlıyor. PKK, HDP ve bu hareket içerisindeki Kürt ulusalcıları yeni devletleri olan TC'de yeni hayallerin peşinde koşmaya devam ediyorlar. Benim "Kürt Mehmet'im" ise hâlâ başkalarının ülkesinde nöbete devam ediyor.
(HEYBET AKDOĞAN)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













