KAPİTALİZM ve DİN
Heybet AKDOĞANKapitalizmin dinin yanıtladığı benzer endişeleri ve ıstırabı tatmin etmeye hizmet etmesi, kapitalizmin dinsel olarak betimlenen yapısından ziyade, dini bir fenomen olarak kapitalizmin evrensel polemikleri beraberinde getirmesidir.
Kapitalizmin gün geçtikçe dinsel bir tapınmaya dönüşmesi, kapitalizm içinde varolan her şeyin tapınma ilişkisi içerisinde anlam kazandığını göstermektedir. Hiçbir özel dogma ve teolojiyi ayırt etmeden kendi içinde harmanlayan kapitalizm, toplum bilincinin uyuşturulmasında bu bakımdan önemli bir farklılık arz etmektedir.
Kapitalizmde tapınmanın somutlaşması, sonsuz tapınma niteliğini olgunlaştıran bir etmendir. Kapitalizmin dinsel içeriği toplumlar bazında evrensel bir kitleyi oluşturmaktadır. Örneğin; Hristiyanlığın bir paraziti olan Kalvanizm'in yanısıra, Hristiyanlığın bütün Ortodoks akımlarıyla ilişkili olarak gelişimi son tahlilde, Hristiyanlığın paraziti olan kapitalizmin tarihini bizlere resmetmektedir. Kapitalizmle birlikte dünya reformlar çağına baktığımızda, dinlerin kapitalizmi teşvik etmemesine rağmen, dinlerin kendisini kapitalizmin içinde dönüştürdüklerine şahit olmaktayız.
Kapitalizm ve dinlerin ayrılmaz bütünlüğünü gösteren bu olgu, tarihsel süreç içerisinde madde ve mit'in ortak çağrışımlarını açığa çıkarmaktadır. Kapitalizmin, toplumların ortak algısını çarpıtarak, toplumları kendi gerçekliklerinden soyutlaması, kapitalizmin her açıdan evrensel bütünlüğü parçalayıcı rolünü ortaya çıkarmaktadır. Kapitalizmin parçalayıcı rolü, kapitalizm için hem araç hem de amaçtır. Oysa evrensel hakikatin her zaman bir bütün olduğu toplumlar tarafından anlaşıldığında, toplumların her açıdan yozlaşması ve çürümesi söz konusu olamaz.
Tarihsel nitelik olarak bu konuya eğildiğimizde, dinsel ve edebi metinlerin evrensel içeriğini çok eski kaynaklardan anlayabiliyoruz. Fakat sınıflı toplumlarla birlikte evrensel içerikli antik inançların; kurgularla, motif ve imgelerle egemenliği sembolize eden, devletli dinlerin ortaya çıkışı, dinlerin kapitalizmle olan serüvenini günümüze kadar aktarmaktadır. Örneğin, Zerdüşt dinini incelediğimizde insanlığın cennet ütopyasının maddi dünyada yaşanabileceğini geliştiren inançsal yapı, Grek felsefesinden, Ortadoğu'ya kadar uzanan dinin sınıfsal gelişimini günümüze kadar çok iyi örneklemektedir. Zira, "Enuma ve Eliş" destanlarını tetkik ettiğimizde toplumsal olan, sınıfsal ve cinsel çatışmaları gözlemleyebiliyoruz.
Kapitalizmle birlikte içselleşen dinlerin toplumsal ve ahlaki bakımdan sürekli bir bozulmaya doğru evrildiğini yaşamaktayız. Tek tanrılı dinlerle beraber varlığını koruyan kapitalizmin, toplumsal ve ahlaki olan bu bozulmayı yorumlayışı, tanrısal inançtan yavaş yavaş uzaklaşma olarak ifade edilmektedir.
Yitik bir ruh ve duyguların yönlendirmesiyle ilerleyen toplumsal yaşam böylelikle, kendi içinde her zaman " üst insan" denilen bir kültü yönetici olarak liderleştirmektedir. Toplumsal düşüncede dini söylemler etkili olduğundan dolayı, toplum önderlerinin tanrı tarafından yetkinleştirildiği, toplum algısının kendi bilincinin üstünde yarattığı metafiziksel bir sonuçtur.
Bu sonuç kapitalizmin güç kazanması için kendine araç kıldığı en etkili yöntemdir. Kapitalist iktidarın sınıfsal yaratım kaynağı olan din, toplumlar üzerinde gerçekleştirilen sömürünün en önemli koşuludur. Kapitalizm ve din ile birlikte şekillenen toplumlarda gelişen kastlaşma ve tabakalar aynı zamanda egemen güçlerin toplumlar içinde oluşturduğu yönetim alanları olmaktadır.
Her ne kadar bir paradoks gibi görünsede, kapitalist zihniyetin genelde, dinsel zihniyetin uzun tarihsel yürüyüşünde meşruiyet kazanması, kapitalizmin evrensel iktidar yapılanmasının özünde, toplumların ortak aklını temsil eden dinlerin olduğunu açığa çıkarmaktadır. Kapitalizm ve din yoldaşlığının 'cari ruhban sınıfıyla' birlikte toplumsal yaşamda, emek sömürüsü ve kâr maksimizasyonunu amaçlayarak gelişmesi, kapitalizmin ve dinin politik (pragmatik) bir uyumluluk içinde olduklarını ispatlamaktadır. Bu nedenle birinin ötekini tasfiye etmesi; genel anlamda kapitalizmin kendini bitirmesi demektir.
Tarihsel devamlılık içinde dinlerin ve kapitalizmin kurumsal yapılarıyla birlikte otoriterleşmesi, kapitalizmin ve dinlerin sinerjik bir güç olarak, dünya halklarını aynı baskı yöntemleriyle sömürmek için sekülerleşmesidir. Bu nedenle evrensel olarak özdeşleşen insanlık sorunları, kapitalizmin ve dinin tekrar bir bütün olarak sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













