MARKSİZM ve KÜLTÜR
Heybet AKDOĞANKültür, toplumsal yaşam pratiklerinin üretim ve tüketim ilişkilerindeki edinimleridir. Bu edinimler ekonomik, siyasi, ideolojik, coğrafi, sanatsal eylemlerin diyalektik bileşkesidir. Kültür, toplumlar tarafından içselleştirilrerek yenilenir. Farklılıklar hâlinde belirginleşen kültürel çeşitlilikler birbirileriyle daima çelişki ve çatışma hâlindedirler. İnsanlar yaşamsal farklılıklara, kültürel farklılıklarla sahip olurlar. Kültürün sınıf sorunuyla birlikte gelişmesi üretici güçlerin, üreten sınıfla olan çelişkilerinide artırmıştır. Kültür savaşları için görünen nedenler, aslında görünmeyen ve yalnızca sınıf bilinciyle açığa çıkarılabilen maddi nedenlerdir. Kültür değerleri maddi konumların bütünüdür. Bu yüzden medeniyetler savaşları, sınıf bilinciyle sorgulanmadıkça, yaşanılmış bütün savaşlar, kültür savaşları olarak görünür. Yaşam içerisinde maddi sebepler yaşanılan tıkanıklığı zorladımı, tıkanıklıklara sebep olan kültürel değerler, manevi unsurlar olarak kendilerini gösterirler.
Kapitalizm çağında kültür savaşı sık sık karşılaştığımız bir olgudur. Dünyanın iki kutuba bölünmesi sonucu ezen ve ezilen kavgası kapitalizm tarafından, kültür savaşı olarak yansıtılmaktadır. Sağcıların, solcularla, muhafazakârların, liberalistlerle olan kültür kavgası vs. şeklinde uzayıp giden kültür kavgalarını sık sık görürüz ve duyarız. Kültür kavramını sorgulamayanlar, bu kavgaları yansıtıldığı gibi algılarlar ve egemenlerin istedikleri değerlendirmelerde bulunurlar. Yaşadığımız çağda şahit olduğumuz, Şark ve Garp meselesi kapitalizmin üretim çelişkilerinden doğmuştur. Şark ve Garp meselesi her zaman medeniyetler çatışması olarak gösterilmektedir. Medeniyetler çatışmasını marksist bilinçle incelediğimizde, Şark ve Garp çelişkisinde, kapitalist devletlerin maddi çıkar kavgalarını görürüz.
Kültür, toplumların sömürülmesi için kapitalizm tarafından kullanılan en güçlü araçtır. Kültür, toplumun üstyapı kurumu olduğu için dil, din, ırk, vb. birçok manevi değerleri içermektedir. Kapitalist toplumda, sömürülen halkların ezilmelerinin yanılsaması olan manevi değerleri, kültürdür. Sömürülen toplumların savundukları kültürel değerlerin içersinde çalınan emeklerinin maddi değerleri saklıdır. Tarih içinde yaşanmış kültür kavgalarının özünde maddenin gizemli içeriği bulunmaktadır.
Arapça'da fetih kelimesi; açmak anlamına gelir. Kültür savaşı konusunda bu kelimeyi düşündüğümüzde, kendi kültürel değerleriyle boğulmuş toplumların, yeni medeniyet kapılarını aralamak için yaptıkları savaşlar olduğuna tanık oluruz. İstanbul'u fethetmek isteyen Fatih'in, halkı savaşa teşvik ederken, İstanbul'un manevi değerlerini halkına anlatmasının özünde yatan düşünce toprağa hâkim olmaktı. İstanbul'un fethinde kendi kültürel değerleriyle boğulmuş olan Bizans Halkı'nın, fetih savaşında müslümanlara yardım etmesinin sebebide fetih kelimesinin anlamını doğrulamaktadır. Hitler'in Alman halkını dünyanın en yüce halkı ilan etmesi ve Alman topraklarını genişletmek istemesinin özünde yatan düşünce dünya imparatorluğunu kurarak dünyaya, kandırdığı halkıyla beraber hâkim olmak istemesiydi.
Dünyada bütün toplumların yaşadıkları kültürleri incelediğimizde, kültürleri oluşturan esas öğelerin maddi içerikler olduğunu görürüz. Toplumların üretim ve üretim ilişkileri toplumların kültürel değerlerini oluşturur. Tarihte yaşanmış barbar akınlarının dış yüzü her ne kadar kültürel çatışma olarak yansıtılsada, barbar akınlarının sebeplerinde sınıfsal savaşları görmekteyiz. Marksizm tarihten günümüze yaşanılan bütün kültürel savaşların ve medeniyetler çatışmasının sebeplerinin sınıf kavgaları olduğunu ispatlamıştır. Kapitalist eğitim sisteminde kültür kavramı toplumların duyuş ve düşünüş birliği olarak anlatılmaktadır. Duyuş ve düşünüş birliği bütün ideolojilerin ortak hedefidir. Fakat duyuş ve düşünüş birliğinin nasıl bir birlikteliği sağladığı sorusu; sömürülen halkların yaşadıkları sınıfsal problemlerinin esaslı cevabıdır. Sınıf sorunu kültür konusunun dinamik öğesini içermektedir. Bu dinamik sorun ya etken bir hâldedir ya da edilgen bir hâldedir. Kapitalizmin toplumlara aşıladığı duyuş ve düşünüş birliği toplumların sömürülmesi birlikteliği üzerine kurulmuştur. Yani halklar kapitalizm sistemi içinde emeklerini sermayederler için metalaştırarak, sermayederlerin ezen sınıfı temsil etmesini sağlayacaklar. Ezilen işçi sınıfının yaşadığı tüm haksızlıklardan üretilen içsel acılarda, kültürün kendisi olacaktır. Böylelikle kültür kavramı içinde yer alan tüm manevi değerler yine ezilen halkların sınıf bilinci olmadan, egemen sınıflar tarafından savaşlara dönüştürülecek ve ezen sınıf halkların kavgasından kendi gücünü korumaya devam edecektir. Sınıflı toplumların başlangıcından günümüze tarih bu şekilde tekerrür etmektedir. Tarih her zaman bir mantık üzerine ilerlemiştir. Bu mantığı oluşturan sınıf çelişkisidir.
Burjuvazinin toplum bilimi olan Sosyoloji, kültürü bir toplumu diğer toplumdan ayıran maddi ve manevi değerler olarak tanımlar. Sosyoloji'nin bu tanımlamasında burjuvazinin zihniyetini kolaylıkla görebilmekteyiz. Toplumun maddi ve manevi değerler olarak başka bir toplumdan ayrılması; sınıflı toplumların yapısına ait bir özelliktir. Aynı zamanda Sosyoloji'nin, kültürleri "üst kültür ve alt kültür" olarak sınıflandırması; Sosyoloji'nin bir kapitalizm öğretim sistemi olduğunu ispatlamaktadır.
Kültür konusunda Mao Zedong'un fikirlerini ve kültür devrimini araştırdığımızda "kültürün her somut koşulda iktidarın değil, mülksüzlerin, geniş emekçi kitlelerin yanında olma bilinci" olduğunu görürüz. Mao'nun kültür devriminde "sanat ve eğitim alanında devrimci yeni biçimler eskinin yerini almış, sınıf mücadelesi ve hareketliliğin estetiği ön plana çıkmıştır." Çin kültür devriminin 1949'da kurtuluştan sonra hızla yönetim kademelerindeki bürokrasiyle mücadele etmesi; Maoizm'min bürokrasiye fırsat tanımadığını bizlere göstermektedir. Bugün bilimsel olarak inandığımız Marksist, Leninist, Maoist sıfatı; toplumsal dönüşümde Lenin'in ve Mao'nun ölümsüz çabalarından kaynaklanmaktadır.
Toplumlar, tarihin tekerleğini döndüren güçlerdir. Bu güçler şimdiye kadar sınıf bilinci yetersizliğinden, dolayı tarihin tekerleğini genelde sömrüren kesimin lehine çevirmişlerdir. Egemen güçlerin sömürdükleri halkın gücüyle hakimiyetlerini sürdürmeleri, emekçi halkların sosyalist bilince sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. Tarih her dönemiyle proletarya mücadelesinin gerekli olduğunu hissettirmiştir. Bilimsel sosyalizmin insanlık yaşamında kanun hâline gelmesi kendiliğinden olmamıştır. Proletarya biliminin çürütülemeyeceği, dünyayı şekillendiren işçiler sayesinde her geçen gün kanıtlanmaktadır. Kapitalist güçlerin, halkların kültürel değerlerini bir maşa olarak kullanması, kapitalizm devam ettiği müddetçe görülmeye devam edecektir. Emekçi halkların manevi değerleri olan kültür, proletarya kültürüyle halkların yeni bir üstyapısı olmalıdır. Ezilen emekçi halkların ürettikleri maddi değerlerin biçimi olan kültür, emeğin bilinciyle asıl yapısına kavuşmalıdır. İnsanların sömürülmeden, sömürmeden, savaşsız bir dünyada yaşaması için, proleter kültür bilincini oluşturmaları; kapitalist dünyada gün geçtikçe hava- su gibi ihtiyaç duyulan bir bilinç olmaktadır. Sosyalizm halkların bütün renklerini, kültürel birikimlerindeki çelişkileri ortadan kaldırarak, kültürü evrensel bir bütün olarak değerlendirir.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













