Heybet AKDOĞAN

MODERN DÜNYANIN ALDATMACASI: TECRÜBE

Heybet AKDOĞAN
  26-08-2020 08:11:00

Hepimiz doğduğumuzdan beri doğa ile bir gelişim süreci içindeyiz.  Tabiatın evrim kanununu doğa ile birlikte ölene kadar yaşıyoruz. Öldükten sonra da evrimimiz bitmiyor. Bedenimiz  toprak altında evrimini  doğaya geri  dönüş olarak gerçekleştiriyor. Tabiat  ananın içinde barındırdığı canlı-cansız tüm varlıklar doğallığından bir şey kaybetmeden evrim sürecini  devamlı olarak yaşıyorlar. İnsan bu evrim sürecinin içindeyken, doğallığını kaybetmek için uğraşan dikkat çekici tek varlıktır. Beden olarak orijinalliğini kaybetmeyen insanoğlu, üretici  yeteneğini doğayla olan uyum sürecinde, hem doğa aleyhine hem de kendi aleyhine kullanarak;  belirli bir düzen etrafında gerçekleşen evrim dönüşümünü, doğanın yasalarını bozarak  düzensiz bir şekilde oluşmasına neden olan, eylemci bir varlıktır insanoğlu.  Tabiatın yasalarını değiştirmeye

çalışarak gelişen insanoğlu; tecrübe denilen kavramın genel tekrarlarını yaşayarak, kısır bir döngü içerisinde, gelişimin tüm alanlarını daraltarak, doğanın ve kendisinin gelişim koşullarını olumsuz yönde azaltıyor. Tecrübe dediğimiz kavram, ilkel insanlık döneminin doğa ile ilk ilişkilerinin başladığı  ve ilk toplumsallaşma  ilişkilerinin çoğaldığı; gelişim aşamalarının  deneysel  birikimleridir. Bunlarla birlikte, üretim süreciyle  gelişen insan, yerleşik hayatla sağladığı artı ürünü doğanın ve toplumun geri dönüşümü için tabiat kanunlarına uygun  olarak üretmediği için medeniyetler basamağında ezen -ezilen sınıflar çatışmasını doğurmuştur.  Tecrübe kavramı,  yaşanılan  sınıf kavgalarının birikim dolu tekrarı  olmuştur.  Yaşadığımız medeniyetler dünyasında tecrübe bizler için bir olgunlaşma ve gelişme aşaması olarak kabul edilir. Medeniyetler dünyasında bu kavramı  ilerleyen dünyayla birlikte  sorguladığımzda,  gelişen dünyanın, içinde

bulunduğumuz koşullarla nasıl çatıştığını yaşadığımız pratiklerden anlayabiliyoruz. Tecrübe, ilerlemenin esas koşulu sayılmasına  rağmen; insanların  gelişip, ilerlerken her zaman bir yıkımla karşı karşıya kalmaları tecrübenin acı gerçeğini bizlere anlatmaktadır. Modern dünyanın ‘’kader’’ ifadesi olarak zihinlerimize aşılanmış tecrübe; ezen sınıfın, ezilen sınıf üzerine hakimiyet kurması için uygulanan bir  ideolojinin gerçekleşebilme koşuludur.  Üretim ilişkilerimizin bize yabancılaştırılarak, emeğimizin bizleri ezen sınıfın  egemenliği altına alması; ‘’metaların fetişizmini’’  bizlere tecrübe aldatmacısıyla pratik bir şekilde göstermektedir. Bu konuya bir örnek verecek olursak: Bir araba fabrikasında araba üreten bir işçiyi düşünelim.  Araba üreten işçi  araba sürerken,trafik kazasında hayatını kaybettiğinde bu olaya  toplum olarak ‘’kader ve takdir-i  ilahi’’ diyoruz. Kazanın sebeplerini ise yaşanmış  tekrarlar olan hataların birikimi

tecrübeye bağlıyoruz. Trafik kazasının neden meydana geldiğini araştırdığımızda; ya kapitalist dünyanın insanlara özendirdiği aşırı hız ve yetersiz sürüş eğitimi ya da kaza alanında varolan ihmalsizliklerden  dolayı  kazanın gerçekleştiğine  şahit oluyoruz. Araba fabrikasında araba üreten işçi ürettiğiyle kendi sonunu hazırlıyor. Modern dünyada ürettiklerimize  yabancılaşmamız  ve ürettiğimiz  metaların  kullanım koşullarının  tam olarak  sağlanamamış  olması,  insanın evrim sürecinde olduğu gibi kendi yaşam sürecini kısıtlaması olarak bir kez daha yaşanmış oluyor.  Bu olayda kaderi  ve takdiri ilahiyi meydana getiren, araba üreten işçinin verdiği emeğe hakim olan ve sarf ettiği emeği kullanan ezen sınıftır  ve bu sınıfın kamu ortamına  kazandırmış  olduğu  toplumsal sorumsuzluk  ve kamu ortamına vermiş olduğu yetersiz  hizmettir. Böylelikle, üreten emekçi sınıf her zaman ürettiği  metalarla bütünleşemiyor ve ürettiği metaları olması

gerektiği gibi kullanamıyor.  Böylece üreten emekçi sınıf,  medeniyetlerin son hali olan modern dünyada;  hayatı yöneten ve şekillendiren egemen sınıfların,  bozuk ve dengesiz sistemlerinin hem üreticileri  hem de kurbanları oluyorlar.

  Kadim tarihten bugüne insanın geçirmiş olduğu tarihsel devrimler ,üretim ilişkilerinin ilkel sosyalist yaşamdan  uzaklaşarak, Tefeci-Bezirgan  sistemiyle ilerlemesinin  süreçleridirler.  Bu süreçler  içerisinde insanlar, sömürü düzeninin hakim olduğu uygarlıkların devletleşen kurumlarında, yönü çizilmiş, nasıl yaşayacağı belirlenmiş uyrukları olmuşlardır. Böylece toplumlar doğaya, ürettiği ve sahip olduğu her şeye yabancılaşarak yaşayan; tekkerrür halinde devam eden hayatlarının, tarihlerinin ve bugünlerinin, rolleri belirlenmiş kader  oyuncuları olmuşlardır. Tecrübe dedğimiz kavram, konuyu açtıkça gerçek yüzünü saklayamadan açık bir şekilde kendisini gösteriyor. Tecrübenin yaşanması için ezen

sınfın egemenliği ve bu egemenliğin sorgulanmaması için kaderin  gerekliliği olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Toplumların köleleşmesi, insanların öz irade ve bilinçten yoksun olmaları demektir.  Tecrübe ve tecrübenin sonucu olan kader kavramının gerçekliğini , öz irade eksikliği ve bilinçlerin köleleşmelerinde aramalıyız.  Toplumların egemen bir sınıf tarafından yönetilmesi ; yaşanmış ve yaşanacak olayların bir sonraki nesile aynen aksetmesi demektir. Zengin bir ailenin çocuğu geniş imkanları sayesinde okuyup  mevki olarak çok iyi yerlere gelebiliyor. Bunun yanında fakir bir ailenin çocuğu çok zekalı olmasına rağmen ekonomik imkansızlıklardan dolayı okuyamayıp iyi bir konuma gelemiyor. Bunun adına tecrübe ve kader demek toplum bilincinde olayın 'doğal bir neden' olmasını ispatlayan bir mantıktır. Oysa ki,  tecrübe ve kader olaylarının gerçekçi boyutunu düşündüğümüzde bu olayların bir sınıf sorunu

olduğunu görebilmekteyiz.  Bireysel ve toplumsal ilişkilerimizi belirleyen üretim ve tüketim ilişkilerimizi; sınıflı toplum düzeniyle   yaşadığımız için, varolan sorunların ve gelişmelerin yeniden tekrarlanması;  hayatımızın alışılmış bir düzen içerisinde,  aynı kurallara  bağlı olarak neden-sonuç ilişkilerini,  değişmeyen toplumsal çöküşlerle neticelendiriyor.  Yaşadığımız bireysel ve toplumsal sorunlar tekrarların devamı olduğu için, sorunlarımızın çözümü de  kalıcı yöntemlerini bulamamış deneyimlerin devamı  oluyor.  Modern dünyanın tecrübe aldatmacısıyla bireyi ve toplumu sahip olduklarına yabancılaştırması, ezilen birey ve toplumun aynı potada yalnızlaşmasına, dağılmasına ve emperyalist sistem için, güç kitleleri oluşturmasına neden oluyor. Modern ve uygar dünyanın kendisini kalıcılaştırması, bireye ve topluma aşıladıklarıyla dengesini  koruyor.  Emperyalist sistemin dengesini korumaya çalıştığı bu sistemde, birey ve

toplum bir kaosun içinde büyüyen sarsıntıları yaşayarak,  hep aynı enkazın  dibinde kalan tecrübe mağdurları  oluyorlar.  Egemen emperyalist güçlerin iktidarlarını sürdürebilmesi;  toplumun tecrübe denilen kısır döngü içerisinde hayatlarını devam ettirebilmelerine bağlıdır.

  Doğanın ve insanın evrimi engellenemez. Fakat tecrübe doğmasını birey kişisel devrimle, toplum;  toplumcu devrim karakteriyle aşamazsa,  mutlak  olan doğanın ve insanın evrimi, doğanın ve insanın kendisini üretemeyen, yok olma sürecine  yaklaşmasını sağlar. Modern ve sömrügeci düzenin tecrübe aldatmacısından, ancak bilimsel sosyalizmin kanunlarını öğrenerek ve yaşayarak kurtulabiliriz. Dünya ve insan varolduğundan beri gelişim sürecini yaşamaya devam ediyor.  İnsanlar, gelişim sürecini yaşamaya devam ederken, değişim sürecini  toplumsal ve evrensel bir tarzda ilerletmeye devam etmezse, var olan her şey ;

evrensel  ve eşit bir dönüşüm gerçekleştiremeden,  insanların geri dönüşü olmayan felaketleri olur.

(HEYBET  AKDOĞAN)

  Bu yazı 1813 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım