POSTMODERNİZMİN BİREY ve TOPLUMA ETKİLERİ
Heybet AKDOĞANKüreselleşmenin kültürel alanda yarattığı standardizasyon, kültürel ürünleri tüketim hâline dönüştürdüğü ölçüde, toplumları tek bir yaşam standardı içine hapsediyor. Bireysel ve toplumsal alanda yaşanılan bu problem, kültürel farklılıkları bir zenginlik anlayışından çıkarıp, kültürlerin sahip oldukları değerlerin, farklı toplumlar tarafından yadırganmasına neden olmaktadır. Toplumların sergilemiş olduğu bu yanlış tavır, postmodernizmin oluşturmuş olduğu global kültürle birlikte, toplumların aynılaşmasınıda toplum nezdinde bir sorun olarak geliştirmeye devam etmektedir. Modern dünya sistemiyle birlikte var olan ve yeni oluşan bütün değerler; birey ve toplum yaşamında insana yabancı bir yapılanma olarak tekrarlanmaktadır. Farklılıkların ve benzerliklerin, benzeşmeye dönüştüğü bu süreç, doğal tepkilerin oluşmasına ve doğal tepkilerin aşamadığı
yabancılaşma durumu, bireysel ve toplumsal travmaların yaşanmasına neden olmaktadır.
Tarihin, sosyolojinin ve psikolojinin toplumların yaşadığı bu çarpıklığa modern bilim anlayışıyla birlikte bir çözüm sunamaması; modern bilimin emperyalist sistem içinde, bilimselliğini körelttiğini ve bilimin, bilimsel amacından uzaklaştırıldığını bizlere kanıtlamaktadır. Toplumsal farklılıkların postmodern kültür yapılanması içinde yığınlaşan toplumların bir tüketim aracı hâline dönüşmesi; toplumsal farklılıkları, grupsal çatışmalar şekline dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, toplumsal yardımlaşmayı ve paylaşmayı, bireysel çıkarlara indirgeyerek; toplumsal gücü zayıflatmakta ve postmodern toplum yaşamında bireyi, yıkıcı ve suç unsuru bir kişilik karakterine evrimleştirmektedir. Böylelikle, birey ve toplum düşüncesi sorunlara çözüm bulmak yerine, nihilizmin sonsuz arayışı içinde, benlik kaybına uğramaktadır. Egemen emperyalist güçlerin,
birey ve toplum kişiliğinde başarmış olduğu bu psikoloji, birey ve toplumun düşünce arayışının çözümsüzlüğünden dolayı, birey ve toplumları birer şiddet organı haline dönüştürmekte ve böylece sınıflı dünya düzeninin sınıfsal sorunları, egemen emperyalistlerin "ekmeğine yağ sürerek," emperyalizmin, hayatın her alanında 'artı değer' kazanmasına neden olmaktadır. Yeni toplumsal yaşamın postmodernizmi örnek alarak gelişmesinin neticesi olan bu gerçeklikler, toplumsal yaşamı bir amaç olmaktan çıkarıp, araçsallıştırmaktadır. Ve bu durumu vahimleştiren en önemli bir olguda; araçsallaşan bu toplumsal yapının siyasi bir erk olarak, gelecek nesillere yön tayin edici olmasıdır. Şimdiye kadar doğu ve batı olarak iki kutupa ayrılan dünyanın, çözüme kavuşturamadığı kutupsal sorunlarını, bundan sonra bir kulvarda birleştirmesi; evrensel insanlık sorununu her zaman olduğu gibi, emek-sermaye çelişkisinde yoğunlaştırarak;
küresel savaşların hızlanmasına katkı sağlayacaktır. Gerçek olan bu durumun süreklilik arz ederek ilerlemesi, yeni sınıfsal paradigmaların çoğalmasına ve insanlık tarihinin tüm barbar niteliklerinin pekişmesine neden olacaktır. Postmodernizmin sorunlarını madde temelinde aramayan dünya otoriter zihniyetlerinin, farklılaşmaların ve benzeşmelerin artmasıyla yeni denetim mekanizmaları geliştirip, güçlendirmeleri; toplumların, postmodernizmin ötesinde yeni kaoslara hazır olmasınada dikkat çekmektedir. Zamanın derinliği ve mekanın genişliği içinde yaşanılan sistemsel ve kültürel değişiklikler insanların aşmaları gereken bir çok çözümleri, ezen sınıfın dayatmalarıyla zorlaştırmaktadır. Hiyerarşinin ve toplumsal kastlaşmanın her geçen gün artması, emek sömürüsünü sağlayan koşulların toplum hafızasında olgusal gerçekliğini, metafiziksel tasavvurlara bırakmaktadır. Bu nedenle insanların ve çağın
sorunları, toplumlarca bir alın yazısı olarak algılanarak, inanç sistemine dönüşmektedir. Birey ve toplumların postmodernist düzende, dinsel gruplaşmalar hâlinde, doğal olan toplumsallaşma birlikteliğini parçalaması, postmodernizmin toplumsal organizmayı nasıl tahrif ettiğini göstermektedir. Modern emperyalist uygarlığın bir parçası olan postmodernizmin, küreselliğin karakteristiği gibi sınır ve coğrafya tanımayan yapısı, aynı ve farklı kültüre sahip olan toplumları, tüm koşullarla birlikte benzer kılıp, hiçleştirmesi, global sermayenin toplumsal bir kültür sömürüsüdür. Nitekim kültürlerin, toplumların üretici güçler ve üretim ilişkilerine göre şekillenmesi yine emek-sermaye çelişkisinin dizayn etmiş olduğu postmodernist yeni kültüre işaret etmektedir.
Çağları tanımanın ve bağlamlarını anlamlandırmanın önemli bir toplumsal görev olduğu, her çağın birey ve topluma yüklemiş olduğu sorumlulaklardır. Geçmiş uygarlıkların kendi dönemleri içerisinde çoğu zaman
tanımlanmayışı, insanların hak ettikleri eşit toplumsal düzenlenleri yaşayamamasına neden olmuştur. Küresel ölçekte devâsâ bir hızla ilerleyen postmodernizm, her şeyi izafileştiren tehlikeli bir süreçtir. Dünyanın tek anlamlılığa doğru yönlendirilmesi ve toplumların hesaplanılabilinir yöntemlerle kontrol altında tutulabileceğini amaçlayan postmodernizm, birey ve toplumun özgür iradesine kapalı bir dünyayı büyütmektedir. Bu nedenle toplumsal alanda sağlanmak istenilen standardizasyon, toplumları, her şeyi tüketen ve insancıl değerleri sömüren bir yaşam modeline itmektedir. Netice olarak bireyin topluma, toplumun kendisine ve doğaya yabancılaşması postmodernist dünya anlayışıyla geleceğin ve gelecek nesillerin yaşayağı bunalımların habercisi olmaya devam edecektir.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













