SİYASETİN SINIFSAL NİTELİĞİ
Heybet AKDOĞANSiyasetin birey ve toplum hayatında uyuşmazlıkları içermesi, insan hayatında siyasetin her zaman etkin yanını güçlendirmektedir. İnsanların "nasıl yaşamalıyız?" konusunda farklı düşüncelere sahip olması, siyaseti, birey ve toplum yaşamında bir çözüm aracı olarak vazgeçilmez kılan, bir arayış yöntemi haline getirmektedir.
Siyasetin sosyal bir faaliyet olması, siyasetin bir diyalog aracı kılınmasındaki değişmez niteliğini belirlemektedir. Bu yüzden siyasetin özünde mevcut olan uyuşmazlık birey ve toplum yaşamını devam ettiren canlı bir organizma gibi durmaktadır. İnsanların sosyal hayatlarının kurallarını nasıl biçimlendirme konusunda toplumsal bir bağı oluşturan siyaset, akademik bir konu olmakla birlikte aynı zamanda, bilimin toplum üstünde gelişen siyasal rejiminde bizlere sorgulamak için önemli ipuçları vermektedir. Toplumsal altyapı ve toplumsal üstyapının çelişkilerini sorgulamak için bir yol gösterici olan siyaset ve biçimi, insanlardan yönetim organlarına kadar yapılacak tahlillerin neden-sonuç ilişkilerinin determine edilmesi konusunda; devlet, birey ve toplum karakteristiğinin ruh hallerini bizlere açıklayan somut ispatlardır. Kelime kökeni bakımından şehir kelimesine tekabül eden siyasetin, sınıflı toplumların bir gerçeği olduğu, siyasetin anlam içeriği bakımından doğruluğunu sabitleyen en temel kaynaktır. Eski Yunan devletinin kendi toplumuna bir hükmetme aracı olan siyasetin, Yunan toplumunda bir baskı ve diyalog yöntemi olması, sıralamış olduğumuz siyaset tanımını doğrulayan örnektir. Sınıflı toplumlar geleneğiyle birlikte, siyasetin modern devletlerin bir mekanizması olması, günümüze kadar gelişen modern toplumların yönetim şeklini tarihten-günümüze periyodik olarak sıralayan argümanların birbiriyle olan bağlılıklarınıda, günümüze ışık tutarcsına aydınlatmaktadır. Gelişen sınıflı toplumlarla birlikte siyasetin devlet aygıtına dönüşen yapısı, devlet egemenliği altında sosyal örgütlenmesini şekillendiren toplumların, sahip oldukları yaşam biçiminide siyasete bağlı yapısıyla ortaya koymaktadır. Bir devlet aygıtı olan siyasetle bağını bütünleştirerek gelişen toplumsal yapı, aynı zamanda siyasetin amaçlarını gündemleştiren toplumsal diyaloğun, toplumsal çelişkilerini bürokratikleştiren toplumsal yönetim modelinide yasalaştıran sistemi açıklar niteliktedir. Bu nedenle toplumla birlikte, kurumlaşmaların devlet sistemi içinde ezen ve ezilen tolumsal yapıyı kalıcılaştırması; tolumların devlet ve siyaset eliyle yoğunlaştırılmış yığınsal gerçekliğini, sosyolojik bir olgu haline getirmiştir. Toplumsal yapının bu dönüşümü, devlet ve toplum arasında ortaya çıkan döngüyüde, yine egemen güç olan devletin bir devamlılık aracı olarak esas kılmaktadır. Ezen devlet ve ezilen toplumla gelişen bürokratik diyalog, devletli modellerin güç kaynaklarını toplum üzerinde baskılayan önemli bir siyasi hamledir. Bu hamleyle birlikte gelişen devlet- toplum çelişkileri devletin istikrarını uzatan ve toplumların ise çelişkileriyle birlikte, sınıflı dünya düzeninde uygarlığın mimarları olarak, ezilen sınıfı temsil etmelerini sağlamaktadır. Ve siyasetin bir devlet gücü olarak tolumsal diyalog işlevini, siyasetçiler aracılığıyla yitirmesi, devlet ve toplum arasında güven duygusunun sarsılmasına ve siyasetin sadece, siyasi elit kesim arasında yaşanılacak canlı bir bağ olduğu algısını toplum içinde içselleştirmektedir. 'Gayri siyasi' toplumsal yapılanmanın gerçekleşmesine olanak sağlayan bu durum; toplumun kendi uzlaşmaz çelişkilerini, kendinden üstün bir yapı aracılığıyla çözeceğini dair bir inancı pekiştirerek, toplumsal iradenin, kendi kolektif gücüne olan güvenini zayıflatmaktadır. Toplum ve kolektif irade arasında zayıflayan güven duygusu, toplumları bireysel alana indirgeyip, siyasi elit kesimin, birer sömürü kaynağı haline dönüştürmektedir. Bireysel varlığı bu derece etkisizleştirmeye çalışan devlet aygıtının, siyaseti bir çözümler yönteminden soyutlayıp, siyaseti toplumsal çelişkilerden beslenerek varlığını sürdüren, bürokratik bir yönetim organizması hâline dönüştürmesi, siyasetin sınıflı toplumsal düzen içinde, neden toplumsal yapının üstünde bir güç olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Sınıflı devlet sistemi içinde, siyaset aktörleri olarak var olan siyasetçilerin, kişisel hırslarını siyasetin gayesi haline getirmeleri, siyasetin ve kamusal düzenin toplum yararına işlemediğini ve azınlık bir elit kesim tarafından, toplumsal düzeni sağlayan hukukun, nasıl bir adalet çerçevesi içinde bulunduğunuda böylelikle bizlere göstermektedir. Kamusal düzen içinde egemen sömürücü ve faşist ideolojilerin aynı zamanda siyaset olgusu içinde işlenen bir toplumsal yönetimin görünmeyen şekli olması, siyasetin tarihsel geçmişinden günümüze kadar olan toplumsal uzlaşmazlıklarının, özel mülkiyet biçiminden kaynaklandığını ve siyasetin bu mülkiyet neticesinin çelişkileri karşısında bir çözüm aracı olarak, gerçek mahiyetini bizlere ifade etmektedir.
Siyasetin, toplumların özel hayatına kadar giren bir yaşam modeli olması, kamusal alan ve özel alan ayrımında belirginleşen, sivil toplum kavramınıda niteleyen bir konudur. Devletin varlığını ebedi kılmak için yarattığı güçlerle birlikte, işleyen bir toplum modeli olan sivil toplumunda, siyasetin temel doğrultuları yönünde ilerleyen ve kendi toplumsal dokusunu ezerek, toplumsal devamlılığını hegemonik bir boyutta süreklileştiren sivil toplum biçimi, siyasetin toplum dışı bir mekanizmaya evrildiğini izah eden önemli gerçekliktir.
Siyasetin yanlışlarını iyileştirmek için, devlet modeli içinde eşitliği ve özgürlüğü simgeleyen demokrasinin her zaman siyasetin bir parçası olması, toplumsal düzende devamlılığını sürdüren siyasi çelişkilerin bir ispatıdır. Siyasetin, toplumların yerinden yönetimini, egemen sistemin disiplini içinde eritmesi, siyasetin ve demokrasinin egemen güçlerin yönetim gücü olduğunu tanıtlamaktadır. Bu yüzden toplumsal eşitsizliklerin yaşandığı sınıflı toplumlarda, demokrasinin, yığınların özgürlüğünü kısıtlayan bir sisteme dönüştürülmesi, toplum ve demokrasinin mücadelesini, sürekli kendini yineleyen bir sistemle sonuçlandırmaktadır. Beşeri kaynakların varlığının dağıtım düzenini sağlayan siyaset, toplumsal mülkiyeti orantısızlaştırdığı müddetçe demokrasinin; gücün demokrasisi ve demokrasinin gücü olarak toplumsal tabanda ikiye bölünmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Böylelikle hukukun ve adaletin tasvirini betimleyen siyaset, demokrasiye ket vuran ciddi bir engel olarak, demokrasinin karşısında sömüren niteliğini muhafaza etmektedir. Siyasetin ve demokrasinin aynı toplumsal taleplerle ortaya çıkması, fakat aynı zıtlıkları süreklileştiren yasalara dönüşmesi, siyasetin sınıflı toplumlardaki değişmez yöntemini bizlere izah etmektedir.
Konuyu genişlettikçe, siyasetin sınıflı toplumlardaki asıl anlamının güç ve iktidara evrilmesi, hangi yolla olursa olsun siyasetin, hedefe ulaşmak için egemen güçlerin hırsını tanımlayan sonuçları tasvir etmesi, sınıflı devletlerin varoluş niyetlerini açığa çıkarmaktadır. Sınıflı toplumların sınırsız istekleri doğrultusunda, sınırlı kaynakları belli metotlarla tüketmeyi amaçlayan siyasetin, kendi gücü olan devletçi yapısına ve bu gücü devamlı kılmak için yönettiği toplumla birlikte, geleceğin akışını sağlamak için pratik arayışların genel başlığı olan siyasetin, temel şartları, daima geleceğe yönelik egemen rejimini evrenselleştirmektir. Nitekim, kapitalizmle birlikte, egemen güçlerin tam hakimiyetini sağlayacak emperyalizmin, siyaset aracılığıyla kendisini bilimsel bir teori haline getirmesi, siyasetin ne kadar güçlü bir mekanizma olduğuna dikkat çekmektedir. Toplumsal hayatta birey ve toplumun uyuşmaz niteliklerini, devlet ve toplumun uyuşmaz birlikteliğine kadar genişleten siyaset tanımı, sınıflı toplumlarda kendi tanımını gün geçtikçe derinleştirerek, toplum üstünde yer alan bir güç merkezi olarak, her geçen gün varlığını kuvvetlendirmektedir. Bu yüzden siyasetin toplumsal yaşamda bir çözüm aracı olarak görülmesi, toplumların bilinç yanılsamasını açığa çıkaran somut bir ispattır. Sınıflı toplumların bu nedenle, her siyasi hamlesinin çözümsüzlüğü büyüten eylemleri, sınıflı toplumların varlık koşulundan dolayı, devleti ve onun siyasi güçlerini besleyen kaynaklar olmaktadır.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













