TOPLUM ve POLİTİKA İLİŞKİSİ
Heybet AKDOĞAN
Kendi kendine yetmeyen insanın toplumsallaşmasıyla, toplumsal düzenin evreleri başlangıç göstermiştir.
Emek sürecinin toplumsallaşmayla anlama kavuşması, toplumsal üretim alanında iş bölümünün, toplumsal düzen için zorunluluğunu ön plana çıkarmıştır.
Tarihsel süreç içinde, iş bölüşümünün üretici güçler ve üretim ilişkilerine göre planlanması; toplumsal yaşamda ortaya çıkan tüm sorunların başlangıcı olmuştur. Böylelikle ilerleyen toplumsal tarih, insanların ifade ve eylemlerinin dışa vurumu olan politika olgusunu yaşamın belirleyicisi kılmıştır. Bu nedenle toplum, ahlak, politika ve politikacı; toplumsal sürecin tanımlayıcı içerikleridir.
Toplumsal gelişmenin ihtiyaçlara ve ihtiyaç fazlası yaşam koşullarına göre sistemleşmesi, toplumların yaşam modellerindeki arayışlarında ortaya çıkan devletli toplum biçimlerinin inşa edilmesinde, politikanın kurumlaşmış sosyolojisinin devam eden tahakkümüne neden olmuştur.
Her uygarlık sürecinin egemen politik aklını, toplumsal akıl üzerinde hakim kılan maskeli tanrı-insan ilişkileri düzeni; insan, doğa ve toplum yabancılaşmasının ana kaynağıdır.
Politika, toplum ve politikacı arasındaki bu uzlaşmaz çelişkiler, modern uygarlığın zirveye ulaşmasında kaldıraç görevi görmüştür.
İnsanın; kendisini, toplumu ve doğayı tanımasının ahlaki ilkelerini belirleyen bu kavrayış, insan ilişkilerinin, toplumsal düzende rollerini anlamlandırmasının düşünsel boyutları olmuştur.
Politikada kendini tanımak, bir politikacının topluma sağlayacağı en büyük güven duygusudur. Politika toplumdan beslendiği için, politikacının toplumla özdeşleşecek karakterinin toplumsal ahlaka uygun olması gerekmektedir.
Politik olma gayesini amaçlayan bir insanın; nereden geldiğinin ve nereye gideceğinin bilincinde olması, politikayı, toplumla bütünleşerek yaşamasının ve hitap ettiği toplumun sorunlarına çözümler sunabilmesinin kaynağıdır.
Politika, ahlak, toplum ve politikacı terimlerini ifade ederken bu terimlerin hepsinin toplumsal varlığı tanımlamış olduğunu unutmamız gerekir.
Her birinin belirli bir olgu olduğu bu terimler; politikanın, ahlakın, toplumun ve politikacının neleri ifade ettiğini, birbirleriyle olan ilişki ve çelişkilerinin çözümlenmesi için belirleyicidir.
Politikanın varlığını toplumsallığa borçlu olması ve bir politikacıyı yaratan kaynağın toplum olması, politikacının ise, toplumsal ahlakın sınırları içerisinde politik kimliğini şekillendirmesi gibi bağlaşık gerçekler, politika ve toplum diyalektiğinin bütün aşamalarının gelişim ve sonuç aşamalarını oluşturmaktadır.
Politikacının çocukluk sürecinden itibaren sahip olduğu bireysel karakteri, toplumsal yapının hakikati ve politikacının, politik bilinciyle içselleştirdiği politik tutumları, politikacının toplumsal sorunlara sunacağı çözümlerin ahlaki karakterini oluşturan süreçtir.
Ölçü ve referansların her zaman toplumsal bağlantısının olması, politikacının ahlaki davranışlarının, toplum tarafından devamlı sorgulanmasını gerekli kılan bir sorumluluktur.
Toplumsal sorunların ve taleplerin, toplumsal gerçeklikten öncelikli olması toplumun, politika ve ahlak konusunda politikacıyı değerlendireceği kritik aşamaların sürekliliğidir. Bu nedenle, politikacının toplumsal politikanın referanslarını toplumsallığın hakikatini kavrayarak, politikada bireysel çıkarlara ve çelişkilere kapılmadan sürdürmesi gerekmektedir. Uyarı niteliğinde olan politika ve ahlak konusundaki bu gerçekler, uygarlık sürecinin her aşamasında varlığını koruyan niteliklerdir. Özellikle son beş bin yıllık devletli tarih süreçlerinde, politikacıların toplumsallığı ve ahlaki hakikatleri iktidar kavgasından dolayı ayaklar altına aldıklarını görmekteyiz.
Sınıflı toplumların tersine döndürülmüş yönetici ve yönetim anlayışı, toplumsal yaşamda, toplumsallığın, politikanın ve ahlakın değerlerini yozlaştıran sosyolojik bir hakikattir.
Toplumsal doğamızdan ve komünal insanlık geçmişimizden kopuşun kendisi olan kaos, politika ve toplum arasındaki sınıfsal hegemonyanın argümanıdır.
Politikanın içeriği ve politikacının karakteri, toplumsallığın ahlaki değerlerinden soyutlandığı anda, politika ve politikacı, toplumun aleyhinde kendi zihniyet ve mantığını kurup, toplumsal ahlaka aykırı yaptırımlara ve örgütlenmelere dönüşür.
Toplumsallıktan ve toplumsal çözümlerden uzaklaşmak anlamına gelen bu paradoks, toplumun zora ve yalanlara dayanarak yönetilmesi için, toplumsal ahlaktan kendisini soyutlamış politikacıya avantajlar sağlar.
Böylelikle toplumun sahip olduğu tüm maddi ve manevi değerler ahlak dışı politikanın içerikleşmesinde ve politikacının doğal olmayan bir karakter kazanmasına yönelik gelişecek neticeleri doğurur.
Toplumsal yaşamın ve politikanın esas olarak belirlendiği somutluk, bu çelişik sebeplerden kaynaklanır.
İnsan doğasının özünde toplumsallığın olduğu çürütelemez bir doğrudur. Toplumsallığın birlikteliği, birlikteliğin kolektif ve kurallı yaşamayı sağladığı yaşamsal düzen, bireyin ve toplumun hayatı birlikte karşılaması, tüm pratiklere tek elle sarılmaları ve ortak bir zihin dünyasında yaşanılması gerekli olan eşit hayat yasalarının uygulanmasında kalıcılaşan, doğayla uyum sistemidir.
Kolektifleşmenin toplumsal alanda, hem düşüncede hem pratikte kendini göstermesi, toplumsal kavrayışın bir eylem biçimi olan politikaya ve içinden şekillendirip idealize ettiği politikacıya ideolojik gerekli altyapıyı sağlar. Bu şekilde politik toplumun ve politikacıların ortak beyinle geliştirdikleri çözümler, kapitalizmin kurumsallaşmış politik sisteminden farklı olarak, toplumsallığın hücrelerinde, ahlaki ve toplumsal politikanın yenilenen dinamiği olur.
Kurumsallaşma kapitalist toplumsal sistemin iskeleti olduğu kadar, kolektif toplumsallığın yarattığı toplumsal politikada, sınflı toplum düzenini yıkacak olan inançtır.
Politikanın burjuva toplum düzeninde iktidar olmayı hedefleyen politikacının ve onun etrafında kümelenmiş yığınların bir eylem tarzı olmasına karşın, toplumsallığı (komünaliteyi) esas almış toplumsal örgütlenmede politika, kolektif akla dayalı düşünme tarzı, sorgulama ve kolektif iradeyle karar alma gücü olup, her koşulda toplumsal vicdanın çıkarları doğrultusundaki neticeleri doğurur.
Toplumsal aklın analitik gücüyle ortaya çıkan her politik gelişme, politikacının bu doğrultuda sorumluluk üstlenerek, toplumsal üretimin her alanında yeni gelişmeleri aralar.
Toplumun maddi hakikati sürekli hareket, düşünce ve eylem demektir. Doğaları gereği hareket, düşünme ve eylemsellik üreten emektir.
Bilimden, sanata, ekonomiden politikaya tüm toplumsal üretim alanları politikanın ifade ve eylem tarzını belirler.
Toplumun emek sürecinin bölümleri olan bu alanlar, yaşamı yeniden formatlandıran üretim süreçleridir. Politikanın eylem biçimi ve politikacının eylem karakterini belirleyen bu çeşitlilikler, toplumsal üretimin bilinçsel ve duygusal enerjisinden gücünü alır.
Toplumun, polikatikanın ve politikacının kimliksel karakterini şekillendiren toplumsal yaşam ve üretim, hayat denilen olgunun tüm farklılıklarının doğuş kaynağıdır.
Hayatın, doğayla uyum içerisinde devam etmesi için gerekli olan ahlak yani toplumsallığın gerçek ruhu olan doğa yasaları; toplumsallığın vazgeçilmezliğini, politikanın insanların ifade biçimi olduğunu ve politikacının ahlakını gerçek anlamına ulaştıran asıl var oluşun kaynağıdır. Bu yüzden uygar toplumların, egemen sistemin doğuşu olan uygarlık devletlerinde, adaletli bir politikanın ve politikacının yaratıcısı olamamaları, insanlığa yabancılaşan tollumsallığın tüm nedenlerini ortaya koymaktadır.
Bireyin, toplumun güncel ve tarihsel gelişim aşamalarının açıklayıcısı olan politika, toplumsal yaşam düzeninin her dönümünde, politik ahlakı ve politikacıyı ideolojik olarak toplumla ayrılmaz kılmaktadır.
Her şeye rağmen devam eden ve mutlak olan hayat, kolektif örgütlenmelerle toplumsallığa can vermektedir.
Toplumun değerlerinin tercümesi olan politika ise, toplumun tutunduğu ilkelerin yaşamsal ihtiyaçlarına bir çözüm arayışıdır.
Bu arayışın gelişim sürecinde aktör konumunda olan politikacının güvenilirliği ve kalıcılığı toplumsal değerleri canlı tutabilmek için ahlak, politika ve toplumsallık diyalektiğini bilinçsel olarak bir iradeye dönüştürmesinde saklıdır.
Heybet AKDOĞAN
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













