TÜRK POZİTİVİZMİ ve KÜRTLER
Heybet AKDOĞANTeoloji ve metafiziği içermediği söylenilen pozitivizm, modern çağın aklıyla üretilmiş bir ideolojidir. Olguculuk ve akılcılık olarak kapitalist sistemin toplum projesi olan pozitivizm; kapitalist ülkeler sisteminde emek- sermaye çelişkisinin diyalektiğiyle orantılı olarak geliştirilmiş bir devlet modelidir. Pozitivizmin literatürlerde Türkçe karşılığı olan "olgu"; varlığı kanıtlanmış şeyler olarak ifade edilsede, bilimin ve bilimsel düşünme metodunun materyalist bir yöntemle bunu sorgulaması varlık felsefesi açısından önemlidir.
Sanayi devrimiyle birlikte sınıflı devletlerin toplumsal yönetim biçimi olan pozitivizm, her ne kadar akılcılığı ön plana alıp, teolojik ve metafizik bilinci geride bıraktığını iddia etsede bizler, modern devlet sistemleri içinde olayların ve olguların böyle olmadıklarına tanık olmaktayız. Sınıflı devlet modeli yapılanmasının resmileşmiş ulusu ve onun benimsediği dayatmacı dinsel anlayışı sürekli başka etnik kökenli halklara ve uluslara tekçi iradesi altında, ve tahakkümcü dinsel içeriğiyle zorunlu bir toplum modeli kılışını sanayi devriminden günümüze bütün devlet yapılanmalarında görmekteyiz. Kürt ulusunun içinde doğup büyüdüğü Türkiye Cumhuriyeti konumuza 'esefle' örnek olacak bir özelliktedir. Cumhuriyet sistemiyle birlikte Kemalizm'in egemen olduğu devlet ideolojisi, Avrupa'da yayılan pozitivizm akımını bizzat kendi devlet modeline uyarlamıştır. Kemalizm'in akılcılık olarak benimsediği pozitivizm düşüncesinin, egemen Türk ulusunun, diğer etnik kökenli olan toplumları baskıcı ve dayatmacı yöntemleriyle nasıl bir şekilde ötekileleştirdiğini Kürt ulusu olarak, Cumhuriyet yönetimi içinde yaşadığımız kırımlardan ve asimilasyonlardan görebilmekteyiz. Akılcılık ve olguculuk olarak Kemalist Türkiye'nin etnik halklara adapte ettirmeye çalıştığı pozitivizm(aydınlanmacılık) sadece kendi egemen ulus gücünün aklıyla ve dayatmacı sünni inancıyla, farklı inançlara sahip olan Kürt ulusunu akılsızlaştırmak ve bilgisizleştirmekten öteye bir kaygı duymamıştır. Ulusal devlet erkinin akılcılık olarak yaşatmaya çalıştığı pozitivizm, egemen ulusların çıkarlarına hizmet etmekten başka; ezilen halklara pozitif bir faydacılığı olmamıştır. Pozitivizm'in bir takım olayların neden ve sonuçlarının yol açtığı olaylarla ortaya çıkan sonuç olarak izah edilmesi; aslında Kürt ulusunun olaylar ve sonuçlar ilişkisinde yaşadığı katliamların ve yaşayacağı asimilasyonların, determinist yapısını açıklamaktadır. Türk hakim ulusu üzerine kurulmuş Türkiye'nin, kendi coğrafyası olarak dayattığı ama aslında Kürt ulusunun kadim köklerinin olduğu Türkiye bölgesinin birçoğu, Türklerin pozitivizm felsefesiyle ırkçı ve sömürücü maksatlarını tarihsel Kürt gerçekliğiyle(kırım, sürgün ve asimilasyonla) gözler önüne sermektedir. Türk ulusalcı devlet bürokrasine baktığımızda, Türkiye devletinde hakim kliklerin arasında yaşanılan onca çatışmaya rağmen, bu hakim kliklerin sonradan hep bir araya gelmesi; fakat Kürt ulusal sorunu gündeminde uzlaşıcı bir birliktelik içerisinde olmayışları, Kürt ulusunun, Türk burjuvazisi içinde yok sayılmak istenildiğini kanıtlamaktadır. Kapitalizmi ölçü alarak varlığını idame ettiren Türkiye Cumhuriyet'i kendi egemen ulusuyla birlikte, emperyalist sistemle birleşerek yeni sömürü ve ilhak projelerinin dünya politikasında önemli güçleri olma yolunda, yol almaya devam etmektedirler. Ulus devletler sisteminin bu projesi, Türkiye'de orantılı olarak Kürt ulusunu ezmekte ve siyasi olarak adım atmaya devam eden Kürt siyasetçilerini etkisizleştirme çabası içerisindedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanmacı yönü olarak bemimsetilen Türk pozitivizmi, Osmanlı devletine göre modernleşmiş Türk ırkçılığının yeni bir versiyonundan başka bir şey değildir. Egemen Türk devletinin pozitivizmi uyarlayarak aklın yöntemleriyle toplumsal düzeni sağlamak istemesi, aklın kime ve hangi topluma ait olduğunu ve aklın aynı zamanda hangi sistem içinde işlevsellik kazandığını bizlere sorma mecburiyeti oluşturmaktadır. Sınıflı devlet sisteminde aklın egemen- faşist çoğunluğun ortak aklı olduğu ve aynı zamanda aklın sömürgeci bir bilinçle pozitifleştiği, Kürt ulusunun içinde yaşadığı Türk devletinin güncel olgusudur. Türk devletinin bekasını sağlamak isteyen Türk pozitivizmi, Türk ulusunun ırkçılık üzerine teorileştirdiği felsefi bir paradigmadır. Bununla birlikte emperyalist dünya sisteminin bir organı olmaya çalışan Türk ulusal hareketi; kendi mantık sınırları içerisinde kendi ulusal pozitivizmini kurgulamaya çalışmaktadır. Sınıflı toplum modeline ait olan modern bilim; etnik araştırmalar ve incelemeler konusunda, hakim güçlerin ontolojik gerçekliklerine hizmet ederek, bilimin ne kadar taraflı olduğunu kanıtlamaktadır. Türkiye'de ve dünyada birçok etnik kökenli halkların her geçen gün kimliksel olarak ötekileştirilmeleri, bütün toplumların eşitlikçi dünya ütopyası için, gerçeğe yakınlaşma konusunda; ötekileştirmeye 'dur' demeleri için önemli bir eylemi olmalıdır.
Tarihsel açıklamaları ilgi alanına alan pozitivizmin hangi tarihi ve kimlerin yazdığı tarihi sorgulamadan sadece deneyci bir metodla açıklamaya çalışması; Kürt halkının tarihinin sorgulanmasını bir kez daha gerekli kıldırmaktadır. Vakanüvislerin ve Saray katiplerinin imparatorluk ve tekçi devlet erkiyle yorumlayıp, tarif ettikleri tarih, Kürt halk tarihinin bugüne kadar gizlenilmesine neden olmuştur. Kadim tarihiyle gizlenilen Kürt halk tarihi, pozitivist tarih yöntemi nedeniyle egemen Türk ulusunun ötekileştirme konusunda besin kaynağı olmuştur. Teoloji ve metafizikten arındırılmış olarak gösterilen pozitivizme karşı halkların ve ulusların sınıfsal mücadele vermemeleri durumunda; pozitivist toplum felsefesi, halkları ve ulusları, faşist- egemen ulus devletleri içinde dinsel ve etnik dayatmalara maruz bırakmaya devam edecektir.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













