Heybet AKDOĞAN

ULUS REALİTESİ

Heybet AKDOĞAN
  09-09-2020 09:36:00

Kapitalizmin, feodalizme zaferiyle ortaya çıkan uluslar, meta üretiminde pazar hakimiyetinin sağlanması için, oluşmuş yapay toplumlardır. Ulusal birliğin ana hedefi olan iç pazarı ele geçirme çabası bütün ulusların ortak eylemidir.

  Ulusal bilinçle birlikte gelişen toplum içi ve ülkeler arası çatışma ve savaşlar, uluslar psikolojisinin meta bilinciyle yoğrulmuş kaçınılmaz dışa vurumlarıdır. Ulusal birliktelikle oluşan toplumlar, ulusal yapının karakteristik özelliğinden dolayı; ezen ve ezilen ulus ayrımlarınıda beraberinde yaratırlar. Meta ilişkilerinin gelişimiyle şekillenen ulusal toplumların yaşama bakış açıları, rekabetçi ve hakimiyet kurucu iktidar perspektiflidir. Ulusal toplumların rekabetçi yaşam tarzını örgütleyen meta üretimi, ulusal toplumların; kültürünü, hukukunu ve siyasetinide ulus mantığıyla geliştirir. Halklar için tam bir baskı ve sömürü sistemi olan

ulusal birliktelik ve ulusal devlet zihniyeti, katı ve adaletsiz hukuk sistemine, tek bir dil özgürlüğüne ve sadece bir din anlayışına yönelik kurulan hiyerarşik, modern kapitalist devletin toplum biçimleridirler. Ulus devlet sisteminde iktidar ve devlete bağımlı kalınmadan insanların yaşaması, mensubu oldukları ulus devlet sisteminde imkânsızdır. Ulus devletlerin doğası gereği demokrasiye kapalı olması, ulus devletler içinde yaşayan insanların  evrensel hak ve hukuk talepleri, yürürlüğe sokulamayan yaptırım yasalarıyla uygulanamaz bir hâle dönüştürülür. Bu gerçeklik ulusal bilinçlerin ve ulus devletlerin evrenselliği kabullenmediği anlamına gelmektedir. Tek tip vatandaşlık formuyla oluşmuş bu toplum modelleri, toplumsal sorunları gizlemeye çalıştığı gibi, toplumsal sorunların iç isyanlara dönüşmesinide engelleyemez. Ulus devlet mantığı içinde toplum biliminin öğretisi olan sosyolojinin şimdiye kadar birey ve toplum özgürlüğü

üzerine tutarlı ve bağımsız özgürlüğün nasıl olması gerektiğine yönelik sabit bir analizde bulunmaması, ulus devletin bilimi kendi çıkarlarına göre yönlendirmesinin bir sonucudur. Kapitalist ve ulusal toplumlarda bilimin tarafsızlığı ve doğallığından bahsedilemez. Sadece zihniyet ortaklığıyla yaşayabilen uluslar, emperyalist-kapitalist dünya anlayışının fetişleştirmiş olduğu vatan sevgisi ile insani ve toplumsal haklarından önce, burjuva hukukuyla yapısallaşmış egemen sömürücü kanunları yaşamak zorundadırlar. Bu nedenle halk gerçekliğinin; ulus modelli toplum içerisinde eritilmesi engellenemez.

Liberal ideoljiyide besleyen ulus anlayışı bu yüzden, ezilen çoğunluk kesim olan halklara faşizmi meşrû kılar. Halk ve ulus ikilemini tarihsel nitelikleri bakımından gözlemlediğimizde: Ulusal toplumların, mitleri ve anıları olan "teritoryal" toplumlar olduklarını görmekteyiz. Ve ulusları, etnisite

olan halklarla karşılaştırdığımızda, ulusların meydana geldikleri ülke ile olan bağlarının etnisite toplumlarına göre tarihsel değil; fiziki ve siyasi bir bağları olduğunu fark edebilmekteyiz. Buradan yola çıkarak ulusların ekonomik ve siyasal bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. Ki, uluslar bu nedenle yaşadıkları topraklarda geçici toplumlardır. Bu neticeden yola çıktığımızda, ulusal kültürlerin ve ulusal değerlerin ancak meta piyasasını desteklediği müddetçe yaşanılabilinir olduğunu söyleyebiliriz. Ulus kavramından aşkın bir güç yaratlmaya çalışan ulus inancı, tarih karşısında ezeli ve ebedi bir güç olduğunu kanıtlamak ve bunu toplumların bilincine aşılamak için gerekirse savaşlar dahi çıkarabilmektedir. Kapitalizmin, feodalizmi ortaya kaldırmaya başladığı sürede meydana çıkmaya başlayan ulusal akımlar, toplumsal cinsiyetçiliği aynen feodal sistemin cinsiyetçilik anlayışı gibi, kadınları, ataerkil toplum yapısı içinde mahkûm etmeye devam etmektedir.

  Bütün toplumların tarihte ilk oluşum nedenlerini incelediğimizde, uygarlık sürecine kadar bütün toplumsal oluşumların ve ilişkilerin insani ihtiyaçlardan kaynaklandığını idrak etmekteyiz. Fakat uygar (sınıflı) toplumlarla birlikte insanların meta üretimiyle toplumsal evrimini geliştirdiğini ve sanayi devrimiyle birlikte, pazar ekonomisine hakim olabilmek için ulusal toplum şeklinde örgütlenmeye başladıklarına şahit olmaktayız. Son iki yüzyıl içinde toplumsal yapıların birçok aşamadan geçerek modern tâbiyet biçimlerine bürünmesi ve beraberinde ulus devletlerin artı emekten beslenerek, toplumsal yönetimi dizayn etmek için burjuvazi bürokrasisini yasallaştırmaları, ulus devletlerin sömürü aygıtı olarak temellendirildiğini, içinde bulunduğumuz çağ içinde tüm canlılığıyla yaşamaktayız.

(Heybet Akdoğan)

  Bu yazı 1802 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım