ZAZALAR ve DEMOKRASİ
Heybet AKDOĞANTC devlet sisteminde özgürlükçü ve çoğulcu yönetim anlayışının bir sembolü olan demokrasi, toplum bağımsızlığını ve özgürlüğünü içerdiği müddetçe, TC devleti tarafından, Zaza halkının eşitliği ve bağımsızlığı anayasal bir sorumluluk olacaktır.
Demokrasinin sadece 'çoğunluğu' değil, 'çoğulculuğuda' ifade etmesi, etnik olarak farklılık arz eden bütün halkların yaşadıkları devlet içerisinde temel haklar ve özgürlükler konusunda demokratik taleplerine kavuşmalarını zorunlu kılmaktadır. Demokratik devlet sisteminin ihlal edilemez anayasal bir yaptırımı olması gereken bu konu; ulusal baskı altında olan Zaza halkı için önemli derecede hayatiyet taşıyan bir mevzudur.
Hayatın en önemli dokularından biri olan
toplumsal gerçeklik, ulusların ve tekçi devlet sistemlerinin kaçışı mümkün olunmayan gerçekliklerinden bir tanesidir. Tarihten günümüze baskıcı ve dayatmacı devlet anlayışları içinde asimilasyona ve kırımlara uğrayarak bugüne kadar varlığını sürdürmeye kararlı bir şekilde devam eden Zaza halkı, toplumsal varoluş paradigmasının somut bir ispatıdır. Emperyalist dünya düzeniyle birlikte birçok ulusal hareketin gölgesinde kalmaya mahkûm edilen Zaza halkı, Ortadoğu ve Türkiye'nin toplumsal gerçeklik konusunda kanayan bir yarası olarak tarihsel problemini korumaya devam etmektedir.
Lime lime edilmiş Zaza konusu, günümüz gerçekliğinde politik bilinçler tarafından daraltılmış ve hatta unutturulmaya çalışılan bir algı olarak hafızalardan silindirilmeye çalışılıyor. Zaza halkının yaşadığı devlet içerisinde toplumsal aidiyet konusunda hukuksal bir hakkının olmaması, demokrasi
meselesinin en önemli problemlerinden bir tanesidir.
İnsan türünün varlık koşulu olan halk gerçeği, Zaza insanlarımızın toplumsal hakikatinin bireyden başlayan bir nesnelliğidir. Bu yüzden Zaza halkının toplumsal varlığı her ne kadar halk gerçekliğinden soyutlansada, teorik olarak Zaza halkının varlığı yok sayılamayacak sosyolojik bir teoridir.
Toplumsal varlık konusunda tarihten beri, yaşamını sürdürmeye gayret eden Zaza halkının çağımız dünyasında yaşadığı en acı problemi, başka ulusların egemenliği altında yok sayılmak istenilmesidir. Bağımsızlık konusunda bir kölelik yaşayan Zaza halkımız, ezilen bir halk gerçekliğini hâlâ taşımaktadır. Bir halkı zayıf kılmanın en etkili yolu olan o halkın tecrit edilmesi; aynı zamanda o halkı ötekileştirmenin ve savunmasız bırakmanın en acımasız yöntemidir. Asırlardır tecrit
politikalarına maruz kalan ve ötekileşmenin kimliksel yok oluşunu yaşayan Zaza halkının bu durumu, demokrasinin utanç verici sosyal bir problemidir.
Siyasal yönetim anlayışının "eşitçi" işlemesi için, Zaza halkının hak ve taleplerine duyarlı olmak zorunda olan TC devleti, yargı denetimini Zaza insanlarımızın etnik korunması için yeniden sistemleştirmelidir. Toplumsal hak ve özgürlüğün güvence altına alınması için zorunlu olan bu yönetim talebi, Zaza toplumumuzun yok sayılmak istenen kimlik kaybını engelleyici demokratik bir eylem olacaktır. Demokratik eylemin muhatabı olan TC devletinin, devlet mantığında taşımaya çalıştığı demokrasi kavramını pratikleştirmesi; Türkiye'nin, Zaza aidiyetini ve diğer etnik aidiyetleri 'bağımsızca' kabul etmesiyle ancak canlanabilir.
(Heybet Akdoğan)
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













