Hüseyin Avni DEDEKARGINOĞLU

KARL MARX ÖLÜMSÜZDÜR!..

Hüseyin Avni DEDEKARGINOĞLU
  13-03-2022 21:58:00

Değerli yoldaşlarım;

Daha gençlik yıllarında kendisine "özgürleşmek için ne yapmalıdır?" diye soran ve yanıt olarak da "İnsanın kendisini tutsak alan bütün bağlardan kurtulması gerekir" diyen KARL MARX, tutarlı bir tanrı tanımaz ve ateist olup her türlü dine savaş açarak materyalist dünya görüşünü benimsedi. Çünkü maddi köleliğe karşı savaşmak için önce ideolojik anlamda beyni tutsak alan dinin ve tanrının tutsağı olmaktan kurtulmak gerektiğine inanıyordu.

Bunun için kendisini, kızının "en büyük özelliğin nedir?" sorusuna vermiş olduğu "bir tek amacımın olması" yanıtında belirttiği işçi sınıfının, emekçilerin, ezilen ulusların kurtuluşu, sosyalizm ve onun devlet biçimi olan proletarya diktatörlüğününün kurulması davasına adadı.

Ne yaşamış olduğu sürgünler, ne gerici hükümetlerin baskısı, ne satılmış basının iftiraları, ne ailesinin yaşamış olduğu yoksulluk, ne de Kasım 1850'de henüz iki yaşında olan oğlu Heinrich Guido,14 Nisan 1852'de bir aylıkken kızı Franziska ve 6 Nisan 1855'de sekiz yaşındaki oğlu Edgar'ı kaybetmiş olmanın vermiş olduğu tarifi mümkün olmayan büyük acılar onu bütün yaşamını adamış olduğu sosyalizm komünizm davası için savaşmaktan geri döndürememişti.

Marx'ı ilk kez 1865 yılı Şubat ayında gören ve daha sonra damadı olan Paul Lafargue şunları söylüyor:

"Hiç kuşku yok ki Kapital şaşırtıcı canlılıkta ve erişilmesi güç bilgilerle dolu bir zekayı gözler önüne serer. Ancak benim için tıpkı Marx'ı yakından tanıyan herkeste olduğu gibi ne Kapital ne de onun öteki yapıtları, dehasını bütün büyüklüğü ile ya da bilgisini bütün derinliği ile göstermekten uzaktır.

Bana kalırsa o, kendi yapıtlarından da üstün niteliklere sahipti."

Marx, bütün yaşamında en yakın dostu ve yoldaşı olan ve kendisini "Dehalar içinde deha" diye tanımlayan Engels'in görüşlerine çok büyük değer vermiştir.

Bu konuda da Paul Lafargue şunları yazıyor:

"Marx, Engels ile gurur duyardı. Onun bütün manevi ve entelektüel niteliklerini bana sıralamaktan büyük zevk alırdı. Bilgisinin genişliğine hayrandı, ona bir şey oluverecek diye ödü kopardı."

Bunun nedeni Engels'in ata binme tutkusuydu.

Bütün bu sürgünlerin, yoksullukların, baskıların, iftira ve kara çalmaların üstesinden gelen Marx, 2 Aralık 1881'de eşi yoldaşı dostu Jenny Marx'ı ve 11 Ocak 1883'de 38 yaşında olan beş çocuk sahibi kızı Jennychen'i arka arkaya kaybettikten sonra kızı Eleanor'ur Engels'e yazmış olduğu mektupta belirttiği gibi bir daha kendisini toparlayamayacaktı.

14 Mart 1883 günü saat 14.30'da ziyaretine giden Engels, evde görmüş olduğu manzarayı şöyle anlatıyor:

"Eve geldiğimde herkes ağlıyordu. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibiydi. Ne oldu diye sordum, işin aslını öğrenip teselli vermek istiyordum. Hafif bir kanama geçirmişti. Lenchen, yukarı çıktı ve çıkmasıyla dönmesi bir oldu. Birlikte yukarı çıkmamızı istedi. Odaya girdiğimizde derin bir uykuya daldığını gördük, hem de uyanmamacasına. Nabzı ve nefesi durmuştu. İste o iki dakika içerisinde göçüp gitmişti, sakin, huzurlu ve acı çekmeksizin."

Engels şöyle devam ediyor:

"Doğal zorunlulukla meydana gelen bütün olaylar, ne denli korkunç olursa olsun, kendi tesellilerini de birlikte getirirler. Tıbbın hünerleri ona birkaç yıl daha bitkisel bir yaşamı sağlayabilirdi.

Bizim sevgili Marx dünyada buna razı olmazdı. Her zaman Epikür'ün şu sözlerini yinelerdi:

Ölüm, ölen için değil, geride kalanlar için bir talihsizliktir."

17 Mart 1883 Cumartesi günü Marx, Londra'da Highgate Mezarlığı'nda eşi Jenny Marx'ın yanında toprağa verilir.

Ardından Engels, şu konuşmayı yapar:

"14 Mart günü, öğleden sonra saat üçe çeyrek kala, yaşayan en büyük düşünür, düşünmeye son verdi. Ancak iki dakikalık bir süre yalnız bırakmıştık ki, yanına döndüğümüzde koltuğunda huzurlu bir uykuya daldığını gördük. Ama bu sonsuza dek sürecek olan bir uykuydu. Bu insanın ölümüyle hem Avrupa ve Amerika'nın militan proletaryası ve hem de tarihsel bilim, ölçüye sığmaz bir kayba uğradı. Bu muazzam ruhun aramızdan ayrılmasıyla doğan boşluk çok geçmeden kendini belli edecektir. Marx araştırdığı her bir konuda o pek çok alanda araştırmalar yapmış ve hiçbirini yüzeysel olarak geçiştirmemiştir. Marx her şeyden önce bir devrimciydi. Onun hayattaki gerçek misyonu: Şu ya da bu şekilde kapitalist toplum ile, onun yarattığı ekonomik kurumları devirmek, modern proletaryanın kendi durumunun ve gereksinmelerinin bilincine varmasına, kurtuluş koşullarının ne olduğunu anlamasına ilk işaret eden insan olarak işçi sınıfının bağlarından kurtulmasına yardımcı olmaktı. İşte bütün bunlar nedeniyle Marx, zamanının en nefret edilen ve saldırıya uğrayan insanı olmuştur. Mutlakiyetçi olsun, cumhuriyetçi olsun hükümetler onu topraklarından dışarı atmışlardır. Tutucu ya da sosyal demokrat kesiminden bütün burjuvazi birbirleriyle iftira yarışına girmişlerdir. Bütün bunları o, örümcek ağları gibi bir yana itmiş, duymazlıktan gelmiş, büyük zorunluluk olmadıkça yanıt vermeye bile tenezzül etmemiştir. Ve o gözlerini, sevilen, sayılan ve Sibirya'dan Kaliforniya'ya kadar madencilerin, Avrupa'nın ve Amerika'nın her yanından emekçilerin, milyonlarca devrimci işçinin ardından gözyaşı döktüğü bir önder olarak toprağa verilmiştir ve şunu da rahatlıkla söyleyebilirim ki: Ona şiddetle karşı çıkan çok olmuş ama kişisel düşmanı hemen hiç olmamıştır. Onun adı çağlar boyu yaşayacak, yapıtları da."

Engels'in konuşmasından sonra cenazeye katılmak üzere Almanya'dan gelen

W.Liebknecht şu konuşmayı yapar:

"Karl Marx'ın bütün dostları ve meslektaşları onun için bu yüzyılın en nefret edilen insanıdır derlerdi. Bu çok doğrudur. O yalnız en nefret edilen insan olmakla kalmadı en çok sevilen insan da oldu. Halkı ezenler ve sömürenler için en nefret edilen, durumlarının farkında olan ezilenler ve sömürülenler için en çok sevilen.

Burada ben, yalnız öğrencisi ve dostu olarak değil, Alman Sosyal Demokrasinin temsilcisi olarak bulunmaktayım. Parti bana öğretmenleri için, partimizin yaratıcısı için taşıdıkları duygunun dile getirilmesi görevini vermiştir. Şimdi burada süslü konuşmaların yapılması söz konusu olamaz. Kaldı ki Marx, söz ebeliğinin en amansız düşmanıydı. İşte bu ölümsüz erdemiyle Marx, proletaryayı, işçi sınıfı partisini, sözcüklerden arındırdı ve onu hiçbir gücün sarsamadığı bilimin sarsılmaz temelleri üstüne oturttu.

Marx'ın insanlara açıkladığı toplum bilimi, kapitalizmi öldürür, onunla birlikte, yaşadıkları sürece Tanrı'nın ölmesini istemeyen, yeryüzü putları ile yeryüzüne hükmedenleri de öldürür. Bilimin milliyeti Alman değildir. Bilim sınır tanımaz. İşte bunun için Kapital'in yaratıcısının, Uluslararası İşçiler Derneği'nin yaratıcısı olması çok doğaldır. Marx, proletaryaya aittir. Onun hayatı, bütün ülkelerin işçilerine adanmıştır. Ağır bir darbe ile yüz yüzeyiz, ama yas tutmuyordu.

Marx, aramızda yok ama ölmedi.

O proletaryanın kalbinde ve kafasında yaşıyor. Onun anısı yok olmayacak, doktrini gitgide daha geniş çevrelere yayılacak. Yas tutmak yerine, kaybettiğimiz büyük adamın ruhuna uygun hareket edelim ve bütün gücümüzle, bize öğrettiği ve kavgasını verdiği o büyük doktirini en kısa zamanda hayata geçirmek için çalışalım.

Onun anısını yüceltmenin yolu budur. Aramızdan ayrılan ama yaşamaya devam eden dostumuz:

Bize gösterdiğin biçimde nihai amaca doğru yürüyeceğiz. Mezarın önünde buna yemin ediyoruz!"

KARL MARX ismi davası kavgası sevdası sonsuza kadar yaşamaya devam edecek.

Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyorum.

İyi akşamlar değerli yoldaşlarım.

 

  Bu yazı 3644 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım