SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
Kemal ATALARSavaş, kelime itibarıyla insanlık tarihinin hafızasında ölüm, zulüm, işkence, katliam, sürgün gibi negatif çağrışımlarla yer etmiş; barışın ve huzurun düşmanı, insanlığın yüz karası eylemleri olarak belleklere kazınmıştır.
Hiç düşündük mü acaba, “Her günümüz bir savaş” diye?
Hemen tepkiler yükselir, hem de doğal ve haklı olarak. Ama kelimeyi biraz eşelediğimizde, ölüm meydanlarından yaşam alanlarına çekip gerçeklerle yüzleştiğimizde şunu diyebiliriz:
"Doğru, yaşamın her alanı bir savaştır."
Ne dersiniz?
Gelelim savaş diyalektiğinin ve felsefesinin insanlar ve toplumlar üzerindeki etkisine...
Bu negatif düşünce biçimini soyutlayarak pozitif bir fikre evriltmek mümkün müdür? Bence evet. Kavgaların, baskıların, zulüm ve işkencelerin, para psikolojileri sonucu sönüp giden yaşamların karşısında bir de “Barış Savaşı” var.
Nasıl mı?
Her savaş sonsuza dek sürmeyeceğine göre, onun diğer yüzü barış ve uzlaşı mücadelesidir. Yani barışı sağlamak için verilen savaş… Savaşların ve zulümlerin devam ettiği bir ortamda barış elçisi olmak kolay değildir.
Her taraftan söz işitmek, eleştirilmek, aşağılanmak, yozlaştırılmak, iftiraya uğramak… Bütün bu baskılara rağmen, amacını unutmadan, yazılı ve sözlü her türlü saldırıya göğüs gererek barış ve uzlaşı için savaşmak, didinmek, çabalamak gerekir. Ve nihayetinde, belki barışa ramak kala, hayata özlemle veda etmek de var bu yolun sonunda.
Savaşın bir diğer yüzü de vardır: Ekmek savaşı, geçim savaşı, adalet, hak ve hukuk savaşı… Ve öznel olarak: vicdan savaşı.
Hiçbir baskıya boyun eğmeden, kalemini, dilini, vicdanını satmadan, gerçek inanç ve değerler uğruna verilen bir savaş:
Doğruluk, hakkaniyet, nesnel adalet ve öznel (ilahi) adalet mücadelesi.
Fakat bu mücadele yakarak, yıkarak değil; vicdanla, akılla ve doğru bilgiyle ikna ederek verilmelidir.
Gündelik yaşamlarımızda verdiğimiz ekmek kavgaları, adalet ve özgürlük savaşları belki biz görmesek de bu evrende iz bırakacaktır.
İlkel komünal toplumlardan anaerkil yapılara, oradan ataerkil düzene… Çok tanrılı inanç sistemlerinden göksel ve tek tanrılı dinlere; kapitalizmden sosyalizme uzanan binlerce yıllık dönüşümde nice savaşlar, nice kazanımlar yaşandı.
Ve kötüler, katiller, diktatörler, din tüccarları; tarih boyunca bu fiillerini ömür billah sürdüremediler. Bunu yakın tarihimizde ve coğrafyamızda da gördük.
İşte bu nedenle, insana haşr olan en doğru, en adil, en dobra savaşın; barış ve hak-hukuk savaşı olduğunu bir kez daha teyit ediyoruz.
Yaşamın temel diyalektiği de bunu doğruluyor:
Herkes bu evrenden gelip geçecek...
Kimileri lanetlenerek, kimileri ise yad edilerek.
Hangi şekilde anılmak ve bu uğurda savaşım vermek daha insani sizce...?
Yıldızlar ve barış yoldaşın olsun. Işıklar içinde uyu Sırrı Can.
Aşk ile.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Arınma Maskesiyle Korunma: Bu Sahtekarlık Değil mi?
- Asimilasyona Karşi
- Celladina Aşik Olmak ve Biat
- Madem Demokrasi...
- İlk Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
- Aleviler ve Yas-ı Matem
- Zehirli Okun Hedefi...
- YA OLDUĞUNUZ GİBİ YA DA GÖRÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ OLUN...
- KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞMEK...
- Semah Folklor Oyunu Değildir
- SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
- HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...













