DİNLER TARİHİ ve ALEVİLİK...
Kemal ATALARYeryüzünde günümüze gelinceye kadar söylencelere göre "Ne kadar insan varsa o kadar din anlayışı" veya tek tanrılı dinler öncesi 4200 ya da günümüzde kimilerine göre din olmasa da nihayetinde inananları ve savunucuları olan 200 civarında din ve tanrılı dinler için ise dört adet (fakat bazı Hristiyanlar kendilerini din olarak adletmiyorlar) dini inanç biçimi mevcut ve büyük bir potansiyele sahipler. Özellikle İslamiyet ve Hristiyanlık, hemen hemen yerküre nüfusunun 3/2'sini kapsıyor.
Peki, bu dinlerin oluşum şekilleri, varoluş biçimleri, yaygınlaşması, devlet yönetimsel şeklini alması ve bu uğurda verilen mücadeleler, kayıplar, kazanımlar, katliamlar vs. göz önüne alındığında mevcut dinlerin tamamında var olan ama uygulanmayan (çünkü uygulandığında mükafat olarak verilecek olan huriler, nuriler, şaraplar, tomurcuk memeli hizmetçiler, yan gelip keyfine bak mükafatlarının hiçbiri verilmeyecek; aksine cehennem zebanileri, azap melekleri, kıldan ince ve keskin köprüler sizi bekleyeceği için) sevgi, hoşgörü, özgürlük, sorgulama ve zorlama yasakları dinlerin emrettiği en büyük suç-günah olan öldürmenin, katletmenin insani vicdani duruş ve irade ve özgür davranış olan bu söylemler, maalesef hiçbir dinde gerek varoluş sonrasında, gerek yayılmacı hareketler ve savaşlar sonrasında, gerekse dinlerin var olduğu tarihlerden yüzlerce, binlerce yıl sonrasında hatta günümüzde geçerliliği olmayan, inanılır, elle tutulur somut bir tavrı olmayan siyasi-din, diğer deyimle devlet dini sürecinde, hiçbir şekilde inanılır, elle tutulur, gözle görülür ve samimi bir hareket ve davranış olmamıştır ve hatta yoktur.
Bu durum bir iddia değil; bütün tektanrılı dinlerin ya da tektanrılı devlet-siyaset dinlerinin tarihlerini sorguladığımızda, araştırdığımızda hepsinin, ama hepsinin kan emici, katliamcı ve çıkarperest, günümüz tabiriyle siyasal (dinsel) faşizm, yani totaliter, teokratik, bir o kadar da yoz, kendi söylediklerine kendilerinin inanmadığı ve yaşatmadığı bir seremoni olduğu görülecektir.
Örnekleme yapmak gerekirse, Hristiyanlık tarihine çıkışından itibaren yayılmacı, aşağılayıcı, köleleştirici, gnostik bir serüven izlediği, bu nedenle, yani yayılma dolayısıyla biat ettirme amaçlı (sevgi, hoşgörü, eşitlik, kardeşlik gibi) din emirlerini yaymak adına, Afrika'da, Bizans'ta, Amerika'da hatta Yunanistan, Mezopotamya, Hatay, Mısır, Anadolu ve Mezopotamya genelinde din adına yapılan engizisyonlar, dayatmalar, kendi inanırlarına (ör. Martin Luther) bile aykırı fikirlere tahammül etmeyip yakılan, asılan, giyotine gönderilen ve savaşlar; bu amaçla cennet için kutsal baba için milyonların öldürülmesi...
Diğer bir bakış açısıyla İslamiyet'e baktığımızda, kısır, çorak, bir o kadar da vahabi yaşantısı, kabile yaşantısı içinde kıvranan Arabistan coğrafyasındaki doğuşu ve sonrasındaki yayılmaları incelediğimizde, Halifelik dönemlerinden itibaren yapılan, sözüm ona İslam'a davet çağrısının ardındaki Allah için cihat, yani öldürmek ve ölmek (her iki halde de cennet var), akabinde köle, istila, ilga, savaşlar ve bu savaşlar boyunca kendinden olmayanları, kabul etmeyenleri, cizye vergisi, topraklarının istilası ve akabinde zorunlu hegemonya ve mülke konma; aksi takdirde vahşet, yani milyonlarca Ezidi, Zerdüşt, Hristiyan ve diğer inançlardan ya da inanmayanlardan ölümler, zulümler, kölelik, cariyelik sonrasında pazarlarda satılma... Daha neler neler.
Bu anılan olayların hiçbiri inkar edilemez gerçeklerdir. Ancak dinlerin bakış açısı dikkate alındığında, sevgi, saygı, hoşgörü, eşitlik, dayatmanın ve zorlamanın olmaması gibi deyimlerin hiçbirinin uygulanmadığı; çünkü tüm yapılanların (tüm dinlere göre) tek doğru, tek hak, tek inanç ve bu vesileyle Allah'ın dini yeryüzüne hakim oluncaya kadar savaşmak, diğer manada ölme ve öldürme meşrulaştırılıyor. Neden mi? Çünkü cennet, huri, şarap ve yan gel yat diğer tarafta sizi bekliyor.
İşte o zaman şu soruyu sormak gerekmez mi: Sevgi kime? Saygı kime? Hoşgörü kime? Eşitlik kime? Ya da dayatma ve zorlama olmaması kime? El cevap: Benim gibi düşünen, yapan, biat eden, köle ve ganimeti, ölümü ve öldürmeyi kabul edenlere.
Şimdi gelelim bu kısa tarihsel sosyolojik kısaltmalar bazında Hakikatçi Alevilik (Ali'cilik, Şiilik, Caferilik vb. İslam'ın versiyonları olduğunu unutmadan) bağlamında hangi devlet var? Ya da Alevi devleti var mı (Safeviler, Fatimiler, Horasan Eba Müslim vb. İslam devletleridir)? Alevi din anlayışı var mı? Katliamın, yayılmacılığın, ötekileştirmenin, özgür iradenin, hoşgörünün kabulünü içeren tarih içinde ve halen Alevi dini var mı? Bu kadar (affınıza sığınarak) cahilliğimle bilgiçlik tasladığım için özür dileyerek, Hakikatçi Aleviliği hangi din içerisinde, gölgesinde, yanında, kenarında değerlendirmemiz gerekiyor? Sürç-i lisan ettiysem affola. Aşk ile.
Not: Amacım, hiçbir dini sorgulamak, yargılamak ya da hakir görmek değil; fakat gerçekliği dile getirmektir.
Kemal Atalar - Şanlıurfa/Kısas
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Arınma Maskesiyle Korunma: Bu Sahtekarlık Değil mi?
- Asimilasyona Karşi
- Celladina Aşik Olmak ve Biat
- Madem Demokrasi...
- İlk Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
- Aleviler ve Yas-ı Matem
- Zehirli Okun Hedefi...
- YA OLDUĞUNUZ GİBİ YA DA GÖRÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ OLUN...
- KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞMEK...
- Semah Folklor Oyunu Değildir
- SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
- HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...













