Hani Benim Gençliğim...
Kemal ATALARRahmet ve saygıyla anıyorum Ahmet Kaya'yı. Dostlar vardır, kendi gerçekliği, yaşamı ve adanmışlığı ile hem fikirdaşlarının hem de aykırı olanların belleklerinde, vicdanlarında ve gönüllerinde yer ederler. Ahmet Kaya da onlardan biriydi; tıpkı Barış Manço gibi, Cem Karaca gibi. Bazıları ise gönüllerde taht kurarken, inananlarını ve sevenlerini bile tiksindirir, nefret ettirir; tıpkı Orhan gibi, tıpkı Yavuz gibi.
Hani nerede gençliğim, hani nerede o yürekli mert insanlar? Kalemleri eğilmeyen, yürekleri bükülmeyen, dilleri kiralık olmayan gençliğim nerede?! Amacımız gençliğimizi heba etmek ya da absürd düşüncelerle özdeşleştirmek değil elbette. Ancak yaşanılanlar, suskunluk ve üçüncü dünya ülkelerinin psikolojisi olan sürü psikolojisi ile "Görmedim, duymadım, bilmiyorum ve üstüne korkuyorum" tekerlemesi kıskacına giren yığınların suskunluğu, kötünün iyisini baş tacı yapma hastalığına yakalanma durumunu ortaya çıkarıyor.
Evet, maalesef şu anda içinde bulunduğumuz durumun özeti bu. Neden mi? 1978-80 yıllarında İran'daki halk, Şah yönetiminden muzdaripti; korku dağları, baskılar, zulümler, işkenceler ve cezaevleri... Buna karşı Amerika askeri, ABD'de yetişmiş, dolayısıyla oranın sağladığı destekle, Şah yönetimine karşı atıp tutan muhalif liderler, kardeşlikten, özgürlükten, insan haklarından, eşitlikten salya sümük gözyaşı döküyordu. Ancak perde arkasındaki gerçek düşünce ve düşmanla işbirliği, yüze dost arkadan vuran çangallı akrep misaliydi. Halkın gücü ile demokrasi, din, kardeşlik havariliği ile iş başına geldiklerinde, ilk başta kendi halkına dayatılan despot ve otokrasi yönetimle binlerce, on binlerce kendi dindaşı, ülküdaşı halk çocuğunun ölüm fermanını verdiler.
Bugünkü siyasilerimizin ekranlardaki salya sümük ağlamaları, diğer tarafta başarılı siyasetçi imajı ile perde arkasında hangi senaryolarla kumpaslar tasarlandığı, Arap, Kürt, Alevi hezeyanlarını içlerine sindiremeyip her fırsatta kardeşlik türküsü söyleyen, özgürlük marşı çalan, Allah, kitap, cennet vaat edenlerin gerçek yüzü. Ülke gerçekliğini, yokluğu, yoksulluğu, açlığı ve sefaleti umursamayan; kendileri en kısa yoldan köşe dönerken en lüks lokantalarda otlanan, en lüks otomobillerle, hem de birden fazla, şatafatlı bir yaşam süren ve üstüne ultra lüks bedava emeklilik hakkı kazanan bir yaşam...
Hani benim gençliğim? Hani bizim yaşam hakkımız? Hani bizim sevdiklerimiz, özgürlüğümüz, insanlık vicdanı nerede?! İşte özlem duyulan, istenilen, aranan gerçeklik mi istersin? Boşuna, ütopya kurmaktan öte bir şey yok. Fakat bilinç, sorgulamak, irdelemek, susmamak, konuşmak, istemek, görmek, duymak, bilmek ve haykırmak... İşte gerçekleştirilmesini istediğimizi yapabilme ve yaptırabilme dürtüsü...
GÖRÜYORUM, DUYUYORUM, BİLİYORUM ve SUSMUYORUM... SUSMUYORUZ...
Özgür geleceğe selam olsun aşk ile.
Kemal Atalar Şanlıurfa/Kısas
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Arınma Maskesiyle Korunma: Bu Sahtekarlık Değil mi?
- Asimilasyona Karşi
- Celladina Aşik Olmak ve Biat
- Madem Demokrasi...
- İlk Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
- Aleviler ve Yas-ı Matem
- Zehirli Okun Hedefi...
- YA OLDUĞUNUZ GİBİ YA DA GÖRÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ OLUN...
- KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞMEK...
- Semah Folklor Oyunu Değildir
- SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
- HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...













