Re BAKIŞ AÇISI...
Kemal ATALAR1000’li Yıllardan Günümüze Yaşam
"Medeniyeti gözaltına alıp tutuklayan, tarihin akışını ve değişimini durdurmaya çalışan bir dünya devleti: Osmanlı."
— Arnold Toynbee, İngiliz Tarihçi
İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin bu yorumu, Osmanlı İmparatorluğu’nu tarihsel bir bağlamda eleştiren bir bakış açısını ortaya koyuyor. 1299’da kurulan Osmanlı’nın, kökenleri yüzlerce yıl öncesine dayanan Oğuzlar, Selçuklular, Gazneliler gibi öncülleriyle birlikte, Hristiyan, Şaman, Budist, Zerdüşt, Yahudi ve son olarak İslam inançlarıyla harmanlanan bir tarihe sahip olduğu düşünüldüğünde, bu yapının kah gelişim, kah duraklama, kah gerileme ve fetret dönemleriyle dolu olduğu açıktır.
1492 yılında Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun zirveye çıktığı dönemler arasında yaklaşık 200 yıllık bir süreç bulunmaktadır. Bu süreçte Osmanlı, askeri ve siyasi başarılarıyla dikkat çekerken, bilim ve teknolojideki gelişmelerin Batı’da hız kazandığı gerçeği, tarihsel ilerlemenin yönünü Batı’ya kaydırmıştır.
Amerika, o dönemde ilkel kabile yaşamını sürdüren ve büyük ölçüde doğal yaşam koşullarıyla sınırlı bir kıta iken, bugün bilim ve teknolojideki ilerlemesiyle dünyanın önde gelen güçlerinden biri haline gelmiştir. Bunun karşısında, Osmanlı’nın ardılı olan Türkiye ve geniş anlamda İslam dünyası, Batı’nın 200 yıl öncesinde var olduğu bilim, bilgi ve teknoloji düzeyine ulaşma çabasıyla halen mücadele etmektedir.
Bugün 2025 yılında Batı, uzay çağına adım atarken, Türkiye’nin ve İslam dünyasının birçok bölgesinde, 1400 yıl öncesine ait düşünce kalıplarının etkisiyle, modern bilime ve teknolojiye yetişme çabası, ne yazık ki hurafeler ve dogmalarla engellenmektedir. Bu durum, Toynbee’nin medeniyete ve bilime ket vurma eleştirisinin hala geçerli olduğunu göstermektedir.
İlim ve hurafeyi birlikte yürütme çabası, bilimin ve aklın üstünlüğünü kabul eden bir toplum olmanın önünde en büyük engellerden biridir. Hurafeci ve dogmatik yaklaşımlar, ilimle donatılmış bir devlete üstünlük sağlayamaz; aksine, bu iki anlayış arasındaki derin uçurum, toplumların geride kalmasına neden olur.
Anlayabilene, “Sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az” misali…
Bu gerçekleri görebilmek, bilimin ve aklın rehberliğinde bir yol izlemekle mümkündür. Medeniyetlerin geleceği, ancak geçmişin hatalarından ders çıkararak şekillendirilebilir.
Aşk ile,
Kemal Atalar
Urfa/Kısas
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Arınma Maskesiyle Korunma: Bu Sahtekarlık Değil mi?
- Asimilasyona Karşi
- Celladina Aşik Olmak ve Biat
- Madem Demokrasi...
- İlk Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
- Aleviler ve Yas-ı Matem
- Zehirli Okun Hedefi...
- YA OLDUĞUNUZ GİBİ YA DA GÖRÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ OLUN...
- KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞMEK...
- Semah Folklor Oyunu Değildir
- SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
- HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...













