Kemal ATALAR

Celladina Aşik Olmak ve Biat

Kemal ATALAR
  28-08-2025 15:57:00

İnsanın en trajik çelişkisi, kendisine zarar verene bağlanmasıdır.
Bu bağlanış bazen bireysel ilişkilerde görülür; kimi zaman da toplumların kaderine yön veren siyasal ve sosyal düzlemlerde. İşte bu hal, “celladına âşık olmak” deyimiyle özetlenir.

Celladına aşık yapmanın en basit ve masrafsız yolu, toplum mühendisliği yaparak yalanı, yanlışı, olmamışı, yapılmamışı din ekseninde örgütleyip; inançlı ve kullanılmaya müsait biatçı zihniyeti gerek sosyal alanda, gerek televizyonlar aracılığıyla, gerek troller vasıtasıyla ve en önemlisi din tüccarlığı ve korku baskısıyla oluşturmaktır.

Toplum mühendisliği, bireylerin düşünce dünyasını, değerlerini ve algılarını şekillendiren bir süreçtir. Eğitim, medya, din, siyaset ve kültür üzerinden yürütülen bu süreç, bireyi “itaat eden” konuma getirir. Özgür irade yavaşça törpülenir, sorgulama yetisi körelir.

İnançlı insanlar, hele bir de kendi inancı üzerinde herhangi bir okuma, araştırma, kendi dilinde öğrenme, anlama gibi yoruma ve akla dayalı sorgulamayı günah saydırmak suretiyle; kendilerini her şeyin en iyisini bilen, dürüst ve hatasız – hatta zaman zaman söylendiği üzere “Peygamber hata yapar ama biz asla” – gibi sahtekârlıklarına alet ederek, toplumu biatın pençesinde istedikleri yöne çevirirler. Tabir yerindeyse, evire çevire benzetirler. Halden, iradeden, eğitimden, kültürden “niçin, neden” sorularına cevap arama cihetine gidilmemesi için de cehennem maşası kullanılır. Öte yanda kendileri envai türlü yolsuzluğu, sahtekârlığı yapmalarına rağmen “Ne mutlu o fakirlere ki cennette baş köşededir” sözleriyle kolay aldatma sanatını kullanır; Allah’ı, Kur’an’ı, Peygamberi hiç çekinmeden kendilerine maşa yapmaktan gocunmazlar. İşlerini bu dünyada kendilerine cennet, halka ise cehennem kılarlar. Sebep: biat, sorgulamanın yapılmaması ve itaattir.

İtaat kültürü zamanla gönüllü bir sadakate dönüşür. İnsan, kendisini ezen güce sadece katlanmaz; aynı zamanda ona hayranlık da duyar. İşte bu noktada “celladına âşık olma” hali ortaya çıkar.

Ekonomik düzende de halk çoğu kez kendi emeğinin sömürüsüne rıza gösterir. Yoksullaştıran, borçlandıran, adaletsizce vergi yükleyen sistemlere rağmen insanlar, bu düzenin devamını sağlayanlara umut bağlar.

Bağımlılık ve korku, sadakati besler. Bir torba makarnaya, kömüre, üç beş kuruş dul-yetim aylığına, çocuk bakım ve hasta bakım ücretlerine – ki bunlar sosyal devletin yapması zorunlu olan ödemelerdir – sanki kendi ceplerinden, şirketlerinden veriyorlarmış gibi davranarak; süslü, ballandırılmış tanıtımlarla aslında sahtekârlıklarını kapatırlar. Bu yardımları alanlar da duygusal bağlamda “X sağ olsun, şunu yaptı, bunu yaptı, önceden bu var mıydı, kim verdi?” gibi söylemlerle kolayca oy deposuna dönüştürülür. Ekonomik anlamda da köleleştirme yolu budur. Yani emeksiz, bedava kazanmak. Ama bunun kaynağı nedir, nereden geliyor, kimlerden ne karşılığında alınıp dağıtılıyor? Sorgulanması gereken bu sorular hep karanlıkta bırakılır. Borç batağı ve ardından hazine, orman, deniz, ticaret, ithalat-ihracat gibi zorunlu kabullerle halk borç batağına sürüklenir. Süslü sözler ve beleş paraların istikameti ise hep halka yöneliktir.

Borç zincirini taşıyan, çoğu kez zincirini süsler. Onu altın halkalarla bezeyerek kendi esaretine rıza gösterir. İşte biat kültürü bu ekonomik boyutta da kendisini en çıplak haliyle gösterir. Sonrasında biat, kölelik ve nihayet tatlı tatlı köleliği, yani celladını sevmek olur.

Biat sadece boyun eğmek değildir; gönüllü bir esarettir. Sorgulamayı bırakmak, özgürlüğünü bir başkasının ellerine teslim etmektir. Celladına âşık olan, artık onun zulmünü “kader” sayar, hatta onu yüceltir.

Bu noktada birey, kendi celladını meşrulaştırır ve “O olmazsa düzen bozulur, bensiz yaşayamaz” der. Böylece özgürlüğün yerini teslimiyet, iradenin yerini sadakat alır.

Sonuç mu? Kölelik, yoksulluk, batak, rezalet. Dinde, ticarette, ahlakta, samimiyette ve akla gelebilecek her şeyde sahtecilik başlar; köleleşme ve sömürü düzeni kurulur.

Celladına âşık olmak, aslında insanın kendi zincirini sevmeye başlamasıdır. Bu halden kurtuluş, ancak sorgulama ve hakikat arayışıyla mümkündür. Biat kültürü yıkılmadıkça toplumlar özgürleşemez.

Kemal Atalar – Urfa / Kısas

  Bu yazı 2635 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım