Kemal ATALAR

SUÇ ve CEZA

Kemal ATALAR
  06-09-2024 08:25:00

Başlığa bakınca bir romanı çağrıştırıyor, ama değil...

Ülkemiz genelinde işlenen suç türleri ve nev’ine münhasır cezalara değinmek, verilecek cezaların azlığı ya da çokluğundan ziyade halk nazarındaki beklentiyi ve hukuk sisteminin suçun kişiselliği altında yatan sebep-sonuç ilişkilerini iyi okuyarak, suçun ikinci kez işlenme ihtimalini – ki maalesef var – caydırıcılık özelliği irdelenerek ne nasıl olmalı sorularının cevabını aramak gerekmektedir.

Ülkemizde, zaman sınırlaması olmaksızın, hukuk sisteminin ülke gerçekliğini yansıtmadığı; işlenen suçların perde arkasındaki uzantıları, mahkemelerdeki (meclis, aşiret, iş adamı vb.) "dayılar" nedeniyle ve tabi ki kanundan kaynaklı (takdirî alt sınır, üst sınır, cezanın tecili, hâkim takdiri vb.) verilen asgari cezalar göz önüne alındığında, genellikle ülkemizde cezalar siyasi eğilimlerle şekillendiği için zanlının kimliği ve dayıları devreye girdiğinde adi suçlar, istismar suçları ve cinayetler hep istismara açık olmaktadır. Bu durum, mağdur, maktul ve halk nezdinde hukuka ve adalete güvensizlik olarak yer almaktadır.

Bunun yanında, kimsesizlik veya açlık nedeniyle işlenen hırsızlık suçlarına verilen cezalar ile örtülü ya da aleni dolandırıcılık, tefecilik gibi suçlara verilen (genellikle beraat) kararları da ayrı bir argümandır.

Ülkemizde sadece ifade hürriyeti ve siyasi suçlar (terör hariç) çok da orantılı olmayan, hatta ülkeler arası insan hakları, ifade hürriyeti vb. sözleşmelere rağmen veya merkez komutanın istemleri dışında işlenen (terör hariç) suçlar – ki ifade hürriyeti suç olmamalıdır – hemen tutuklanma ve gayri ciddi cezalarla (özel) sonuçlanmakta ve genellikle istinaf mahkemelerinde ya da Yargıtay içtihatlarında suç unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle bozulmakta veya siyasi baskılar altında kalan yargı hukuksuz işletilmektedir.

Halbuki hukukun bir gün mutlaka herkese lazım olacağı gerçeği unutulmadan, kişiye özel olmayan yargı bağımsızlığı kuralı içinde, hâkim dokunulmazlığı da ciddi şekilde dikkate alınarak yapılması şarttır. Bu vesile ile hem yargı sosyal, siyasal ve psikolojik baskılardan arındırılmış olacak hem de halkı memnun eder düzeyde hak ettiği güveni kazanacaktır.

Gelelim suç ve suçluya:

Ülkemizde gerek inançsal, gerek kültürel, gerekse bölgesel ve ekonomik anlamda aile içi veya dışı birçok cinayet işlenmektedir. Özellikle toplumsal tepkilere neden olan küçük çocukların bu olaylarda ön saflarda yer aldığı (maktul olduğu) ve bunların altında yatan nedenlerin, özellikle aile içi sıkıntılar (gayri meşru yaşam, küçük yaşta evlilik, eğitimsizlik, ensest olaylar, birden fazla evlilik vb.) nedeniyle ortaya çıkan problemlerin çözüm yolunun hemen cinayet olduğu göz önüne alındığında, yapılan veya yapılacak soruşturmaların seyri yönlendirilmekte; istem dışı ya da bilinçli olarak suçlu veya maktul hakkında türlü hikayeler, senaryolar ve iddialar ortaya atılmaktadır.

Bunlar içinde en can alıcı olanlar ise din kisvesi, siyasi erk yanlısı gibi varsayımlar dikkate alındığında, suç hemen sabit görülüp ceza kesinleşmekte ve suçun nedeni, kimliği ya da profili irdelenmeden kişinin bulunduğu konum (öğretmen, doktor, cami imamı, Kur'an kursu hocası, baba vb.) suiistimal edilerek suçlu saf, merhametli ya da suçsuz gösterilmeye çalışılmakta; onu bu suçu işlemeye bulunduğu konum, aldığı eğitim, dini emirler veya görevi sevk etmiş gibi izlenimler verilmektedir. Toplumda ise tarikatlar, şeyhler, eğitimliler hep âlim gibi gösterilmekte; okudukları kitaplar veya inançları onları bu yola sevk etmiş gibi yanlış, eksik ya da bilinçli-bilinçsiz ithamlarla yargısız infazlar yapılmaktadır.

Ancak: Suçun kişiselliği, suçlunun içinde bulunduğu psikolojik durum, suçun alt nedenleri, çevresel faktörler, eğitim durumu ve aile yapısı irdelenmeden hemen meslekler, eğitim düzeyleri ya da inançlar üzerinden yürümek hem toplumsal yaşamı olumsuz etkilemekte hem de bilinçsiz ve eğitimsiz, araştırma yapmadan ön yargılarla oluşturulan ithamlar nefret tohumlarının ekilmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda, bu tür algı operasyonları suçun gerçek nedeninin ortaya çıkmasına engel olmakta ve eğitime, inançlara, toplumsal hukuka zarar vermektedir.

Bu itibarla: Suç ve suçlu kim olursa olsun, suçun ana unsuru; suçlunun kişiliği, çevresel faktörleri, psikolojisi, aile yapısı, daha açık ifadeyle kişisel karakteri ile sorgulanmalıdır. Ön yargılara meydan vermeden, kişilerin mesleklerine, inançlarına ya da kurumlarına (olsa bile) toptan bir bakış açısıyla yaklaşılmamalıdır. Yani suç ve suçlu kişiseldir. Cezalandırmalar ise yukarıda belirtildiği üzere, dayısı olmasına, parasına ya da inancına göre değil, bağımsız ve tarafsız hukukun üstünlüğü ilkesi ile, toplumun da nabzı dikkate alınarak verilmelidir.

Not: Burada amacım hukuku yönlendirmek değil, eski bir hukuk çalışanı ve şimdi emekli biri olarak duygu ve düşüncelerimi ifade etmekti.

Kemal Atalar

  Bu yazı 1921 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım