Kemal ATALAR

HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...

Kemal ATALAR
  24-04-2025 08:58:00

Çağımızdan 1100 yıl önce, Vahdet-i Vücud olan ve kendine özgü akım ve felsefesi ile Vahdet-i Mevcud’u bulan, “En'el Hak” olan; gnostisizm ile tasavvufi anlayışı, 900’lü yılların komünist anlayışıyla inançsal bağlamda bütünleştiren bir felsefeci, yol adamı. Kendisinin deyimiyle: Hiç’lik...!

900’lü yılların inançsal değerleriyle kimi akımlar ya da semavi dinler onu kâfir, zındık ilan etmiş, katline ferman vermiştir. Kimi inançlar onu Tanrısı ile bütün olarak kabul etmiş ve İsa’nın tekrarı olarak görmüş; kimi felsefeler ise inancının aslını doğru bulmuş ama sırrı ifşa ettiği (farş ettiği) için suçlamış; buna rağmen ağlayarak gül atmışlardır. Kimileri de onu deli, akıl budalası olarak görmüş; fakat yazılarında ve yorumlarında siyaset yaptığı için eşkıya, terör sevici, İslam’ın şartlarını ve kurallarını hiçe sayan bir kâfir olarak hüküm kurmuşlardır. Ancak buna rağmen, aradan binlerce yıl geçmesine rağmen gerek Alevi-Kızılbaş, gerekse Bektaşilikte çok büyük değer görmüş; felsefi akımı, özellikle “En'el Hak” yorumu ile bütünleşerek tekrar tekrar yaşatılmıştır. Nesimîler, Pir Sultanlar, Daimîler ve yüzlerce hak aşığı ozan, zakir; kendisini ve düşüncelerini içselleştirerek kabullenmiş, savunmuş ve günümüze kadar taşımışlardır.

Bunun yanında çağında da, günümüzde de İslami fıkhın Hanefi kanadı, farklı bir yaklaşımla kendisini “zındık, kâfir” diyerek Hallac’ı “Allah olmakla” suçlayarak katlini vacip görmüştür. Yine aynı inancın Şii kanadı ve Kalenderi kanadı kendisini önemsemiş; ayrı düşünmemekle beraber Hakk’ın verdiği sırrı saklamayıp ifşa etmesini (farş) kabullenememiş ve katliamında, sonrasında kendisi için ağıtlar, mersiyeler, duazlar yakmışlardır. Dar-ı Mansur adıyla yargılama, sorgulama, dara çekme ritüelleriyle felsefi olarak “Vardan var olma”; yani Ben O’yum, O da ben’im; benim varlığım ile O vardır, O’nun varlığı ile ben bütünüm anlayışı ile kendilerinin zaten var olduklarını, “ölmek” denilen değişimin sadece cisim olarak şekil değiştirme olduğu; öz’e dönüldüğü, O’nunla tekrardan bütün olunduğu anlayışı ile... Cennet ve Cehennem kavramının kişinin kendi benliğinde var olduğu, bunun da yaşam içindeki tavır, yaşam şekli, hâl ve hareketler, akıl ve vicdan ile tecelli ettiği; “öte” diye bir kavramın beklenmediği, zaten “öte”ye de gerek olmadığı, çünkü her an her zaman Hak ile hakikatle iç içe olunduğu, bu nedenle “öte”nin hakikati reddetmek olacağı düsturu ile bütünleşerek yaşanması gerektiği ifade edilmektedir.

Çağımıza gelince...

Yukarıda açıklanan yorumlar ve felsefi akımlar, semavi dinler içinde mevcut olan tarikatlar, şeyhler ve yoz, yobaz yorumlarla; devlet tekelinde olan inancın emre amade yaklaşımları ile tamamen dışlanmakta ve Hakk’ın gerçekliği kullanılarak tüm sahtekârlıklar, göstermelik ibadetler, şekli ve görsel makamlar; inanmış gibi görünüp O’nun adına kelle kesenler, kan dökenler ve bunu da “Allah için” yapanların riyakârlığı almış başını gitmektedir. Kendilerine burayı cennet yapıp, kullandıkları sürülere “öte” dünyada binlerce huri (18’lik bakire kız) telkinleri ile sahtekâr bir yaşam ve bu sahtekârlığa uydurulan dinî motifler ile inançlarda, felsefelerde ve iletişimlerde; bundan 1000 yıl öncesindeki o cellat dönemine göre daha cahilce, daha katilce ve bir o kadar da tüccar mantığı ile ilahlık yapılmakta, pazarlanmakta, hatta “öte” dünya dedikleri ahiret kavramında parsel araziler, odalar, cariyeler, şaraplar vaat edilmektedir.

Ancak...

Hallac-ı Mansur gibilerin çağımızda anlaşılması zor da olsa, kendi iç dünyalarında onu yaşatan ve kendilerini binbir türlü katliam fetvalarından sakınmak için kılıflar bulan; sırlarını deşifre (farş) etmeden özlerini yaşamak ve yaşatmak isteyenler elbette ki vardır ve olacaktır da... Hallac’ın felsefi anlayışı Hakk’ı ve hakikati; yani Tanrı varlığını reddetmek değil, tam tersi, Tanrı’nın tüm evrende yaşayanlarla bütün olduğu; O’nun tekliği içinde çokluğu görmenin mümkün olduğu, öte yandan içsel gözle bakıldığında da o çoklukta teki, yani O’nu görmenin mümkün olduğunu; yani O ile Ben’in bütün olduğunu, ayrılmaz parçalar ve bu parçaların tek olduğunu... yaşamı “73 millete bir nazarla bakma”, Hak ve Hakikatin kendi özümüzde olduğunu kabullenme, eşikteki ve beşikteki arasında hiçbir istisnanın bulunmadığı; kadın-erkek cinsleriyle değil, İnsan-Hak-Doğa yani yaşam temelli bütünlük anlayışı ile hareket eden, etmek isteyen, Hak ve Hakikat anlayışı ile Alevi yolu olduğu ve bu yolun “Işık Taifesi”, dinler üstü anlayışla bütünleşme olduğunu zikreden bir yaşam özlemi bulunmaktadır.

Ancak...

Var olan koşullar, ekonomik ve sosyal sorunlar, baskıcı devlet zihniyetleri, katliamcı fetva üreticilerinin varlığı; bu yaşam duruşuna sürekli darbe üstüne darbe vurma peşinde. Gâh kâfir olmakla, gâh dinsiz olmakla, gâh terörist olmakla itham ederek; kendi düzenlerine çomak sokulmasını ve fakir, sönük, köle halkın aydınlanarak onlara karşı durmasının önüne geçmek için her dönemde ayrı entrikalarla, karşı duruş ve ekonomik güçleri ile bu düşünce ve birliği kırma, yok etme, katletme, parçalama, tecrit etme ve “tertele” uygulamaları ile insana ve insanlığa; dolayısıyla inandıklarını söyledikleri Hakk’ın varlık deryasına darbe üstüne darbe vurmaktadırlar.

Tüm bunlara rağmen, 21. yüzyılda bu çağın Firavunlarının, Nemrutlarının, Yezitlerinin, faşistlerinin karşısında — her çağda olduğu gibi — 21. yüzyıl çağında da Pir Sultan, Seyid Nesimî ve Hüseynî Hallac-ı Mansur olanlara, olabilenlere aşk ola...

Kemal Atalar – Urfa / Kısas

  Bu yazı 2829 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım