12 Eylül’ün 45. Yılında: Mahalleler, Çeteler ve Devrimci Mücadelenin Yenilenme Zorunluluğu
Mehmet Ali DEMİRAradan geçen 45 yıl, 12 Eylül askeri darbesinin sadece bir tarihsel olay olmadığını; halkın belleğine kazınmış bir travma ve hala bugünü belirleyen bir siyasal kırılma olduğunu gösteriyor. 12 Eylül, emperyalizme bağımlı bir devlet yapısının kendi halkına dönük en büyük saldırılarından biriydi. İşçi sınıfının, emekçilerin, köylülerin ve gençliğin yükselen örgütlülüğü tanklarla ezildi; devrimciler işkencelerde, zindanlarda, darağaçlarında yok edilmek istendi.
Bugün hala bunun sonuçlarını yaşıyoruz: Parçalanmış örgütlülük, halkla bağlarını zayıflatmış devrimci hareketler, çözümsüz bırakılan toplumsal sorunlar ve mahallelerimizi saran çeteler.
Bir dönem devrimci hareketler, halkın yaşamına doğrudan dokunan bir güçtü. Mahallelerde okuyan, okutan, yoksulun yanında duran, gecekondular kurarak barınma sorununu çözen, işçiyi-emekçiyi örgütleyen devrimciler halkın onurunu savundu.
Onlar sadece birer siyasal özne değil, aynı zamanda halkın günlük hayatında yol göstericiydi. Yozlaşmaya, uyuşturucuya, devlet baskısına karşı gerçek bir koruyucu güç olarak öne çıktılar.
Ancak emperyalizme bağımlı devlet düzeni, her on yılda bir darbelerle bu örgütlü çıkışları bastırdı. 12 Mart, 12 Eylül ve her seferinde gözaltılar, işkenceler, zindanlar, infazlar…
Yalnızca devletin saldırıları değil, devrimci hareketlerin kendi içindeki sorunlar da süreci zayıflattı. Halkın ihtiyaçlarını dinlemek, onunla birlikte yol yürümek yerine çoğu zaman kendi doğrularını dayatmak öne çıktı. Devrimci halk önderlerinin geçmişteki sözleri dogma gibi tekrarlandı, güncel koşullara uyum sağlanmadı.
Sonuç, halkla bağların zayıflaması oldu. Bir zamanlar çocuklarını devrimcilerin toplantısına gönderen aileler, artık uzak durmayı tercih eder hale geldi.
Devrimci hareketlerin gerilemesiyle mahallelerde büyük bir boşluk doğdu. Bu boşluğu da çeteler doldurdu. Halkın çocukları birkaç kuruş karşılığında çetelere bağlandı, ellerine silah verildi. Uyuşturucu ve fuhuş mahallelerin gündelik gerçeği oldu. Silah sesleri, halkın dayanışma türküleri yerine duyulur hale geldi.
En acı olan, iktidarların bu duruma göz yummasıdır. Çünkü onlar için gerçek tehlike düzeni sarsma iddiası taşıyan devrimcilerdi. Çeteler ise düzenin çürümesini pekiştiren ama temellerini sarsmayan yapılardır. Bu nedenle mahallelerde devrimcilerin yokluğunda çeteler cirit atıyor.
Sevgili yoldaşlar, bu tablonun karşısında tek çıkar yol var: Devrimci hareketlerin öz eleştiri yapması, kendini yenilemesi ve halkla yeniden güçlü bağlar kurması.
Bugün halk, hamasi sloganlara değil, somut çözümlere ihtiyaç duyuyor. İşsizlik, yoksulluk, barınma krizi, eğitim ve sağlık hakkı, kadınların özgürlüğü, gençliğin geleceksizliği… Bunlara dair ortak, gerçekçi ve uygulanabilir örgütlenmeler olmadan çeteler gerilemez.
“Benim örgütüm seninkinden güçlüdür” anlayışını terk edip birleşik, halkçı bir hatta ilerlemek zorundayız. 21. yüzyılın mücadelesi yalnızca fabrikada ya da mahallede değil; aynı zamanda dijital dünyada, kültür alanında, kadın hareketinde, gençliğin taleplerinde de verilmektedir. Bu gerçekleri görmeyen hiçbir devrimci hareket ayakta kalamaz.
12 Eylül’ün 45. yılında görevimiz nettir: Devrimi önce kendi içimizde, kendi örgütlenme tarzımızda yapmak. Halkla bağlarımızı yeniden örmek, mahalleleri çetelerden, uyuşturucudan ve yozlaşmadan kurtarmak, yoksula ve emekçiye yeniden umut olmaktır.
Çünkü gerçek devrim, yalnızca iktidarın değişmesi değil, halkın hayatının yeniden onurlu ve özgür bir şekilde kurulmasıdır. Bunun yolu da kolektif akıl, öz eleştiri ve birleşik mücadeleden geçmektedir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













