Alevi Kurumlarında Küçük İktidarlar, Büyük Çürüme
Mehmet Ali DEMİRBugün Alevi kurumlarının başında oturan kimi yöneticiler, yıllarca karşı çıktıkları sisteme özenmekle kalmıyor; o sistemin bütün baskıcı, kibirli ve hesap vermez reflekslerini kendi kurumlarında birebir uyguluyor. Dışarıda demokrasi, adalet ve hak söylemiyle dolaşanlar, içeride mutlak itaat isteyen küçük iktidar odaklarına dönüşmüş durumda. İstedikleri şey çok basit: Sorgusuz sualsiz bir düzen. Kimse soru sormasın, kimse hesap istemesin, kimse itiraz etmesin. Başkan konuşsun, herkes sussun.
Bir can çıkıp harcamaları, kararları ya da yönetim tarzını sorduğunda hemen savunmaya geçiliyor. “Niye, biz hırsız mıyız?” diye bağırarak konunun üzeri örtülüyor. Oysa şeffaflık suçlama değildir; yolun gereğidir. Ama onların dünyasında şeffaflık değil, itaate dayalı bir sadakat makbuldür. Alkışlayan, susan, biat eden “iyi can”; sorgulayan ise düşmandır.
İçeride çözülmeyen, çözülmek istenmeyen sorunlar sosyal medyaya yansıdığında bu kez “Bizim darımız var, pir divanı var” söylemi devreye sokuluyor. Oysa herkes biliyor ki gerçekten çözülmek istenen meseleler zaten sosyal medyaya taşınmaz. Bir can sosyal medyada yazıyorsa, içeride duvarla karşılaşmıştır. Ama bunu kabul etmek yerine yazanı hain ilan etmek daha kolaydır.
Muhalefet eden her can yaftalanır, disiplin tehdidiyle susturulur, mümkünse kurumdan uzaklaştırılır. Bu yöntemler size de tanıdık gelmiyor mu? Bugünün siyasal iktidarının birebir kopyasıdır bu. Eleştireni düşman gören, gücü elinde tutanı dokunulmaz sayan anlayışın aynısıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönettiği sistemden öğrenilmiş refleksler bunlar.
Basın konusunda da tablo değişmiyor. Sizi öven, soru sormayan, kalemini kiraya veren herkes baş tacıdır. Tıpkı havuz medyası gibi. Ama sizi eleştiren, belgeyle konuşan, yolsuzluğu yazan basın “hain”, “birilerine hizmet eden” ilan edilir. Susturulması gerekir, baskılanması gerekir. Oysa basın sizin basınınız değildir. Basın, halk adına görev yapar ve halka karşı sorumludur. Bu gerçeği kabul edemiyorsunuz.
Hakkınızda sosyal medyada ciddi iddialar, açıklamalar, belgeler dolaşıyorsa, basın bunları haber yapar. Çünkü bunlar kamuoyunu ilgilendirir. Ama siz ne yapıyorsunuz? Sansür uygulamaya çalışıyorsunuz, insanları dışlıyorsunuz, korku iklimi yaratıyorsunuz. Unuttuğunuz bir şey var: Biz, üç beş kuruşla ipi elinize verilen kalemşörlerden değiliz. Ne kalemimiz ne de onurumuz satılıktır.
İyi yaptıklarınızı yazarız, yanlış yaptıklarınızı da. Kameralarımıza çıkıp çıkmamak sizin tercihinizdir. Bizim görevimiz sizi parlatmak değil. Bizim iki temel sorumluluğumuz vardır: Biri halka, diğeri vicdanımıza. Kalemimizi ve onurumuzu korumak bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Hakkınızda çıkan yolsuzluk haberleri yazıldığında kıyameti koparıyorsunuz. Eğer bu iddialar doğru değilse, yaşadığınız ülkelerde bağımsız denetim ve muhasebe kurumları var. Çağırırsınız, görev sürenizde aldıklarınızı, verdiklerinizi açıklar, tüm gerçekleri kamuoyunun önüne koyarsınız. Ama siz hesap vermek yerine susturmayı, uzaklaştırmayı, baskıyı tercih ediyorsunuz.
İşte bütün mesele burada. Siz, yıllarca karşı çıktığınız sistemin küçük birer kopyasına dönüşmüş durumdasınız. Ve en acısı da şu: Bunu hâlâ “yol” adına yaptığınızı sanıyorsunuz. Oysa yol, korkuyla değil; rızayla yürünür. Yol, suskunlukla değil; hakikatle ayakta kalır.
Mehmet Al Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













