Aleviler Yolunu Seçmeli: Zalimin Saltanat Sofrası mı, Mazlumun Hak Sofrası mı?
Mehmet Ali DEMİRTürkiye’de iktidarın Alevilere yönelik politikaları uzun zamandır tartışma konusu. Bugün yaşanan gelişmeler, devletin kendi “makbul Alevisini” yaratma çabasını açık biçimde ortaya koyuyor. Devlet, bir yandan Aleviliği tanıma adı altında yeni kurumlar inşa ediyor, öte yandan bu kurumlar aracılığıyla inancı kontrol altına almaya çalışıyor. Maddi destekler, makam ve mevki vaatleriyle bir tür “Alevi Diyaneti” inşa edilmek isteniyor. Bu tablo, yüzlerce yıllık direniş kültürünün geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.
Alevilik tarih boyunca zalimin karşısında, mazlumun yanında oldu. Kızılbaşlar, hiçbir iktidarın sofrasına oturmadı. Onların en büyük hedefi, insanı merkeze koyan, rızaya dayalı bir yaşam inşa etmekti. Bugün ise iktidarın siyaseti, bu özü yok etmeye yönelmiş durumda. Dedelerin maaşa bağlanması, aşurelerin dahi devlet tarafından organize edilmesi ve masrafların belediyelerce ödenmesi, vs. İktidar Aleviliği kendi köklerinden koparmayı amaçlıyor. Eğer yol önderleri bu planlara boyun eğerse, inanç önderi olmaktan çıkıp devletin memuruna dönüşürler. Bu durumda ne yol kalır ne de Kızılbaşlık.
Asıl belirleyici olan, yol önderlerinin ve taliplerin göstereceği tutumdur. Yüzyıllar boyunca siyasetin kirli oyunlarından uzak duran, zulme karşı mazlumla yan yana duran Alevilik, bugün de aynı sınavla karşı karşıya. Yol önderleri, kendi çıkarını bir kenara bırakıp talip-rehber bağını koruyacak mı? Yoksa beş kuruşluk menfaat uğruna kendi yolunu, değerlerini ve inancını pazarlayacak mı? Bu soru, Aleviliğin yarınını belirleyecek en önemli eşiktir.
Devletin planı açıktır: Aleviliği İslam’ın resmi yorumlarıyla uyumlu hale getirerek sisteme entegre etmek. Oysa bu yolun peygamberi de yoktur, kitabı da. Bu yol, varlığı birleyen, insanı hakikat kapısında merkeze alan bir yaşam biçimidir. Bu nedenle Aleviliği bir Diyanet şubesine dönüştürme girişimi, özüne aykırıdır. Çünkü Alevilik, tarih boyunca zulme karşı direnenlerin inancı, adalet arayışında olanların yoludur.
Bugün Alevilerin önünde iki sofra vardır. Bir yanda zalimin saltanat sofrası; ihtişamlı ama kirli, doyurucu görünen ama hakikati öldüren bir sofra. Diğer yanda mazlumun hak sofrası; mütevazı, sade ama adalet ve rızayla yoğrulmuş bir sofra. Aleviliğin tarihi, ikinci sofranın yanında saf tutanların hikayesiyle doludur. Bu yüzden bugünün en önemli sorusu şudur: Aleviler yolunu seçmeli zalimin saltanat sofrası mı, mazlumun hak sofrası mı?
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













