Alevilikte Sessiz Çöküş
Mehmet Ali DEMİRAlevi yolu; sözle değil, nefesle taşınır. Kitapla değil, gönülden gönüle akan irfanla yürür. Bu yolun özü ne taş duvarlara sığar ne de tabelalara. Bu yolun özü; pirde, mürşidde, rehberde vücut bulur. Çünkü yol, insandır. Yol, insanda yürür.
Ama bugün dönüp baktığımızda, içimizde ağır bir sızıyla sormamız gereken bir soru var:
Alevi örgütlülüğü neyi yaptı, neyi yapmadı?
1993’te Sivas Katliamı ile yüreğimiz yakıldıktan sonra, Aleviler görünür olmak için dernekleşti. Cemevleri açıldı. Kurumlar kuruldu. Federasyonlar, konfederasyonlar, vakıflar… Her biri bir ihtiyaçtan doğdu belki. Her biri bir yaraya merhem olma iddiası taşıdı.
Ama zaman geçti.
Binalar büyüdü.
Tabelalar çoğaldı.
İsimler değişti.
Yönetimler yenilendi.
Peki ya yol?
Kocaman cemevleri yapıldı.
Milyonluk bütçeler harcandı.
Anma törenleri düzenlendi.
Yıl dönümlerinde kürsüler kuruldu, nutuklar atıldı.
Ama yolun özü olan hakikatçı pirler yetiştirilmedi.
Bu yolun yürütücüsü kimdir?
Pir değil mi?
Mürşid değil mi?
Rehber değil mi?
Geçmişte ocaklarda yetişen, talibiyle yaşayan, yolun erkânını bilen o pirler neden bugüne uyarlanarak yeniden yetiştirilmedi? Neden bu yolun ilmi, erkânı, terbiyesi sistemli bir şekilde aktarılmadı?
Birkaç cılız girişim oldu. Ama sürdürülemedi. Derinleşmedi. Kurumsallaşmadı. Sonuçta işlevsiz kaldı.
Çünkü bu alana hiçbir zaman gerçek anlamda yatırım yapılmadı.
Bugün bakıyoruz…
Devlet eliyle kurulmuş, kimliği ve niyeti ne olduğu belli olan Cem Vakfı üzerinden “sözde pirler”, “imamlaşmış figürler” sahaya sürülüyor. Aleviliğin özüne yabancı, yolun ruhunu bilmeyen kişiler, pir kisvesi altında görev yapıyor.
Ve bu durum, sessizce ama derinden bir dönüşüm yaratıyor.
Alevilik;
ritüelleri dönüştürülerek,
yol anlayışı değiştirilerek,
Kerbela üzerinden duygusal bir yönlendirmeyle,
Şiilik eksenine çekilerek
asimile ediliyor.
Gençler abdest alıyor.
Namaz kılıyor.
Ramazan orucu tutuyor.
Kerbela ziyaretlerinde büyük camiler gösterilerek,
“Ehlibeyt böyle yaşadı” denilerek
yeni bir bilinç inşa ediliyor.
Bu, sadece bir inanç değişimi değil.
Bu, bir yolun yavaş yavaş yok edilmesidir.
Diğer tarafta…
Alevi köylerine camiler yapılıyor.
Okullarda “değerler eğitimi” adı altında çocuklar camilere götürülüyor.
İmamlar eliyle “eğitim” veriliyor.
Sanal Kâbe etrafında dolaştırılan çocuklar…
Bu, açık bir asimilasyon politikasıdır.
Ve en tehlikelisi:
geleceği hedef almaktadır.
Peki bizim yöneticilerimiz ne yapıyor?
Dernek başkanları, federasyon yöneticileri…
Birçoğu için yol, artık bir makam hâline gelmiş durumda.
“Yolun başı da sonu da benim” anlayışıyla hareket edenler,
pir yetiştirmeyi değil,
tek söz sahibi olmayı tercih ediyor.
Talip, başkanın önünde eğiliyor.
“Sayın başkanım” diye hitap ediyor.
Yol, hiyerarşiye dönüşüyor.
Ve o makamlar…
belediyelerle kurulan ilişkiler,
devletle geliştirilen temaslar,
rant kapılarına dönüşüyor.
Kimisi belediyeden kaynak buluyor.
Kimisi siyasete sıçrıyor, milletvekili oluyor.
Kimisi ise bulunduğu koltuğu kişisel çıkar için kullanıyor.
Ama hiçbiri dönüp şunu sormuyor:
“Bu yolun yarını kimde?”
Bugün Türkiye’de Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın başında bulunan Esma Ersin, asimilasyon için şehir şehir dolaşıyor. Yola değil, devletine, onun tek dinine hizmet ederek.
Ama acı gerçek şu ki:
Devletin kurumu, birçok Alevi kurumundan daha aktif hâle gelmiş durumda.
Bu, bir utançtır.
Artık yeter.
Ya bu yolu özüne uygun yaşatın…
Ya da o koltuklardan çekilin.
Çünkü siz sadece görev yapmıyorsunuz.
Bir inancın kaderini belirliyorsunuz.
Ve bugün attığınız her yanlış adım,
yarın bu yolun mezar taşına yazılacaktır.
Yol; pirle yürür.
Pir yoksa, yol da yoktur.
Ve unutmayın:
Bir yol, kendi önderini yetiştirmiyorsa,
başkalarının yazdığı kaderi yaşar.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası




















