Bahçeli’nin “eşitlik” söylemi, Türkiye’nin tarihsel ve güncel gerçeklikleri karşısında anlamını yitiriyor
Mehmet Ali DEMİRMilliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “herkesin hukuk karşısında eşit olduğu” yönündeki sözleri, Türkiye’deki toplumsal gerçeklikten kopuk, sahte bir vitrin süsünden öteye geçmemektedir. Türkiye’nin tarihsel hafızası ve devlet politikalarının bugünkü yansımaları göz önünde bulundurulduğunda, Bahçeli’nin açıklamaları yalnızca bir söylem oyunundan ibaret kalıyor. Bu ülkede adalet mumla aranırken, eşitlikten bahsetmek ne yazık ki halkın yaşadığı gerçekliği yansıtmıyor.
Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı Yardımcılarından biri Alevi, diğeri Kürt olabilir” açıklaması, yüzeyde kapsayıcı gibi görünse de, gerçekte bir asimilasyon stratejisinin vitrine yerleştirilmiş yeni bir süsüdür. Devlet, yıllardır Alevi toplumunun haklı taleplerini ya görmezden gelmiş ya da göstermelik adımlarla bastırmaya çalışmıştır. Aleviler, hiçbir dönemde devlet kapısına gidip lütuf istememiş, kendi inanç ve kültürünü devletin müdahalesi olmadan yaşamak için mücadele etmiştir. Bahçeli’nin açıklaması, Alevilerin yüzyıllardır süren eşit yurttaşlık mücadelesini hafife alan, vitrinleştiren bir yaklaşımın devamıdır.
Bahçeli’nin bu “temsil” önerisi, Aleviler için ne bir kazanım ne de gerçek bir çözüm anlamına gelir. Çünkü asıl mesele, temsil değil, devletin inançlara mesafesiz, baskıcı yaklaşımıdır. Alevilerin ve diğer inanç topluluklarının talepleri, devletin bu alanlardan tamamen elini çekmesi, inançların özgürce yaşanabildiği demokratik bir ortamın sağlanmasıdır. Aksi takdirde “vitrine konan” bir Alevi ya da Kürt kimliği, yalnızca mevcut sistemin asimilasyon politikasını derinleştiren bir araç olacaktır.
Bahçeli’nin “herkesin eşit olduğu” söylemi, somut gerçekler karşısında hızla çöküyor. Türkiye’deki devlet kademelerinde Aleviler sistematik olarak geri planda tutulmuştur. Bu soruları Bahçeli’ye sormak gerekir:
. Türkiye’de kaç Alevi emniyet müdürü var?
. Kaç Alevi vali olarak atanmış durumda?
. TSK’da Aleviler en üst rütbelere kadar yükselebilmiş midir?
. Üniversitelerde kaç Alevi rektör, dekan veya profesör yönetici pozisyonundadır?
Bu soruların cevapları ortadadır ve aslında hiç sorulmasına gerek yoktur; çünkü yanıt, Alevilerin devletin hiçbir kritik karar mekanizmasında temsil edilmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu gerçek, Bahçeli’nin eşitlik söyleminin tamamen boşta kaldığını ve yalnızca siyasi bir vitrin görevi gördüğünü kanıtlıyor.
Türkiye’de bugün adalet, yalnızca bazı kesimlerin lehine işleyen bir sistem haline gelmiştir. Aleviler, Kürtler, farklı inanç ve kimlik grupları hala ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmektedir. Bahçeli’nin “hepimiz kardeşiz” söylemleri, bu grupların maruz kaldığı ayrımcılığı ve eşitsizliği ortadan kaldırmaya yetmez. Gerçek eşitlik, ancak hukuk ve adaletin herkes için tam anlamıyla işlediği bir düzenle mümkündür.
Bahçeli’nin politik duruşu ise bu yönde bir adım atmak yerine, tam tersine mevcut sorunları vitrin süsleriyle örtmeye çalışıyor. Alevilerin ya da Kürtlerin devletin gölgesinde “temsili” figüranlar olarak sahneye çıkarılması, gerçek bir eşitlik getirmez; aksine halkın taleplerini manipüle eder ve asimilasyon politikalarını güçlendirir.
Aleviler için devletin sunduğu makyajlı çözümler hiçbir zaman kabul edilebilir olmamıştır. Tarih boyunca Aleviler, kendi inançlarını özgürce yaşamak için ağır bedeller ödemiş, katliamlara, sürgünlere ve sistematik ayrımcılığa maruz kalmıştır. Alevi toplumu, ne devletin tanıdığı bir imtiyaz ne de vitrinlerde sergilenen bir sembol arıyor; tek istedikleri, inançlarının ve kültürlerinin devlet müdahalesinden uzak, özgür bir şekilde yaşatılmasıdır.
Kürtler başta olmak üzere farklı halkların anadillerini öğrenmesi ve yaşatması hala çeşitli engellere tabidir. Anadilin ve kültürel kimliğin özgürce yaşanamadığı bir ülkede eşitlikten söz etmek, halkla alay etmekten başka bir şey değildir. Bahçeli’nin “Alevi de bizim, Kürt de bizim” sözleri, bu halkların gerçek sorunlarını görmezden gelen bir vitrin söylemidir.
Türkiye’nin demokrasi sorunu, Bahçeli gibi siyasetçilerin yıllardır sürdürdüğü ayrıştırıcı dil ve yaklaşımın bir sonucudur. Bu ülkenin gerçek ihtiyacı, koltukları vitrin politikacılarına bırakmak değil, özgürlük ve eşit yurttaşlık bilincine sahip aydın yüzlere alan açmaktır. Asimilasyon politikaları, sadece halkların iradesini bastırır; çözüm ise halkın gerçek temsilcileriyle mümkündür.
Bahçeli’nin “eşitlik” söylemi, Türkiye’nin tarihsel ve güncel gerçeklikleri karşısında anlamını yitiriyor. Adaletin mumla arandığı, inançların ve kimliklerin baskı altında tutulduğu bir ülkede, vitrin süsü misali öneriler ne Alevilerin ne de Kürtlerin sorunlarını çözebilir. Alevi toplumu, vitrine yerleştirilecek bir “temsil” yerine tam özgürlük istiyor. Devlet, inançlardan ve kimliklerden elini çekmeli; herkesin dili, kültürü ve inancı özgürce yaşayabildiği bir sistem kurulmalıdır. Aksi takdirde Bahçeli’nin açıklamaları, yalnızca mevcut asimilasyon politikalarının yeni bir perdesi olmaktan öteye geçmeyecektir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













