Devletin Alevi'si Olmayacağız Derken
Mehmet Ali DEMİREvet, Türkiye’de resmi ideolojinin "ya benim dediğim gibisin ya da yoksun" diyerek asimile etmeye çalıştığı Alevi kurumlarının son dönemde en çok kullandığı sloganlardan biri "Devletin Alevi’si olmayacağız" ifadesidir. Hepimiz çok iyi biliriz ki devlet, tüm kurumlarıyla bir bütündür; oluşturduğu coğrafya içerisindeki tüm hiyerarşik yapılar bu bütünün parçalarıdır. Hükümetler ise bu devletin resmi ideolojisine hizmet eden yönetimlerdir. Burada asıl olan, sizin bu yapıdan talepleriniz ve onun verdiği cevaptır. Yani, Alevilerin talebi nedir ve devletin ya da bağlı kurumların bu talebe yanıtı nedir?
Resmi devlet ideolojisi Aleviliği nasıl tanımlıyor? Yerel yönetimler olan belediyeler Aleviliği nasıl tanımlıyor? Devlet, "Alevilik, İslam’ın bir kültürel alt koludur" derken, belediyeler "Alevilik kendine özgü bir inançtır, İslam ile bir alakası yoktur" diyebiliyor mu? Ya da onlar da "Bizce de İslam’a bağlı bir inanç sıralamasıdır" mı diyor? Yani biz, "Devletin İslam Alevi’si olmayacağız" derken, belediyelerin İslam Alevi’si mi olacağız? Burada ortaya konan tavırda bir ikiyüzlülük ve takiye var.
Eğer bugün devlet bir kanun çıkarsa ve "cemevleri Alevilerin resmi inanç merkezi" derse, ne değişecek? Önemli olan, devletin ya da belediyelerin, "Alevi inancı Alevilere aittir, kendilerini tanımlama hakkı bizde değil, Alevilerde olmalıdır" demesidir. Aleviler kendilerini İslam dışı görüyorlarsa, bu onların tanımıdır ve bu tanım kabul edilmelidir.
AKP ve MHP’nin Alevilere yönelik politikaları ve söylemleri, ne yazık ki toplumda derin yaralar açmış durumda. Bu söylemler, Alevi topluluğuna karşı bir ötekileştirme ve dışlama politikasını besliyor. Bu politikalar, Alevileri adeta bir "tabuta" koyar gibi, yaşam alanlarını daraltmakta ve toplumsal baskıyı artırmaktadır.
Ancak bu süreçte yalnızca iktidar partilerinin değil, muhalefet partilerinin de rolü sorgulanmalıdır. Özellikle CHP gibi kendini laiklik ve demokrasi savunucusu olarak tanımlayan belediyelerin, bu duruma kayıtsız kalmaları ya da yeterince karşı durmamaları, Alevi toplumunda büyük bir hayal kırıklığına yol açmaktadır. CHP belediyeleri, bu tabutun etrafında, ellerinde çekiç ve çivilerle beklerken, "Biz öldürmedik, onlar öldürdü; biz sadece bir iyilik yapıyoruz, gömüyoruz" söylemiyle adeta durumu meşrulaştırmaya çalışıyor gibi görünmektedir.
Bu durum, Türkiye'nin çokkültürlü yapısına zarar veriyor ve toplumun farklı kesimleri arasındaki bağları zayıflatıyor. Alevi toplumunun yaşam mücadelesi, yalnızca iktidar partilerinin politikalarına karşı değil, aynı zamanda muhalefetin sessizliğine karşı da bir direniş haline geliyor. Türkiye'nin geleceği, ancak tüm toplumsal kesimlerin eşit haklara sahip olduğu bir anlayışla inşa edilebilir. Bu nedenle, Alevilere yönelik bu politikaların sona erdirilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin özgürce, korkusuzca yaşayabileceği bir Türkiye’nin inşası için çaba sarf edilmelidir.
CHP ve bazı CHP’li belediyelerin Aleviliğe bakış açısı, uzun yıllardır tartışılan ve çeşitli eleştirilere konu olan bir meseledir. Türkiye’nin laiklik ve demokrasi ilkelerine bağlı bir parti olarak kendini tanımlayan CHP, Alevi toplumuna yönelik genellikle kapsayıcı ve koruyucu bir dil kullanmıştır. Ancak, bu yaklaşım her zaman net ve tatmin edici bulunmamış; Alevilerin talepleri ve kimliklerine ilişkin meselelerde belirsizlikler ve çelişkiler gözlemlenmiştir.
Eğer CHP, Aleviliği "İslam’ın bir parçası" olarak görüyorsa, bu durumda AKP’nin dini söyleminden nasıl farklılaştığını daha net açıklaması gerekmektedir. AKP’nin Sünni İslam merkezli politikalarına karşı, CHP’nin Alevilikle ilgili hangi somut politikaları geliştirdiği ve bu politikaların Alevi toplumunun taleplerine ne derece cevap verdiği açıkça ortaya konmalıdır. Aksi takdirde, "bizim İslam’ımız, sizin İslam’ınız" tartışması, Alevi toplumunun kendini ifade etme çabasını gölgede bırakabilir ve CHP’nin de Alevilere yönelik samimiyetinin sorgulanmasına yol açabilir.
Sözde sosyal demokrat bir parti olarak, CHP'nin bu meselede daha açık ve net olması, Alevilerin ne istediğini ve sistemin ne vaat ettiğini halkla dürüst bir şekilde paylaşması gerekiyor. Aleviler, bu ülkede eşit yurttaşlar olarak tanınmak, inançlarını özgürce yaşayabilmek ve kimliklerinin resmi olarak tanınmasını talep ediyorlar. Bu taleplerin açıkça dile getirilmesi, sadece Alevi toplumu için değil, aynı zamanda Türkiye’deki demokratikleşme süreci için de büyük önem taşıyor. CHP’nin bu taleplere verdiği cevap, onun gerçekten sosyal demokrat bir parti olup olmadığını ve Türkiye’deki toplumsal barışa ne kadar katkı sağlayabileceğini gösterecektir.
Sonuç olarak, Alevi kurumlarının takiye yapmadan, samimiyetle, halkın karşısına çıkması ve Alevilerin taleplerini cesurca savunması gerekmektedir. Bunu yaparken de "İslam değiliz ama İslam’ı var eden şahsiyetler bize aittir" gibi sahtekarlıktan uzak durulmalıdır. Eğer doğru çizgide hareket eder ve direnirsek, Türkiye’nin geleceği, tüm inanç gruplarının ve kimliklerin eşitlik içinde var olabildiği bir toplum inşa etmekle mümkün olacaktır.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















