Erdal Eren: Bir Çocuğun İdamıyla Yazılan Utanç Tarihi
Mehmet Ali DEMİR12 Eylül 1980 askeri darbesi, bu ülkenin yalnızca siyasal hayatını değil, vicdanını da askıya aldı. Tankların sokaklara çıktığı, sabahların gözaltılarla, gecelerin işkence sesleriyle dolduğu o karanlık dönemde, devlet aklı korku üzerinden yeniden inşa edildi. Bu korku düzeninin en çıplak, en acımasız ve en unutulmaz sembollerinden biri ise Erdal Eren’in idamı oldu.
Erdal Eren, idam edildiğinde henüz 17 yaşındaydı.
Bir çocuktu.
Ama bu gerçek, 12 Eylül faşizmi için bir engel değil, aşılması gereken bir ayrıntıydı.
Erdal Eren’in yaşı bilinçli biçimde büyütüldü. Resmî belgelerle oynandı, tıbbi raporlar yok sayıldı, savunmalar dikkate alınmadı. Çünkü 17 yaşındaki bir çocuğu idam etmek, yalnızca hukuka değil, insanlığa karşı işlenmiş açık bir suçtu. Bu nedenle darbe rejimi, suçu gizlemek için gerçeği değiştirmeyi tercih etti.
Kenan Evren ve cunta yönetimi için Erdal Eren bir birey değildi.
Bir mesajdı.
Topluma verilmek istenen bir gözdağıydı.
“İtiraz ederseniz, sonunuz böyle olur” demenin en kanlı yoluydu bu.
Erdal Eren’in yargılandığı dava, adaletle değil, intikam duygusuyla yürütüldü. Tanık ifadeleri çelişkiliydi, deliller tartışmalıydı, yargılama süreci baştan sona siyasiydi. Ama bunların hiçbirinin önemi yoktu. Çünkü karar çoktan verilmişti.
Erdal Eren, işlediği iddia edilen bir suçtan değil; gençliğinden, duruşundan, baş eğmeyen kimliğinden dolayı cezalandırıldı.
12 Eylül rejimi, düşünceyi susturmak için bedenleri hedef aldı. Hapishaneler doldu, işkence sistematik hale getirildi, idamlar “hukuki karar” kılıfıyla sunuldu. Erdal Eren’in idamı, bu politikanın en açık örneğiydi.
“Asmayalım da besleyelim mi?”
Kenan Evren’in bu sözleri, yalnızca bir cümle değil, bir zihniyetin özetiydi. Devleti, halkına karşı bir infaz makinesine dönüştüren anlayışın itirafıydı. O sözler, Erdal Eren’in ve onun gibi nice gencin ölüm fermanıydı.
Bugün o sözler utançla anılıyor.
Ama Erdal Eren, onurla hatırlanıyor.
Erdal Eren’i anmak, bir nostalji ya da duygusal bir refleks değildir.
Bu anma, hesap sorma iradesidir.
Devletin suç işleyebileceğini kabul etme cesaretidir.
“Bir daha asla” diyebilmenin koşuludur.
Çünkü unutan toplumlar, aynı suçlara yeniden tanıklık eder.
Çünkü yüzleşmeyen devletler, şiddeti yeniden üretir.
Bugün hâlâ çocukların yargılandığı, gençlerin cezalandırıldığı, itiraz edenlerin susturulmak istendiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu yüzden Erdal Eren’in adı yalnızca geçmişe ait değildir. O isim, bugüne ve geleceğe dair bir uyarıdır.
Erdal Eren idam sehpasında ölmedi.
Onu asanlar tarihin karanlığında kayboldu;
Erdal ise hafızada, vicdanda ve direnişte yaşamaya devam ediyor.
Bir çocuğun yaşı büyütülerek idam edildiği bu ülkenin utancı, ancak hakikatle yüzleşildiğinde hafifleyebilir. O güne kadar Erdal Eren, bu toprakların susmayan sesi olmaya devam edecek.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













