Erdoğan’ın Barış Planı: Oyalama, Anayasa ve CHP’yi Bitirme
Mehmet Ali DEMİRTürkiye’de siyaset, özellikle barış süreci tartışmaları üzerinden yeniden şekilleniyor. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın masada samimi bir çözüm arayışından çok, stratejik bir oyalama politikası yürüttüğünü ortaya koyuyor. Erdoğan’ın bu yaklaşımının 2026 sonuna kadar devam etmesi, ardından yeni anayasa dayatmasıyla siyasetin seyrinde büyük bir kırılma yaratması bekleniyor.
Erdoğan’ın siyaset tarzı uzun süredir zaman kazanma ve kritik hamleleri seçimlere yakın dönemde gündeme getirme üzerine kurulu. Barış süreci de bu çizgiden bağımsız değil.
Bugün için diyalog ve çözüm masasında gerçekçi bir ilerleme sağlanmıyor. Aksine, iktidar süreci sürekli erteleyerek hem toplumsal beklentiyi diri tutuyor hem de Kürt hareketini kontrol altında tutmayı amaçlıyor. Bu politika, geçmişteki çözüm sürecinde görülen “bekletme ve seçim sonrası belirsizlik” taktiğinin günümüzdeki bir tekrarı olarak okunuyor.
Bu sürecin en kritik hedeflerinden biri de CHP. Erdoğan’ın planı, anayasa tartışmalarını CHP’nin üzerine kurarak partiyi zayıflatmak.
- Uzlaşırsa: CHP, iktidara yanaşmakla suçlanacak ve muhalefet tabanında güven kaybedecek.
- Uzlaşmazsa: CHP, barış ve değişim karşıtı “engel parti” olarak gösterilecek.
Sonuç olarak CHP’nin hem merkez seçmen nezdinde hem de Kürt seçmeniyle kurmaya çalıştığı ilişkide yıpranması kaçınılmaz olacak. Bu tablo, Erdoğan’ın uzun vadede CHP’yi “ana alternatif olma iddiasından” uzaklaştırma stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Üstelik bu süreç sadece siyasi söylemlerle sınırlı değil: CHP’li bazı belediye başkanları hakkında açılan davalarla partinin yerel yönetim ayağı baskı altına alınmış durumda. Bugün ise İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum atanması bu stratejinin en somut adımlarından biri olarak kayda geçti. Yakında partinin kapatılmasına kadar gidebilecek bir mahkeme sürecinin de gündeme gelmesi, CHP’yi çok daha ağır bir siyasi krizle karşı karşıya bırakabilir.
2026 sonrasında Erdoğan’ın gündeme getirmesi beklenen en kritik adım, yeni anayasa dayatması olacak. Bu hamlenin üç temel amacı öne çıkıyor:
1. İktidarını kurumsallaştırmak: Mevcut rejimi kalıcı hale getirmek, başkanlık sistemini daha da güçlendirmek.
2. Kürt meselesini araçsallaştırmak: “Milli birlik ve kardeşlik” söylemi üzerinden toplumsal desteği yeniden mobilize etmek.
3. Muhalefeti bölmek: Anayasa tartışmaları üzerinden partiler arasında gerilim yaratarak muhalefeti etkisizleştirmek.
Eğer muhalefet bu dayatmaya karşı çıkarsa, iktidar söylemini “CHP ve diğerleri milli iradeye karşı” şeklinde kurabilir. Eğer muhalefet masaya oturursa bu defa da “iktidarın peşine takılmakla” suçlanacaktır. Her iki senaryoda da Erdoğan kazançlı çıkmayı hedefliyor.
Erdoğan’ın stratejisinin özü çok net: zaman kazanmak, gündemi belirlemek ve muhalefeti tüketmek. Bu denklemde barış masası bir araçtan ibaret hale gelirken, CHP’nin alternatif olma iddiası anayasa üzerinden örülen siyasi oyunda zayıflatılmaya çalışılıyor. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde gireceği en kritik tartışma, bu stratejinin toplum nezdinde kabul görüp görmeyeceği olacak.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













