Erdoğan kendi ekonomik beceriksizliğini ezanla bayrakla kapatmaya çalışıyor
Mehmet Ali DEMİR
Ecevit döneminde kriz olunca, Erdoğan: "Ecevit Hasta yönetemiyor istifa etmeli" Kendi döneminde kriz olunca, Erdoğan: “Dış güçler ezana saldırıyorlar" diyerek bu seklinde kitlesinin bayrak ezan duyarlılığı, ardına ekonomik krizi saklayarak gitmek gidiyor.
Peki nasıl bu hale geldik?
"Dünyanın hiçbir yerinde sadece betona dayalı kalkınma modeli yok. 506 milyar doları betona gömmüş durumdalar. AKP döneminde 62 milyar dolar özelleştirme yapıldı. Bu paralar üretime mi ayrıldı, hayır.
"Çevre ülkelerde kriz derinleşirken, Türkiye sıcak para akışı olan bir ülke haline geldi. Kemal Derviş'in modelini AKP sürdürmeye devam etti. Türkiye'de otomotiv fabrikası, beyaz eşya fabrikası yapıldı mı? Hayır! Ne yapıldı? AVM'ler, gökdelenler yapıldı. Üretim yok. Bunların bir bölümü geçmiş hükümetler tarafından planlanmış Devlet tahvili üzerine bir sistem yarattılar. AKP çok özel koşullar üzerine iktidara geldi. Fakat bu sermaye yatırım sermayesi değildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde 100 milyon dolarla girip, 225 milyon dolarla çıkamazsınız. O yüzden İstanbul Borsası'nın yüzde 80'i yabancıların elindedir.
AKP'nin krizin yıkıcı ve olumsuz sonuçlarından etkilenmemek için erken seçime gitti, Seçimin daha yaklaşık 1,5 yıl varken bu kadar erkene alınmasının nedeni budur. Krizi bilenler, Kılıçdaroğlu'nun da işaret ettiği gibi, vurgun yapmak için yaşanan paniği kullandılar. Bu krizden yararlananlar, vurgun yapanlar ise iktidar çevreleri ve yandaşlar oldu. Kriz henüz gündelik yaşama yeni yeni yansıyor. Buna bir kılıf lazımdı AKP başarısız oldu denemezdi
Erdoğan ‘olmazı’ isteyip krizin büyümesine zemin hazırladı. Erdoğan rejimi bu noktada tercihini ‘kriz’den yana yaptı.
Şöyle ki; ABD başkanı bile olsanız savcıya talimat verip bir soruşturmayı kapatamazsınız. Nitekim Halkbank’a dair soruşturmayı yürüten New York Güney Bölge savcılığı Trump’ın şahsi avukatını bile tutukladı.
Trump’ın avukatını bile tutuklamaktan çekinmeyen savcının siyasi baskıyla kritik bir soruşturmayı kapatmayacağını Ankara’da tabi ki biliyordu.
Basitçe anlatmak gerekirse ; Erdoğan’ın en büyük korkusu ‘uğruna ülkeyi yaktığı’ Zarrab’ın kendi aleyhine vereceği ifadeler ve bu ifadeler üzerine kendisi ile ilgili ‘terörün finansmanı’ soruşturması açılması.
Bu yüzden tıpkı 17-25 Aralık soruşturmalarında olduğu gibi meseleyi hukuki platformdan siyasi sahaya çekti.
Rahip Brunson’ın absürd iddialarla tutuklanıp ‘ver papazı al papazı’ pazarlıklarına konu yapılması aslında bu stratejinin parçası.
Yeri gelmişken bir daha vurgulamakta fayda var. Erdoğan ‘ver papazı al papazı’ demesine ve Gülen’i ‘papaz’ olarak lanse etmesine rağmen gerçekte gündemi her zaman Zarrab’dı.
Şu anda yaşamakta olduğumuz sorun Papaz Brunson krizi değil, doğrudan ‘Erdoğan krizi’.
En baştan adını koyalım ki ‘problem’ doğru anlaşılsın;
Her ne kadar sahnede Rahip Brunson olsa da sorunun özü, esası Erdoğan’ın kendisi. Üstelik bu realite sadece Brunson olayında değil, ABD ile yaşanan bir çok sorunun esasını oluşturuyor.
Gelişmeler herkesin malumu.
ABD, yaklaşık 2 yıldır Türkiye’de tutuklu bulunan Rahip Brunson’un serbest kalmaması üzerine Türkiye’ye yaptırım uygulamaya başladı.
İlk etapta Türkiye’nin Adalet ve İçişleri Bakanları ABD’nin yaptırım listesine alındı. Washington’dan yapılan resmi açıklamalara göre Brunson ve diğer ABD vatandaşları serbest kalmazsa Türkiye’ye yönelik ‘eşi benzeri görülmemiş yaptırımlar’ uygulanacak.
Gelişmeler ABD’nin blöf yapmadığını gösteriyor. Türkiye ise ‘mütekabiliyet’ deyip krizi tırmandırma politikasını tercih etti.
Bu durum zaten zorda olan Türk ekonomisinde büyük dalgalanmalara neden oldu. Nitekim Pazartesi günü yaşanan dolar dalgalanması piyasalarında şakası olmadığını gösterdi.
Rahip Brunson yanında Türkiye’de tutuklu diğer Amerikan vatandaşları, elçilik çalışanları, S-400 hava savunma sistemleri, İran ambargosu gibi çok sayıda ‘kriz’ konusu var.
ZARRAB’DAN BRUNSON’A
Trump yönetiminin tavrı açık; Rahip Brunson ve diğer ABD vatandaşları hemen serbest kalmalı. ABD yönetimi bu konuda kendini bağladı. Kongre’den geçen yasalarda ‘Brunson’ın serbest kalma şartı’ var.
Olayın bir de psikolojik faktörleri var.
Hatırlanacağı gibi Türkiye ile ABD arasında Rahip Brunson’ın takas edilmesi için bir takım görüşmeler yapılmış ve mutakabaka varılmıştı. Söz konusu uzlaşmaya göre Rahip Brunson serbest kalırken Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’da Türkiye’ye gönderilecek, Halkbank’a kesilecek olan ceza da ‘makul sınırlar içinde’ kalacaktı. Ancak Türkiye’nin son anda ‘Halkbank’la ilgili yürütülen iki ayrı soruşturmanın da kapatılmasını’ talep etmesi anlaşmayı suya düşürmüştü.
İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer burası.
Yani Halkbank’a dair soruşturmalar. Halkbank’a yönelik biri ABD Hazine Bakanlığı diğeri New York Güney Bölge Savcılığı’nın yürüttüğü iki ayrı soruşturma var.
ANKARA ‘KRİZ ÇIKSIN’ İSTEDİ
Bu aşamada biraz geriye gidelim.
Halkbank’a yönelik soruşturmalar sürpriz değil.
Erdoğan rejiminin davanın nereye gideceğini bilmediğini düşünmek saflık olur.
Davayı başından sonuna kadar izleyen, notlar tutan elçilik görevlilerinin Ankara’yı haberdar ettiğini bir gerçektir.
Yeri gelmişken bir daha vurgulamakta fayda var. Erdoğan ‘ver papazı al papazı’ demesine ve Gülen’i ‘papaz’ olarak lanse etmesine rağmen gerçekte gündemi her zaman Zarrab’dı.
Gülen’i hiçbir zaman istemedi.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası

















