Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
Mehmet Ali DEMİRBazı coğrafyalar vardır; sabah ezanı yalnızca bir ibadetin çağrısı değil, aynı zamanda bir korkunun yankısıdır. Güneş doğar ama ışık her sokağa uğramaz. Duvar diplerinde büyüyen çocuklar, henüz oyun çağında öğrenir susmayı. Çünkü bu ülkede kelimeler de denetlenir, kahkahalar da, saçın bir teli bile.
Bir ölümün ardından konuşuyor herkes. Oysa asıl mesele ölüm değil; yıllardır bir halkın üzerine çöken ağır gölgedir. Bir adamın adıyla anılan bir düzenin, milyonlarca insanın hayatına nasıl sızdığıdır. Devletin sert yüzü yalnızca meydanlarda değil; evlerin içinde, okul sıralarında, kadınların yürüyüşünde, gençlerin bakışında yaşar.
İran’da çocuk olmak, bazen çocukluğunu saklamaktır. Gözlerinde olması gereken ışığın yerine temkinli bir karanlık taşımaktır. Çünkü babalar işsizliğin, yoksulluğun ve korkunun içinde yavaşça susarken; anneler bir örtünün, bir bakışın, bir adımın hesabını vermek zorunda bırakılır. Sokaklar yalnızca yürünmez; tartılır, ölçülür, izlenir.
Kadın olmak ise bu coğrafyada başlı başına bir var olma savaşıdır. Saçının rüzgarla temas ettiği her an, bir suçun deliline dönüşebilir. Ahlak polisinin gölgesi yalnızca meydanlarda değil; bir kadının aynaya baktığı yerde, kendini var etmeye çalıştığı her anda durur. Bedenine, sesine, kahkahasına çizilen sınırlar, aslında bütün bir toplumun ruhuna çizilmiş sınırlardır.
Ve bütün bunların ortasında iktidar, kendini kutsal bir sessizlikle korur. Eleştirilemez, dokunulamaz, sorgulanamaz bir makam… Oysa tarih bize şunu fısıldar: Hiçbir gölge sonsuz değildir. Ne kadar büyürse büyüsün, bir gün ışığın yönü değişir.
Ama bu hikaye yalnızca içerideki baskının hikayesi değildir.
Çünkü emperyalizmin ayak bastığı her toprakta önce gökyüzünün rengi değişir. Uçak sesleri çocukların ninnisinin yerini alır, pazar yerlerinin gürültüsü sirenlerle kesilir, ekmek kuyrukları uzar, suyun tadı bile metal kokar. Özgürlük vaadiyle gelenler geride yıkılmış şehirler, parçalanmış hayatlar ve adı hiç konmamış yaslar bırakır. Bir ülkenin haritası yeniden çizilirken aslında mezarlıklarının sınırı genişler. Anneler aynı dilde ağlamasa da gözyaşının tercümeye ihtiyacı yoktur; Bağdat’ta, Şam’da, Kabil’de, Trablus’ta olduğu gibi her yerde aynı sessiz çığlık yankılanır. Çünkü emperyalizm bir ülkeye yalnızca asker göndermez; onunla birlikte yoksulluğu, göç yollarını, kimliksiz bırakılmış kuşakları ve uzun yıllar sürecek bir karanlığı da getirir. Gittiği yerde takvimler bile değişir; hayat “savaştan önce” ve “savaştan sonra” diye ikiye ayrılır.
Bu yüzden hakikat iki uç arasında sıkışmaz.
Bir yanda mollaların kurduğu baskı düzeni, diğer yanda o düzeni bahane ederek bir ülkeyi hedefe koyan küresel güçler… Ama halk hiçbir zaman bu iki karanlıktan ibaret değildir. Halk, sokakta başörtüsünü çıkarıp saçlarını rüzgara bırakan kadındır. Halk, yasaklı şarkıyı fısıltıyla söyleyen gençtir. Halk, çocuğunun geleceği için sessizce direnen babadır.
Bir ölümün ardından yazılan her cümle, aslında yaşayanların hikayesidir. Bir rejimin gölgesinde büyüyen korkuyu, bastırılmış hayatları, yarım bırakılmış hayalleri hatırlamaktır. Çünkü unutmak, baskının en çok istediği şeydir.
Biz ne sarayların yas tutan kalabalıklarıyız ne de savaş uçaklarının gölgesinde özgürlük dağıtanların alkışçısı. Biz, çocukların gözlerindeki karanlığın da kadınların yürüyüşündeki cesaretin de tarafındayız.
Çünkü bir ülkenin gerçek yüzü liderlerinin portrelerinde değil; sokaklarında, suskunluğunda ve bir gün mutlaka yükselecek olan sesinde gizlidir.
Hiçbir gölge sonsuz değildir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













