“Hepimiz Hrant’ız.”
Mehmet Ali DEMİRBazı insanlar vardır; bir ülkeye “sevgi”yi yeniden öğretir. Bazı insanlar vardır; kendi halkının acısını anlatırken bir başka halkın yüreğine de dokunur. Hrant Dink işte onlardandı. Bu ülkenin en kıymetli renklerinden biriydi. Çünkü o renk, yalnızca bir kimlik değildi; bir hafıza, bir kültür, bir insanlık terbiyesiydi.
Hrant’ı öldürenler, yalnızca bir gazeteciyi vurmadı. Bir cümleyi vurdu: “Birlikte yaşayabiliriz.” Bir ihtimali vurdu: Eşit yurttaşlık. Bir umudu vurdu: Hakikatle yüzleşme.
Ve yine de… başaramadılar.
Çünkü Hrant, bu ülkede alışılmış “vatanseverlik” tarifine sığmayan bir vatanseverdi. O bu toprağı severken kimliğini saklamadı, hafızasını inkar etmedi, dilini yutmadı. Hrant’ın yurt sevgisi, susarak değil; konuşarak büyüyen bir sevgiydi. Korkarak değil; direnerek çoğalan bir sevgiydi.
Bu yüzden ona “fazla” dediler.
“Fazla dürüst.”
“Fazla cesur.”
“Fazla insanca.”
Oysa Hrant’ın fazlalığı değil, bu ülkenin eksikliği büyüktü. Bu ülkenin eksikliği; adaletti. Bu ülkenin eksikliği; eşitlikti. Bu ülkenin eksikliği; kimliğiyle var olana tahammüldü.
Hrant, kimliğine sahip çıkan bir vatanseverdi. Çünkü kimliğe sahip çıkmak, bu ülkeyi bölmek değil; onu tamamlamaktı. Bu ülkenin çoğulluğunu savunmak, onun onurunu büyütmekti. Hrant bunu biliyordu. Bu yüzden kimliğini “sorun” değil “hak” olarak taşıdı.
O, “Ermeni” olmayı yalnız bir etiket gibi değil; insanlık gibi taşıdı.
Hrant’ın dili sert değildi ama keskin bir hakikatti. Onun sözü nefretten doğmadı; acının içinden geçti. En ağır haksızlıkların ortasında bile, bir kapıyı kapatmak yerine kapı araladı. Bir köprü kurdu. Ve köprü kuranlar, bu topraklarda her zaman hedef olur.
Hrant’ın ölümünde bir ülkenin utancı vardır.
Onu öldüren kurşun, aslında hepimizin içine yaraladı. Çünkü o gün sadece Agos’un önü kararmadı; Türkiye’nin vicdanı da karardı. Ama insanlar o gün sokaklara çıkınca bir şey daha oldu: Karanlığa karşı bir söz büyüdü:
“Hepimiz Hrant’ız.”
Bu cümle sadece bir yas değil; bir direnişti. Bu cümle sadece bir anma değil; bir yemin oldu. Çünkü Hrant’ın bıraktığı miras, korkunun değil, cesaretin mirasıydı.
Bugün Hrant’ı anmak; bir fotoğrafa bakıp hüzünlenmek değildir. Bugün Hrant’ı anmak; bu ülkenin hafızasına sahip çıkmaktır. Bugün Hrant’ı anmak; inkara, ırkçılığa, düşmanlaştırmaya, tekçiliğe karşı bir duruştur.
Hrant Dink iyi bir vatanseverdi.
Ama kimliğine sahip çıkan bir vatanseverdi. Kültürünü saklamayan, tarihini inkar etmeyen, acısını suç gibi taşımayan bir vatanseverdi. İşte bu yüzden bu ülkenin “renklerinden biri” değil; vicdanı oldu.
Bugün onun ölüm yıldönümü.
Ve biz, bir kez daha biliyoruz:
Bir ülke, kendini inkar ederek büyümez.
Bir ülke, yüzleşerek iyileşir.
Bir ülke, renklerini öldürerek değil; yaşatarak vatan olur.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













