İkrarsız Dönek Ne Demek?
Mehmet Ali DEMİRArtık çıkıp ne düşündüğünüzü açık olarak söyleyin. Evirip kıvırmanın bir anlamı yok. Tarafınızı belirleyin ve mücadelenizi o çizgide sürdürün.
Baki Güngör denen şarlatan çıkıp Alevilerin nasıl namaz kılmaları gerektiğini anlatıyor. Bu şarlatana Aleviliği özümsemiş canlar tepki gösterirken, kimi Baki Güngör’cüler de ‘ne şiş yansın ne kebap” peşinde. Bunlardan bazı inanç başkanları. Direkt tepki göstermesi beklenenlerden biri olan inanç kurulu başkanları şöyle diyor. “Aleviler ne Şia – Sünni İslamcılara, ne de dönek ikrârsızlara kapılarını açmayacaklardır.”
Bizler Pirimizin darında ikrar aldık. Can kardeşi olduk. Müsahip olduk. Sen ‘ikrâr’ derken, İslam çizgisinde sapmayı gösteriyorsun. Şimdi bu başkanlara soruyorum.
-Senin anlayışına göre Alevilerin Peygamberi, başı Kuran’a bağlı Muhammed mi?
-Senin anlayışında Alevilik İslam’ın 5.Mezhebi mi?
-İslam’da ‘ikrâr vermek’ var mı?
-Sence ‘ikrâr’ Alevilikte ne anlama geliyor?
-Nedir senin ‘ikrâr anlayışın Sayın Dereli?
**
“Ben Musa'yım sen Firavun
İkrarsız Şeytan-ı lain
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür, ölür dirilir!”
**
Pirim Pir Sultan Abdal, “İkrarsız Şeytan-ı lain” derken iki yüzlü, içi dışı bir olmayan şeytanı düşünenlerden bahsediyor unutma.
Bu yapılanlar Alevileri Sii’leştirme politikasıdır.
Geçmişten günümüze İran'ın Şii nüfus üzerindeki etkisini hepimiz biliyoruz. Türkiye’deki Alevilerin üzerinde oynanan oyunlarda, Baki Güngör gibi şarlatanlar, tam kukla piyonlardandır.
Dünyadaki Müslümanların yaklaşık yüzde 10'unu Şiiler oluşturuyor. Farklı araştırmalara göre Şii nüfusun 155 ila 200 milyon arasında değiştiği tahmin ediliyor.
Anlamaktan zorluk çektiğiniz şey şu "Türkiye’de Alevilik-Bektaşilik Şiiliğin bir alt kolu değildir" iki gelenek arasındaki benzerliğin tarihi arka planı yatan nedenleri iyi incelemek lazım.
"Alevilik kavramı 19. Asrın ikinci yarısından sonra, daha çok da Kızılbaşlık kavramının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Nusayriler de, 19.yüzyılın sonlarından itibaren kendileri için “Alevi” ismini kullanmışlardır. Suriye'de varlığını sürdüren Nusayrilik, her ne kadar “Alevi” adı kullanıyor ise de, Şii-İmamiyye’nin bir alt koludur.
Oysa “Anadolu Aleviliği” de denilen Kızılbaşlık ve Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değildir.
Kızılbaşlık, 16.yüzyılda Erdebil/ Safevi Tekkesi müridleri için kullanılan bir isimdir. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar kendi müridlerini başka tarikatlardan ayırt edebilmek için onlara 12 dilimli bir kızıl taç giydirmiştir. Böylece Kızılbaş adı özellikle Erdebil Tekkesi müridi olan Türkler için övgü içeren bir isim olmuştur.
Çaldıran Savaşı Osmanlı - Safevi sınırının belirlenmesine yol açmış. Bu savaştan sonra Safevi topraklarında kalan Kızılbaşların önemli bir kısmı zorla Şiileşmek durumunda kalmış. Osmanlı topraklarında kalanlar ise Erdebil Tekkesi ile bağları kopmuş olsa da, Kızılbaş olarak kalmışlardır. Bu bakımdan Kızılbaşlık Yesevi geleneğine bağlı bir Sufi oluşumdur. Kızılbaş olabilmek için Kızılbaş anne-babadan doğmuş olmak gerekmektedir. Kızılbaşlık’ta velayet esastır; Şiilikte ise imamet."
Velayet erenlerdir, ermiştir, derviştir,. Yani insanı-kamildir. Bu da İslam’da yoktur.
Bence artık yol ayrımındayız. Herkes tarafını belirlemeli ve ona göre mücadele etmelidir. İçimizdeki Baki Güngör'lere göz yumarsak 'gideceğimiz yer cami ve namazdır'. Bunu sakın unutmayın.
Aşk ile
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası

















