Kâlu bela’dan beri varız
Mehmet Ali DEMİR

İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
Hünkâr Hacıbektaş Veli sekiz yüz yıl önce söylemiş! Kuşkusuz Hünkârın vurguladığı ilim gerçeğinin içeriği öncelikle Hak ve hakikat yolunda yürümektir. Aleviliğin temel düsturu da Hak ve Hakikattir.
İnsanlık, tarihi boyunca varoluşun sebeplerini araştırmıştır. Neden ve niçin ile başlayan sorular uygarlık tarihini inşa etmiş, tüm inanış ve felsefi doktrinler, nesnel olanı anlamlandırmanın denemeleri olmuştur. Yunan’da, Mısır’da, Babil’de, Çin’de, Hint’te ve diğer coğrafyalarda düşünce bu şekilde gelişmiştir. Varlık-dünya-yaşam sarmalında insanın ana özne olduğu temel bir gerçektir.
Bana göre Alevilik hakkın insandan can bulmasıyla başlayan insanın çağlar içerisinde gelişen çeşitli kültür ve intaçların sentezidir.Kırklardan kerbelaya, Ahmet Yesevi’den, Gül Baba’ya dek uzanan bir çizgide çeşitli kültür, uygarlık, inanç, töre, örf, gelenek ve görenekler ile kültlerin karışımı ile Anadolu’da harmanlanıp yoğrularak şekillenmiş; inanç ve yaşam biçimidir.
Kâlu bela’dan bu tarafa var olduğunu söylediğimiz Aleviliği getirip bir zaman içine sıkıştırmak kendi gerçeğimize ters düşer.
Tabii kimileri gibi yeni bir alevi tanımı yapmıyorum. Bu benim hadimde değil, benim bakış açım budur ama son dönemlerde birçok şahsiyet Aleviliğin tanımını yapıyor, Alevilik budur diye yeni Alevilik yaratıyorlar, insanın var oluşundan bu yana var olduğuna inandığımız bu inancı onlardan önce kimse adlandıramamış yada onlara göre yanlış yorumlamış.
Lakin Hak ve hakikat bir çırpıda anlaşılacak emek ve çaba sarf etmeden öğrenilecek bir durum değildir. Hak kavramı kutsal değerlerin bir odakta toplanması, bu kavram üzerinden yaşama ve evrene dair gerçekliklerin tanımlanmasıdır.
Alevilik Güncel olarak yaşadığımız tüm sorunlara çözüm üretebilecek, tanım getirebilecek derinliğe ve genişliğe sahiptir. Tabi özünde koparıp ilahi bir yerlerin boyunduruğuna koymak isteyenler olmasa. Tabiki her kes Aleviliği aynı şekilde yorumlamak zorunda değil, Alevilerin yaşadığı açmazın nedeni sorunları Alevi’ce tanımlamak, Aleviliğin verileriyle yorumlamak yerine, güya “Alevi’ce yorum yapıyorum!” adı altında bitmiş tükenmiş siyasal akılla yorumlamalarıdır. Tamda Aleviliğin Hak ve hakikat yorumuna ihtiyaç duyulurken, kendi inancına yabancılaşmak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi asimilasyonu hızlandırmaktan baka işe yaramayacaktır.
Su kavram tüm Aleviler için geçerlidir 72 bin aleme aynı nazarla bakmak, yani kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur' herkes candır mercii ve makamı ne olursa olsun kutsiyet değerlere sahip çıkmaktır, sana verilen görevi ve posta leke düşürmemektedir.
Su gerçeği görmezsek olmaz kul hakkı yiyen nefsine yenik düsen inancına ihanet eden, Alevilikte düşkünlük sayılan işler yapan dedeyse ocakzadeyse ne yapacağız? Kan bağı ve bağlı bulunduğu oçak onun için bir dokunmamazlık sağlamaz ama onu yargılamak Alevi gelneğine göre olmalıdır cezayıda kararıda pirler mürsitler verir. Her şey bu hiyaresi içinde olmalıdır.
Tüm sosyal örgütlenmelerde olduğu gibi, Alevilikte söylenen ve ilke haline gelen sözler ve değerler de mutlaka bir tecrübenin sonucunda söylenmiştir. “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” tabiri halkları, inanç gruplarını, cinsiyetleri eşit görmek birini diğerine egemen kılmamak anlamındadır.Yani pirde talipte candır saygı sevgi ve rızalık cercevesinde hizmet verir hizmet alır kurumlar içinde hiyeraşiye her kes uymak zorundadır.
Düşünce tarihindeki ekoller kendi ontolojilerini tümsel şekilde açıklarken Alevilik düşün-inanç sistemi, insanı merkez alan bir yapılanma olarak gelişmiştir. Yaşam ile ilgili sorunsalı fizik dünyada değil, insan metaforunun gelişiminde gören Alevilik, ideal insanı anlatmanın yanında yetiştirmenin de okulu olmuştur.
Öğretinin iç terminolojisi ile kamil insan, insanlık değerinin örneklemi olarak görülmüştür. Geleneksel bakışın yaratan-yaratılan-madde alan şeklindeki kategorik tavrına karşılık Alevilik, teklik-çokluk paralelliği (Vahdet-i vücut) temelinde açıklamalar yapmıştır. İnsan’ı tema olarak ontolojik-epistemolojik yapısının merkezi yapan Alevilik, tanrısal-insani içerikli önermeleri temel manifestosu olarak kabul etmiştir
XVI. yüzyılda ne demiş Şah Hatayi

“Dört şey vardır karındaşa çok lazım,
Bir ilm, bir kelam, bir nefes, bir saz
* * * * *
“Bir kandilden bir kandile atıldım
Turab oldum yeryüzüne saçıldım
Bir zaman Hak idim Hak ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim”
Alevilikte Hak ve hakikat yaşamı teşkil eden her şey olup bir Alevinin sorumluluğu “Her şeyi” bilmek, anlamak, kendi yol ve süreğinde sosyal bir birey olabilmektir. “Alevilik insanı merkezine koyar!” amma sadece bu dersek Aleviliği eksik algılamış oluruz.
Alevilik yaşamı ve yaşamsal olan ne varsa onu merkezine koyar. Kâinat, dünya, doğa, çevre Aleviliğin merkezindedir. İnsan işe bu değerleri koruyup, geliştirip, yaşama becerisini sağlayabilecek bir varlıktır. Yani Alevilikte “İnsan çok değerli, diğer varlıklar az değerli” değildir. Çünkü bilirinki biri diğerini tamamlar.
Kainatın aynasıyam
Madem ki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyam
Madem ki ben bir insanım
İnsan hakta hak insanda
Ne ararsan bak insanda
Çok marifet var insanda
Mademki ben bir insanım
Demiş Aşık Daimi
Aşk ile
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













