Kalender Çelebi’den Günümüze: Örgütlülük, Dernekçilik ve Alevi Kurumsallığı
Mehmet Ali DEMİR1527’de Tokat ve çevresinde yaşanan Kalender Çelebi isyanı, yalnızca Osmanlı tarihinin bir olayı değil, aynı zamanda Alevi topluluklarının hafızasında derin bir iz bırakan bir dönüm noktasıdır. Kalender Çelebi, dönemin ağır baskılarına karşı binlerce Kızılbaş’ı etrafında toplayarak büyük bir başkaldırıya öncülük etti. Ancak Osmanlı devleti, bu örgütlü direnişi kısa sürede bastırdı; Sadrazam İbrahim Paşa komutasındaki ordu Kalender Çelebi’yi savaş meydanında öldürdü ve başını kesip İstanbul’a gönderdi. Bu trajik son bizlere önemli bir ders bırakır: dağınık, disiplinsiz ve kalıcı kurumsallıktan yoksun hareketler, büyük bir kitlesel güç barındırsa bile uzun ömürlü olamaz, iktidar karşısında dayanamaz.
Örgütlülük yalnızca yan yana gelmek değildir; kendi mali gücüne dayanarak bir dernek açmak ya da bireysel heveslerle kurum kurmak da örgütlenme sayılmaz. Bu olsa olsa “dernekçilik”tir. Gerçek örgütlülük, bireylerin ortak bir amaç doğrultusunda kolektif akıl ve disiplinle hareket etmesidir. Dernekçilik “benim derneğim, benim kararım” anlayışına dayanırken, örgütlülük “bizim kurumumuz, ortak kararımız” bilincini şart koşar. Birimize yapılan haksızlığa diğerimiz sessiz kalıyorsa, birimize yönelen saldırıya diğerimiz duyarsızsa, ortada örgütlülük değil yalnızca parçalı dernekçilik vardır.
Avrupa’da kurulan dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar, diasporada Alevi kimliğini yaşatma ve yeni kuşaklara aktarma açısından çok değerli kazanımlar elde etti. On yıllar süren mücadele sonucunda Alevilik bağımsız bir inanç olarak yasal statü kazandı; Avusturya’da ise “Frei Aleviten” çatısı altında yürütülen örgütlü çaba sayesinde Alevilik İslam’dan bağımsız bir inanç olarak tanındı. Bu, sabırla yürütülen örgütlü mücadelenin meyvesidir.
Ancak ülkelerin büyüklüğü ve oradaki Alevi halkının çokluğu, yani daha fazla dernek ve kitle gücüne sahip olmak, beraberinde farklı sorunlar da getirmiştir. Büyük ülkelerde kimi dernekler “benim üyem çok, benim kitlem büyük” diyerek kendini dayatmış, kendisi gibi düşünmeyenleri dışlamış, gücü kendi menfaati için kullanmıştır. Bu anlayış örgütlülüğü zayıflatmış, kolektif dayanışmayı parçalamıştır. Uzun süre yönetimde kalmak da benzer bir tehlike barındırır; kişi zamanla kendi egosuna yenik düşer, kurumun çıkarlarını değil, kendi varlığını korumayı önceler. Bu da kurumsal yapıyı işlevsizleştirir, örgütlülüğü dağıtır. Avrupa Alevi örgütlülüğü, bütün tarihsel kazanımlarına rağmen bu nedenlerle hâlâ gereken güç ve yaptırım gücünü tam anlamıyla elde edememiştir.
Alevilik, yüzyıllardır sorunlarını çözmek için bir ilkeye yaslanır: sorunlar razılıkla, pir katında ve halk önünde çözülür ve buna kimsenin itirazı olmaz. Bu köklü gelenek bize yol gösterir; kişi ya da grubun dayatması değil, toplumsal rıza ve ortak akıl esastır. Eğer örgütlülük de bu anlayışla inşa edilirse kalıcı ve güçlü olur.
Bir dernek içinde yönetim bir karar alıyor ama üyeler buna uymuyorsa, o kurum birlik sağlayamaz. Bu başıboşluk, kişisel hırslar ve “ben bilirim” anlayışı kurumların etkisini zayıflatır. Gerçek örgütlülük, demokratik tartışmayı, ortak karara saygıyı, bireysel heveslerden çok toplumsal yararı gözetmeyi gerektirir. Kalender Çelebi’nin isyanı büyük bir kitlesel güce yaslanıyordu ama kalıcı örgütlülük olmadığı için kısa sürede dağıldı. Bugün aynı hataları tekrar etmemek, Alevi toplumu için tarihsel bir sorumluluktur.
Sonuç olarak; örgütlülük bireylerin değil, toplulukların gücüdür. Dernekçilik kendi sınırında kalır, örgütlülük ise hak mücadelesini kalıcı ve kurumsal hale getirir. Avrupa ve Türkiye’deki Alevi kurumlarının önünde iki seçenek vardır: ya kişisel çıkarlarla bölünmek ya da tarihsel deneyimlerden ders alarak kenetlenmek. Dayanışmadan doğan güç, yalnızca inancımızı ve kimliğimizi değil, aynı zamanda yaşadığımız ülkelerde demokrasi ve özgürlük mücadelesini de büyütecektir. Örgütlülük, rızalığa, kolektif akla ve kenetlenmeye yaslandığında geleceğimizin en sağlam güvencesi olacaktır.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













