Mehmet Ali DEMİR

Kızılbaş Aleviliğin Yol Serüveni: Rızadan Ranta

Mehmet Ali DEMİR
  13-09-2025 10:46:00

Kızılbaş Aleviliğin kökleri, İslam’ın tarihsel yayılımından çok daha eskiye, doğayla kurulan canlı bir varlık felsefesine dayanır. İnsan; ateş, su, toprak ve hava ile bütünleşen bir “can” olarak görülür. Vardan var olmak anlayışı, insanın Hakk’ın zuhur ettiği bir varlık olduğunu, Tanrı’nın gökte değil, taşta, suda, nefeste ve candan bulunduğunu ifade eder.

Bu yolda doğa kutsaldır. Su yaşamın kaynağı, toprak bedenin yurdu, ateş arınmanın ve nurun sembolüdür. İnsan bu unsurların dengesiyle var olur. Bu yüzden “Rıza Şehri” düşü, herkesin birbirine zarar vermeden, doğaya ve cana rıza ile yaşadığı bir toplumsal ütopyayı işaret eder.

Alevi inancında varlık bir kez yaratılıp bırakılmış değildir. Devir daim döngüsü içinde can, sürekli dönüşür; taşta, suda, ağaçta, insanda yeniden zuhur eder. Bu nedenle Hakk yalnızca bir “uzak yaratıcı” değil, bütün varlıkta içkin bir hakikattir.

16. Yüzyılda Safeviler ile Osmanlı arasında sıkışan Anadolu’daki Kızılbaş toplulukları ağır bir siyasal ve inançsal baskıya maruz kaldı. Safevi ideolojisiyle birlikte Hz. Ali ve 12 İmam kültü Alevilerin inanç dünyasına sistematik biçimde sokuldu. Bu süreç, Kızılbaş yolunun doğa merkezli özünden uzaklaştırılması, Kerbela merkezli matem anlayışının öne çıkarılması ve ritüellerin Şii doktrine yaklaştırılması anlamına geldi.

Bu dayatma yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda bir asimilasyon politikasıydı. Kızılbaş köyleri defalarca katliamlara uğradı, sürgün edildi. Devletin gölgesinde yaşamak için kimi zaman “Müslümanlık” kisvesiyle saklanmak zorunda bırakıldılar.

20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu’daki köylerden şehirlere başlayan göç, Aleviliğin yaşam pratiğini de dönüştürdü. Kırsalda doğayla iç içe yaşanan cemler, şehirde beton binaların arasında kimlik arayışına dönüştü.

Doğal yaşamın rızalık üzerine kurulu ahlakı, şehirde yerini modernleşme, işçi sınıfı kimliği ve siyasal örgütlenme biçimlerine bıraktı.

Şehirleşmeyle birlikte Aleviler kendi cem mekanlarını oluşturma ihtiyacı duydu. 1980’lerden itibaren ortaya çıkan cemevleri, başta bir direniş ve kimlik ilanıydı. Ancak zamanla bir kısmı siyasal iktidarların, belediyelerin veya Avrupa’daki diaspora örgütlenmelerinin desteğiyle kurumsal yapılara dönüştü.

Kızılbaş yolunun temelinde paylaşım, lokma, rıza vardı. Sofra kutsal kabul edilir, bir lokma dahi “Hak lokması” olarak görülürdü. Fakat günümüzde bazı kurum ve temsilcilerin, bu inancı koltuk, iktidar ilişkisi ve maddi rant için araçsallaştırdığı görülüyor.

Cemevleri üzerinden yürütülen siyasi çıkar ilişkileri, iktidar sofralarından pay alma hevesi, Aleviliğin özündeki rıza şehri özleminin tersine, yeni bir yozlaşma alanı yarattı. Yol önderlerinin yerine, siyasetçilerin gölgesinde kimlik değiştiren figürler öne çıktı.

Kızılbaş Aleviliğin özünde Hakk’ı tüm varlıkta bilmek, doğayı kutsamak, rızalıkla yaşamak ve adaletli bir toplumsal düzen kurmak vardı. Fakat tarihsel süreç içinde Şii-İmami kültün baskısıyla şekillenen ritüeller, Osmanlı-Safevi iktidar oyunları, göç ve şehirleşmenin yarattığı kimlik kırılmaları ve günümüzdeki rant-siyaset ilişkileri bu özü gölgeledi.

Bugün Aleviler için asıl mesele, asimilasyonun gölgesinden çıkıp yeniden “rıza şehri”ni aramak; sofrayı siyaset ve ranttan değil, hak, adalet ve paylaşımdan kurmaktır.

Mehmet Ali Demir

  Bu yazı 5117 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım