Kızılbaş Direniş Önderleri ve Aleviliğin Bastırılan Hafızası
Mehmet Ali DEMİRAlevilik yüzyıllardır bu topraklarda sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda halkın zulme karşı geliştirdiği en güçlü toplumsal adalet çizgilerinden biri olagelmiştir. Ancak bu yol, hem Osmanlı’da hem Cumhuriyet döneminde bastırılmak, şekillendirilmek ve sonunda yok edilmek istenmiştir. Bugün cemlerde okunan kimi gülbenglerde “devletin bekası” için dua edilmesi, “askerin kılıcı keskin olsun” denmesi, bu kırılmanın en görünür sonuçlarındandır.
Gerçekte Alevilik, hiçbir zaman sarayın ya da sultanın yanında olmamış; haklıdan, mazlumdan, halktan yana tavır almıştır. Ne var ki bu direniş çizgisi sistematik bir biçimde bastırılmış, Alevi hafızasına yabancı isimler, Şii anlatılar ve "yumuşatılmış" figürler monte edilerek, halkçı-devrimci karakterinden koparılmak istenmiştir.
Alevilikte yıllarca “Yedi Ulu Ozan” adı altında bir anlatı oluşturulmuştur. Fakat bu yedi isimden bazıları aslında Alevi bile değildir, birçoğu saray çevresinde yaşamış ya da devleti kutsayan içeriklerle tanınır. Örneğin, Fuzuli gibi bazı isimlerin şiirleri Alevi toplumu içinde gerçek bir karşılık bulmazken, direnişin gerçek öncüsü olan halk önderleri bu listeye alınmamıştır.
Pir Sultan Abdal, Alevi isyan mirasının sembolüdür ama onun gibi olan, hatta ondan önce gelen nice direnişçi önder vardır:
Baba İshak, Baba İlyas, Şeyh Bedreddin, Şah Kalender Çelebi, Hubyar Sultan, Nesimi, Şahkulu Baba Tekeli, Torlak Kemal, Bozoklu Celal, Deli Hasan, Abdal Musa, Seyyid Rüstem, Şeyh Cüneyd, Şeyh Haydar, Şah İsmail gibi…
Bu isimlerin hemen tamamı ya Osmanlı tarafından "zındık", "mürted", "eşkıya" ilan edilerek idam edilmiştir ya da onların yolundan giden binlerce kişi katliamlara uğramıştır.
Baba İlyas (13. yüzyıl), Anadolu’da halkı büyük bir ruhani ve toplumsal ağ etrafında örgütlemiş, sarayla ilişkisi olmayan, halktan yana bir yol anlayışıyla binlerce yoldaşa öncülük etmiştir. Onun halifesi Baba İshak, Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı en büyük halk isyanlarından birini örgütlemiş ve binlerce kişinin katıldığı Babaî isyanının başıdır. Bu isyan, sadece siyasal değil, aynı zamanda inanç ve sınıfsal bir başkaldırıdır.
Baba İshak’ın başkaldırısı bir din meselesinden öte, sömürü ve baskıya karşı halkın isyanıdır. Onun “halk için yol” anlayışı, bugünkü Alevi yolunun gerçek tarihsel köklerinden biridir.
Nesimi, Hurufi geleneğin en büyük şairi ve halk önderlerinden biridir. “Enel Hak” diyerek insanın içindeki ilahi özü yüceltmiş, dogmaya ve otoriteye baş kaldırmıştır. Derisi yüzülerek idam edilmesi, onun kelamının gücünü durduramamış; aksine Kızılbaş topluluklarında simgesel bir kahramana dönüşmüştür. O, sarayda değil sokakta, halkın vicdanında yaşamıştır.
Şeyh Bedreddin: "Yeryüzü Sofrası" ve Ortaklaşmacı Yol
Şeyh Bedreddin, “Yeryüzü sofraları herkese yeter” diyerek hem Osmanlı merkeziyetçiliğine hem de sömürüye karşı durmuş, Alevi-Bektaşi köylerinde büyük destek görmüş bir halk önderidir. Bedreddin, sadece inançta değil, mülkiyette de eşitliği savunmuştur. Onun yol arkadaşları Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa, Kızılbaşlarla iç içe bir halk hareketi örgütlemiş, idam edilmiş ama unutulmamıştır.Bunların hiç biri cemlerden anlatılmazken onun yerine Kerbela ve İmamlar Üzerinden Dayatılan Şii Asimilasyonu sunulmuştur
Alevilik, kendi kökleriyle, inanç sistemiyle ve toplumsal ahlakıyla bambaşka bir yolken; yüzyıllardır bu yol, kendisine ait olmayan değer ve figürlerle kuşatılmıştır. Bunların başında ise Kerbela anlatısı gelir.
Kerbela, Alevilik inancının parçası değildir. Bu olay, İslam tarihindeki bir iktidar ve hilafet savaşıdır. Yani bir koltuk kavgasıdır. Hüseyin ve Yezid arasında yaşanan, iktidarın kime geçeceğiyle ilgili bir hesaplaşmadır. Alevilik bu savaşın tarafı değildir. Alevilik, ne halifelik tartışmasının ne de İslam devletlerinin iktidar yapılarının bir parçası olmuştur.
Evet, Kerbela bir insani trajedidir. Aleviler bu olayı sadece insanlık dramı olarak lanetler, ama onu kendi yolunun merkezi saymaz. Çünkü bu yol, tarih boyunca başka bir hakikat taşımıştır.
1500’lerden itibaren, özellikle Osmanlı-Safevi çatışması sürecinde, Anadolu’daki Kızılbaş topluluklar üzerinde Şii temelli bir ideolojik baskı kurulmaya başlanmıştır. Bu baskının araçlarından biri de Kerbela olmuştur. Kerbela anlatısı, ağlayan, yas tutan, sabreden bir toplum yaratmak için sistematik biçimde Aleviliğe monte edilmiştir. Oysa Kızılbaşlar bu hikayeyi biliyordu, ama yolun merkezine koymuyordu.
Zamanla bu anlatı; insanların halkın yaşadığı adaletsizliklere değil, sadece tarihsel bir İslam trajedisine gözyaşı dökmesini telkin etti. Yani insanlar; günümüzde yaşanan zulme, yoksulluğa, devlet şiddetine değil; 1400 yıl önce yaşanmış bir savaşa kilitlenerek, bugünün direnişini unutmaya zorlandı.
1500’lerden itibaren Osmanlı-Safevi çatışmasıyla birlikte Kerbela ve 12 İmam anlatısı, Alevi toplumu üzerine Şii merkezli olarak monte edilmiştir. Oysa Kızılbaşlar bu imamları tanımıyor değildi; ama onları siyasi birer sembol değil, halktan yana yol önderleri olarak biliyorlardı. Kerbela, bir matem değil, bir direnişti. Ne var ki yüzyıllar boyunca bu anlatı "ağla, yas tut, diz çök" şeklinde yeniden kurgulandı. Böylece Aleviler, bugün bile cemlerde dünyanın adaletsizliklerine değil, sadece Kerbela’ya gözyaşı döken bir ruha hapsedildi.
Bu da, Kızılbaş çizginin en büyük kırılmasıdır. Çünkü tarih boyunca cem, sadece dua edilen değil, halkın sorunlarının konuşulduğu, kararların ortak alındığı, zulme karşı direnişin planlandığı bir meclisti.
Sonuç olarak; Kerbela, Aleviliğin kutsalı değil, tarihsel bir trajedidir. Bu trajediyi kutsal yapmaya çalışan her müdahale, Kızılbaş direniş damarını boğmak için yapılmıştır. Bu nedenle yolun hakikatine dönmek; kendi önderlerini, kendi hakikatini ve kendi direnişini yeniden hatırlamakla mümkündür.
Yüz yıl süren bu zihinsel asimilasyon süreciyle Alevi toplumu, kendi tarihini unutur hale getirilmiştir. Devleti öven, askerin kılıcına dua eden, zulme değil itaate çağıran gülbengler, sonradan uydurulmuş; sahici, devrimci yol erenlerinin sözleri ise ya yasaklanmış ya da yok sayılmıştır.
Bugün birçok cemevinde halkın yaşadığı adaletsizlik değil, sadece dini semboller konuşulmakta; dünya gerçeklerinden uzaklaştırılan bir inanç sistemi yaratılmaktadır. Bu, halkı susturmanın inançsal versiyonudur.
Alevilik bir vicdan hareketidir. Bu vicdan, sadece mezar taşında ağlayan değil, haksızlık karşısında “dur” diyen bir halk vicdanıdır. Baba İshak, Nesimi, Bedreddin, Pir Sultan, Kalender Çelebi, Hubyar Sultan, Deli Hasan… Bunlar sadece tarihsel figürler değil, aynı zamanda bugünkü adaletsizliklere, inkârlara ve asimilasyona karşı Alevi toplumunun direniş hafızasıdır.
Bugün bu yolun çocukları, geçmişin hatalarını düzeltmekle yükümlüdür. Cemlerde diz çöküp ağlamak değil; ayağa kalkıp adaleti haykırmak gerekir. Yol budur: Biat değil irade, ağlama değil direnme, unutma değil hatırlama...
Çünkü Kızılbaşlık, sadece bir inanç değil, bir halk direnişidir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













