Mehmet Ali DEMİR

Kuyu Tipi Cezaevleri: Tecrit Rejiminin Yeni Yüzü

Mehmet Ali DEMİR
  22-08-2025 08:41:00

Türkiye’de son yıllarda inşa edilen S ve Y tipi yüksek güvenlikli cezaevleri, mahpuslar tarafından “kuyu tipi” olarak adlandırılıyor. Bu adlandırma tesadüfi değil; çünkü bu cezaevleri yalnızca beton duvarlarla çevrili mekanlar değil, insanı ruhen ve bedenen çürütmeye yönelik modern işkencehaneler. Hücreler 10 metrekareyi aşmıyor, pencerelerdeki ızgaralar o kadar dar ki bir toplu iğne bile zor geçiyor. Güneş ışığı yok, temiz hava yok, insani iletişim yok. Mahpusların anlatımıyla: “Kuyunun dibinde yosun tutmamız isteniyor.”

Türkiye’de hapishaneler her dönem iktidarların muhalefeti bastırma aracı oldu. 12 Eylül Diyarbakır Cezaevi, askeri darbenin simgesi olarak zorla marş okutulan, kimliklerin ezildiği bir işkence merkeziydi. 2000’lerin “Hayata Dönüş Operasyonu” F tiplerinin kapısını açtı; hücre tipi mimariyle tecrit kurumsallaştırıldı. Bugün ise kuyu tipleri, F tiplerinin de ötesine geçen mutlak izolasyon rejimi olarak karşımızda. Mahpusların sözleriyle: “F tipinde gökyüzünü görüyorduk, kuyu tipinde onu da göremiyoruz.”

Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değil. ABD’nin Supermax hapishaneleri ve Guantanamo, İspanya’da ETA mahpuslarının uzak cezaevlerine sürülmesi, Almanya’da RAF üyelerinin izolasyonu hep aynı amaca hizmet etti: Muhalifleri teslim almak, iradelerini kırmak, kimliklerini silmek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu uygulamaları “insanlık dışı” ilan etti. Türkiye’nin kuyu tipi cezaevleri de bu uluslararası örneklerin daha ağır bir kopyası niteliğinde.

Bugün Serkan Onur Yılmaz ölüm orucunun 284. gününde “Her dakika işkence” diyerek direnişini sürdürüyor. Grup Yorum üyesi Ali Aracı açlık grevinin 184. gününde “Hücreye temiz hava bile girmiyor, 7/24 kameralarla izleniyoruz” sözleriyle koşullarını anlatıyor. Onların mücadelesi yalnızca kendi yaşamları için değil, insan onurunu savunma mücadelesi olarak görülüyor.

İnsani bir perspektiften bakıldığında tecrit yalnızca bir hapishane uygulaması değil, rejimin kendisinin bir yönetim biçimidir. Kuyu tipi cezaevleri neoliberal otoriter düzenin toplumu parçalama ve muhalefeti susturma stratejisinin en somut aracıdır. İçeride mahpuslara dayatılan izolasyon, dışarıdaki topluma verilen açık bir mesajdır: “İtaat etmezsen kuyudasın.”

İnsan hakları örgütleri ise kuyu tiplerini “işkencenin mekansallaşmış hali” olarak niteliyor. Aile görüşleri engelleniyor, sağlık hakkı gasp ediliyor, mektuplar sansürleniyor, Adana gibi bölgelerde mahpuslar suya bile erişemiyor. Bu koşullar ulusal hukukun yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin de açık ihlalidir.

Sonuç olarak kuyu tipi cezaevleri Türkiye’nin hapishane tarihindeki en ağır izolasyon biçimidir. Diyarbakır Cezaevi’nin işkence geleneğini, F tiplerinin tecrit mimarisini ve dünyadaki izolasyon örneklerini birleştiren yeni bir “yaşayan mezar” düzeni kurulmuştur. Bugün yapılması gereken açıktır: Kuyu tipi cezaevleri kapatılmalı, tecrit rejimine son verilmeli, sağlık, iletişim ve görüş hakları güvence altına alınmalıdır. Çünkü tecride karşı mücadele yalnızca mahpusların değil, tüm toplumun özgürlük mücadelesidir.

Mehmet Ali Demir

  Bu yazı 4604 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım