Seni Almaya Geldiklerinde Sesler Çıksın Diye, Bugün Ses Ver
Mehmet Ali DEMİRAlman papaz Martin Niemöller, Hitler faşizminin karanlığında sessiz kalan bir toplumun çöküşünü anlatırken şöyle demişti:
“Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
Bu sözler, sadece geçmişin bir yankısı değil, bugünün karanlığına düşen bir ışıktır. Çünkü bugün de aynı sessizlik, farklı yüzlerle, aynı suskun korkuyla yeniden karşımızda duruyor.
Sessizliğin hikayesi her zaman küçük başlar.
Önce parmağını alıyorlar, sonra kolunu…
Ayak parmaklarını, bacaklarını, dilini kesiyorlar.
Sonra gözlerini oyuyorlar ve bir gün tamamen yok oluyorsun.
Bugün Türkiye’de bu yok ediliş, adım adım, planlı ve sistematik şekilde işliyor. Cezaevlerinden başlayan sessizlik, artık sokaklara, üniversitelere, mahkeme salonlarına kadar uzanmış durumda.
Cezaevleri, sadece bedenlerin değil, fikirlerin de tutsak edildiği yerlerdir.
Orada gazeteciler var, avukatlar var, öğrenciler, kadınlar, sanatçılar var.
Hukuku savunanlar “örgüt üyesi”,
Hakikati yazanlar “propagandacı”,
Barış diyenler “terörist” ilan edildi.
Bir ülkenin duvarları kalınlaştıkça, pencereleri küçüldükçe, sesler de boğulur.
O duvarların ardında sadece mahkümlar değil, halkın adalet umudu da tutuluyor.
Kozağaçlı madeninde hayatı çalınanların avukatı olarak söylüyorum:
Adaleti savunmak, artık suç sayılıyor.
Müvekkilinin hakkını arayan her hukukçu, sanki onunla birlikte yargılanıyor.
Biz avukatlar, adaletin sadece duruşma salonlarında değil, sokakta da savunulması gerektiğini biliyoruz.
Ama ne zaman bir avukat gözaltına alınsa, bir kısmı “Ben avukat değilim” diyerek başını çevirdi.
Oysa her sessizlik, bir sonraki adaletsizliğin davetiyesidir.
Gerçeği yazmak suç sayıldı.
Gazeteciler sabah baskınlarıyla evlerinden alındı, haberleri “örgüt propagandası” sayıldı.
Bir kısmı hala Silivri’de, bir kısmı sürgünde.
Ve toplumun büyük bir bölümü sessiz kaldı:
“Ben gazeteci değilim.”
Ama bilmediler ki basın sustuğunda, halk da kör olur, sağır olur.
Hakikati göremeyen bir halk, kendi geleceğini de göremez.
Eşitlik isteyen kadınlar meydanlarda dövüldü.
Üniversitelerde söz söyleyen öğrenciler yurtlarından atıldı.
Sendikaya üye olan işçiler kapının önüne kondu.
Adalet isteyen madenciler copla dağıtıldı.
“Ben öğrenci değilim, ben kadın değilim, ben işçi değilim” diyenler başını çevirdi.
Ama adaletsizlik, sırasını beklemeden herkese uğrar.
Aleviler, Kürtler, Ermeniler, gayrimüslimler…
Birbirine benzemedikleri için dışlandılar.
Cemevleri hala Aleviler yol erkan merkezi sayılmadı.
Anadilinde konuşanlar, kimliğini söyleyenler hedef gösterildi.
“Ben onlardan değilim” diyenlerin suskunluğu, bu ülkenin vicdanını taşlaştırdı.
Grup Yorum’un konserleri yasaklandı, şarkıları suç sayıldı.
Bazıları açlık grevinde öldü, bazıları hala hapiste ve ölüm orucunda.
Oysa sanat, halkın nefesidir.
Sanatçıyı susturmak, halkın kalbini susturmaktır.
Ve o kalp sustuğunda, ülke mezarlığa döner.
Faşizm sadece iktidarın zulmüyle değil, toplumun sessizliğiyle büyür.
Her sustuğumuzda, bir başkasının kapısı çalındığında, o sessizlik bizi de içine çeker.
Niemöller’in sözleri bir tarih dersi değil, bir vicdan çağrısıdır.
Bugün gazeteci, öğrenci, işçi, kadın, avukat, sanatçı… kim olursa olsun onun için ses çıkarmak, kendi insanlığımızı savunmaktır.
Seni almaya geldiklerinde sesler çıksın diye, bugün ses ver.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













