Sosyal Medyanın Ahlak Krizi
Mehmet Ali DEMİRSosyal medya, başlangıçta ifade özgürlüğünün, alternatif medyanın ve kamusal katılımın alanı olarak sunuldu. Bugün gelinen noktada ise, para kazanma hırsının ahlaki sınırları yerle bir ettiği, her türlü pespayeliğin “içerik” adı altında pazarlanabildiği bir arenaya dönüşmüş durumda. Beğeni, izlenme ve reklam geliri; utanma, sorumluluk ve hakikat duygusunun önüne geçmiş durumda.
Artık sosyal medyada görünür olmanın yolu çoğu zaman nitelikten değil, rezillikten geçiyor. Özel hayatın teşhiri, yoksulluğun pornografisi, şiddetin sıradanlaştırılması, kadın bedeninin metalaştırılması, çocukların istismar sınırında kullanılması… Tüm bunlar “algoritma seviyor” bahanesiyle meşrulaştırılıyor. Oysa ortada masum bir tercih değil, bilinçli bir ahlaksızlık ekonomisi var.
Bu düzen, ne kadar çarpıcıysan o kadar değerlisin ilkesine dayanıyor. Çarpıcılık ise çoğu zaman hakaretle, aşağılama ile, yalanla ve linçle sağlanıyor.
Asıl mesele sadece rezilliğin teşviki değil; aynı zamanda ekran haksızlığıdır. Topluma katkı sunan, emek veren, bilgi üreten insanlar görünmez kılınırken; bağıran, hakaret eden, aşağılayan figürler algoritmik olarak ödüllendiriliyor. Bu, tesadüf değil; sistemin tercihidir.
Gazetecilik ilkelerine bağlı kalanlar “sıkıcı” bulunurken, yalanı süsleyenler “fenomen” oluyor. Gerçeği savunanlar hedef haline getirilirken, manipülasyon yapanlar sponsorluk kapıyor. Böylece kamusal alan, hakikatin değil gürültünün hakimiyetine teslim ediliyor.
Sürekli tekrar edilen her rezillik, bir süre sonra normalleşiyor. Bugün tepki çekmeyen içerikler, dün kabul edilemezdi. Bu normalleşme, sadece dijital dünyayı değil, toplumsal ahlakı da çökertiyor. Çünkü ekranlar artık sadece yansıtmıyor; şekillendiriyor.
Çocuklar rol model olarak hakaret edenleri, gençler başarı ölçütü olarak teşhiri, toplum ise “herkes yapıyor” gerekçesiyle sessizliği öğreniyor.
Elbette sorumluluk yalnızca içerik üreticilerinde değil. Platformların denetimsizliği, reklam verenlerin etik kayıtsızlığı ve izleyicinin sorgulamayan tüketimi bu çarkı besliyor. Ama en büyük sorumluluk, bilerek pespayeliği seçenlerdedir. Çünkü her tercih, bir değer üretir; ya insanlıktan yana ya da çürümeden yana.
Sosyal medya bir araçtır; ama bugün bu araç, ahlaksızlığın kazanca, haksızlığın şöhrete dönüştüğü bir sistem olarak işliyor. Buna karşı çıkmak “ahlakçılık” değil, insani bir zorunluluktur. Rezilliği izlememek, paylaşmamak, alkışlamamak; ekran haksızlığına karşı atılabilecek en küçük ama en etkili adımdır.
Çünkü susarak tüketilen her pespayelik, yarının daha büyük çürümesinin zeminini hazırlar.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













